25 Şubat 2019 Pazartesi

Az Laf

Bir cümle ile birden fazla şeyler anlatabilmek isterdim. Çünkü bazen susmak bile yetmiyor. Kimi zaman boş vermeler, içine atmalar. Çok şeyler değil az şey konuşup bir çok şeyi anlatabilmek isterdim. Hem susmamışta olurdum, hemde rıza göstermezdim. Bazı şeylere artık yanlış diyebilmenin vakti geldi. Yoksa mutlak son belli kara toprak. Keşke dememek için, çok konuşarak laftada kalmamak için az laf çok iş. Yanlışa yanlış, doğruya doğru çokta sığ olmadan sıyrıl da doğrul. Doğrul ki her şeyi fark edebilesin. İnşallah olur tek cümle ile bir çok şeyi anlatabilmek belki o zaman değişir her şey...

İSLAM VE İLİM


Yaşadığımız dünyanın her geçen gün bir bataklığa sürüklenir gibi sürüklendiğine bizzat şahit oluyoruz. Öyle ki gerek görmezden gelerek, gerek geçiştirerek sıyrılmaya çalışıyoruz veya bunlara zorlanıyoruz. Hayatın bu şekilde kurgulandığı bir dönemde, seçeneklerin kısırlaştırılıp önümüze koyulması kabul edeceğimiz bir durum değildir. Bir Müslüman şahsiyete yakışmayan bir durumdur. Her ne kadar teknoloji çağı denilen bir dönemde yaşasak da cahillik ve cehalet her yerde almış başını gitmektedir. Temel manada dinimizi yaşantımıza aktarıp yaşamadan ve ilim açısında kendimizi geliştirmeyip bunları insanlığa aktarmadan bu cahillik ve cehalet son bulmayacaktır.
İslam ve ilim ayrılması pek mümkün olmayan bir birlikteliğe sahiplerdir. Kaldı ki dinimizin emir ve yasaklarının çoğunu ilim ile açıklarız. Yani ilimi dinimizin pekiştirilmesine yardımcı bir araç olarak düşünebiliriz. Böylelikle hem kendi hayatımızı bir istikamet belirlemek adına hem de bütün insanlığın hayatındaki istikamete katkı sağlamak adına çağın puslu havasını dağıtmamız için sahip olmamız gereken şeyler sağlam bir iman ve ilim sahibi bir birey olmaktır. Bir Müslüman şahsiyettin hatta ve hatta genç bir Müslüman şahsiyetin apaçık bir şekilde baş belası olan cehalete çare araması ve çözüm bulması en birinci vazifesidir. Ve çağın sunduğu onca batıl şeylere ayak uydurmaktansa çağa ışı tutan bir yapıya bürünmesi en belirgin özelliklerindendir. Çağa ışık tutmak adına yapacağı en büyük niteliği ise ilim olarak kendini geliştirmesi ve bunu dinimiz ile birleştirip güzel bir sonuca ulaşması olacaktır. Cehalet sadece bilinmemek değildir. Bilinmemesi gereken bir şeyi ısrarla bilmemek, yapılması gereken şeyi ısrarla yapmamak veya her ikisinin zıttı durumlarında karşımıza çıkan olayların bütünüdür. Kaldı ki bilme noktasında çağımız pek açık bırakmasa da, yapılması gerekenin yapılmaması noktasında hala bir katkıda bulunmamıştır. Bu açığı kapatacak çağa ışık tutacak insanların hidayetine vesile olacak kişiler iman noktasında elhamdülillah Müslümanım diyerek, iman etmenin gereği ile önce kendisi yaşayıp, sonrasında başka insanlarında yaşamasına katkı sağlamalıdır. Katkı sağlamasındaki temel unsur ise elbette ki ilimdir. Asırlardan beri bu böyledir. Birde suyu bulandırmak isteyen yani hakkın karşısında batıldan yana olup ve bunun gerekliliklerini yerine getiren ve getirmesi gereken bir güruhta var. Dünya bu noktada eşit bir ve zıtları ile kaim bir yerdir. Çağa ve çağın kötülüklerine, batıla, batılı ile her türlü ilişkiye karşı İSLAM VE İLİM. Gerisi alemlerin Rabbi’nin takdiri olacaktır. Bir Müslüman gence düşen ise iman, ilim ve elbette ki neticesinde aksiyon alması olacaktır. Ve görülecektir ki cehalet duvarları yıkılacak, karanlıklar yerini aydınlığa bırakacaktır.

