Gün, güneşin doğuşu ile batışı, 24 saatin dolması ve birçok değişik tanım ile tanımlayacağımız bir kavramdır. Kelimeleri tanımlamak çoğu kez kolaydır ve bir şekil izah edilme durumu vardır. Fakat kelimelerin kifayetsiz kaldığı, boğazların düğümlendiği nice kötü günlerde vardır.
Gün geçmiyor ki hayat sillesini üzerimizden eksik etmesin ve gün geçmiyor ki nice ağır yaşantıların gerçeklikleri ile gözler önüne serilmesin. Öyleki artık genç neslin dilinden düşmeyen bir popüler şarkı haline dönüşmüş halleri bile mevcut. Artan yaşamsal zorluklar, yoksulluk değilde açlık sınırında ve altında yaşayan bir çok insanın yaşam hikayesine bize yansıdığı kadarı ile şahitlik ediyoruz. Öyleki geçenlerde Eminönü’nde bir amcamızın ne yapayım çalışmak zorundayım deyişine şahitlik ettik. Ve dahası ben daha ne yapayım diyip canına kast etmek isteyen bir amcaya daha tanıklık ettik. Bunlar şanslı olup bize yansıyanlardı. Peki ya bize hiç yansımayanların akibeti ne olacak ? Bunun ile alakalı en ufak bir bilgimiz dahi yok. Maalesef kış bütün çetinliği ile kapıda ve peşinde açlık ve yoksullukla birleşmesi ile ciddi bir yıpratıcı etken olarak yaşam ve yaşantılarımızı ağırlaşmasına neden oluyor. Ve tüm bunlarla beraber insanlığımızda bu durumlara göz yumarak ölüyor. İyinin,doğrunun, faydalının hükümleri eriyor. Mücadelemiz yetersiz bir şekilde sürüyor. Pansuman çalışmalar ile günler kurtulmaya çalışılıyor ama nafile ateş bacayı çoktan sarmış ve milletimiz borç bataklığında dişe diş mücadelesini sarf ediyor lakin buda yeterli değil. Bir anne yüreği edası bir baba dayanağı edası ile devletimizin bir an önce bu alanlarda ciddi mesai harcayıp ciddi kararlar alması gerekiyor. Her geçen vakte yazık oluyor, ziyan olan zamanımız değil, insanlığımızdan gidiyor.
Mesele çok net ve açık, bunca ağır yaşantıların devlet eli ile desteklenmesi elzemdir. Yine üreten ekonomiye geçiş hamleleri temelli çıkış kapımızdır. Yoksa gidenin arkasından el sallayan bir sürü ile çözümsüzlük ortaya çıkmış olacaktır. Ağır yaşantılarımızı gelin beraber hafifletelim.