4 Şubat 2019 Pazartesi

KEŞF-İ AMAÇ


Bir hayattır almış başını gidiyor. Geçmişi herkese göre değişken, geleceği ise pek belli olmayan, puslu, ucu bucağı görünmeyecek bir vaziyette. Zaman hiç durmayarak geçip giderken, vadesini dolduranların buralardan göçtüğü, bir söğüt gölgesinde soluklananların olduğu, telaşeye kapılıp oradan buraya koşturanların ama en önemlisi de hayırda yarışanların olduğu bir alemdeyiz. Buda tebessüm sebebimiz oluyor ve yaşadığımız evreni daha anlamlı kılıyor.
Nasıl yaşarsak öyle ölürüz, ne ekersek onu biçeriz. Böylelikle hayatımızın da bir tercih meselesi olduğunu belirtmek isterim. Öyle ki dünyalık kaygılar ile hayatı boyunca hareket eden bir kimsenin sonu pek parlak değildir. Sonu sadece sade bir ölümdür. Sade bir ölümü de kimse istemez. Bir ömrün sonu amaçsız, bir hiç uğruna heba olması ölüm kadar ağırdır. Yaşanılan bu hayatın elbette bir gayesi olmalı, gayesiz hiçbir şey olamaz, hatta ve hatta varlığı tartışılır. Bunca nimetlerin, yaşanmışlıkların, yaşanacakların bir karşılığı olması kaçınılmazdır. Bununla birlikte bir de amaçsızlığı amaç edinenlere sesleniyorum, son zamanlarda moda halini aldı, böyle gelir geçer rüzgarlara da kapılmamak gerekir. Bu yüzden amacın hak olması bu noktada elzemdir. Hak olan amaç gerek amaçsızlığı ve gerek beyhude amaçları def etmeye yetti ve bundan sonrası içinde yetecektir. Bir diğer önemli husus ise amaçlarımız için çabalarken bir zemin kayması ile araçları amaç haline getirmek ve onlara sarılarak mesafe kat etmeye çalışmaktır. Bu anlık kayma her şeyi yıkacak ve amaca giden yolda zayiat vermemize neden olacaktır. Bunun için sadece ve sadece araçları vazifeleri gereği kullanmak önemli bir anlam taşımaktadır. Şöyle ki dün İslam’ın son peygamberi, rahmet elçisi peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sav) vefatı ile birer ferdi olduğumuz dinimizin emir ve yasakları ortadan kalkmadı ve bitmedi ise, bugün peygamberimizin emanetini sırtına yük edinip bu uğurda, bunun gayretini vererek canını teslim edenlerle de bitmeyecektir ve geçerliliğini yitirmeyecektir. Kimilerine göre önce kendini kurtar sonra başkalarını kurtarırsın ile başlayan bu safsatanın sonu çıkmaz sokaktır. Kimilerine göre delilik olan bu yol, bu hayat için adil görülmemekte, vur patlasın çal oynasın havalarının, başımızdaki kavak yellerinin hiç eksiksiz olması lazımdır. Hali ile bu yönünden dolayı her bir insan için bu durum bir tercih meselesi haline gelmiştir. Ama asıl gaye yani amacımız apaçık bir şekilde gözler önündedir.
Bilirim ki aylardan da şubattır. Nice bu uğurdan canını teslim eden öncülerin şehadete koştukları aydır. Hak olanı hakkettiği yere taşımanın, bütün insanlığın saadet ve selameti için çalışmanın akıbeti de dünya için şehadet ile nihayete ermesidir. Şehadet bir çağrıdır, bütün insanlığa. Gür bir sedadır anlayana. Amaçlarımızı, araçlarımızı yaşadığımız yaşantımızın paralelinde götürmeliyiz işte bu yüzden. Başta bir insan olarak ve bir Müslüman olarak bütün insanların saadet ve selameti için gayret göstermeliyiz. Bu temeli ile zaten bir fıtrat gereğidir. Bir insan Müslüman olsun veya olmasın herkesin ortak faydasına uyacak şeyleri yapmak yükümlülüğümüzdür. Elbette Müslüman kimliği ile bu amaç daha izzetli bir hal alacaktır lakin her iki şekilde de yolların kesiştiğini de görmek gerekir. Bunca gözlem neticesinde iyi insan olabilmek adına rol model aldığımız Necmettin Erbakan, Aliya İzzetbegoviç’i ve nicelerini iyi bir şekilde tahlil etmiş olarak İslam’ı amaç edinip kuran ve sünneti düstur sayarak nice bu uğurda cefa çekenlerin ışığında hayatımızı sürdürmemiz gerekmektedir. Hayatın manası şüphesiz vardır lakin manayı vereni keşfedebildiğimiz zaman. Manayı verenin yardımı ile kimi zaman okulda, sokakta, evde, aklınıza gelebilecek her yerde hak ve hakiki olan amaç kalkanınız ve kalkanımız, rehberiniz ve rehberimiz olsun onun vesilesi ile doğru yerlere doğru şekilde ulaşabilelim. Maksadımız hatta ve hatta her şeyimiz bunun üzerine olsun. O halde niyet hayır, niyet ettiğimiz amaç hayır ve sonucunda akıbet hayır. Bu sonuçlar neticesinde 3 hayır ile sizleri uğurluyoruz…