13 Aralık 2021 Pazartesi

Kısa Ve Öz

 Lafı fazla dolandırmamak günümüzün en mühim meseleleri arasında yerini aldı. Öyleki artık insanlarımız uzun uzadıya bir çok duruma vakit ayırmak ekstra bir çaba içerisinden ziyade çabuk sonuç alacakları ve vakit kaybetmeyecekleri her oluşumu tercih ettiler. Böyle bir girizgahtan sonra asıl meseleyi kısa ve öz bir şekilde dile getirmek isterim. Çok farklı üçgenlerin içerisinde ciddi manada zor bir devirde yaşam mücadelesindeyiz. Uçtan bucağa bizlerde dahil her şey ama her şey çok zor bir hal aldı. Ve peşi sıra bir sürü olumsuzluklarıda sıralayabilirim. Lakin sözü uzatmaya gerek yok. Bunca zorluk ve olumsuzluklara başlangıç çözüm önerisini bırakmak istiyorum. Umutsuzluk yerine ümit ve kendimiz ile çözüm odaklı istişareler yapmalıyız. Bu yol bizi güzel yerlere çıkaracaktır vesselam.

6 Aralık 2021 Pazartesi

DAMLAYA DAMLAYA GÖL OLUR SERÜVENİ

 

Hayat, iyinin, güzelin, doğrunun etkisi altından yavaş yavaş çıkıyor. Dünyada yaşayan bizler her geçen gün birçok yeni, şaşırtıcı ve kötü olaylar ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu olayların hepsi bizlere tecrübe olarak bir ders gibi bilgiler veriyor.  Bu tecrübe bilgilerinin öğrenilmesi ile bizlerde çeşitli kararlar alarak yaşantımızı sürdürmüş oluyoruz. Kazanmış ve öğrenmiş olduğumuz birçok tecrübe önemlidir, fakat önemi ve birçok tecrübenin destekleyicisi tasarruftur.

Tasarruf, tüketilecek herhangi bir şeyi dikkatli kullanma, idareli harcama manasına gelmektedir.  Bu anlamı ile hayatımızın her alanında tasarruf edeceğimiz görülmektedir. Tasarrufun önemi bu hali ile çok net bir şekilde anlaşılmaktadır. Peki, nelerden tasarruf yapabiliriz? Öncelikle enerji kaynaklarından tasarruf yapabiliriz. Elektrik, su, doğalgaz kullanımı buna örnek olabilir. Sonrasında kişisel ihtiyaçlarımız olarak tasarruf yapabiliriz. Kılık kıyafetlerimiz, temizlik eşyalarımız, şahsi olan tüm eşyalarımızın dikkatli kullanımı, alırken ihtiyacımız kadar alınması tasarruftur. Son olarakta en önemli tasarruf zaman tasarrufudur. Çünkü zaman çok kıymetli bir değerdir ve kesinlikle durdurulamaz. Bunun için zamanımızı kesinlikle boşa harcamamalı iyi planlayarak, güzel bir şekilde değerlendirmeliyiz. Aksi takdirde vücudumuz  bedensel gelişimini sürdürürken kişisel gelişimimiz geri kalabilir bu durumda bize olumsuz olarak etkisi olmuş olur. Tasarruf, bizleri çok güzel noktalara ulaştıracak bir eylemdir. Tasarrufa dikkat etmeyerek yapacağımız birçok şey bizi israfa sürükleyecektir. İsraf, tasarrufun düşmanı ve aynı zamanda zıttıdır. Tasarruf olmayan yerde israf vardır. İsraf ise, gereksiz harcama, gereksiz tüketim, savurganlık, tutumsuzluk  anlamlarına gelmektedir.  Tasarruf edeceğimiz her noktada yapılan aşırılık bize israf olarak dönecektir. Doyacağımız, kullanacağımız kadarını almalı ve geriye bu şekilde artırarak israfı ortadan kaldırmalıyız. İsraf ayrıca yaşadığımız dünyanın en büyük problemi buna aynı zamanda tutumsuzluğuda ekleyebiliriz.  Milyonlarca insanın aç, yoksul olduğu dünyamızda eğer israf olmamış olsaydı kesinlikle bu durumlar olmamış olacaktı. Bu durumda bizler dünyanın bu halde olduğunu bildiğimiz için tutumluluğu hayatımızın her noktasında yapmalıyız. İsraftan kaçınmalıyız. Ve bilmeliyiz ki ne kadar tutumlu olursak başta ülkemize, sonra dünyaya ve son olarakta geleceğimize etki etmiş oluruz. Tutumluluk aynı zamanda en büyük vazifemiz ve sorumluluğumuzdur. Başta kendimiz, ailemiz, arkadaşlarımız ve çevremizi tutumlu olmaya sevk ettirmeliyiz. Sadece kendimizinde tutumlu olması yeterli olmayacaktır. Tutumluluk bu durumda da değerlidir, kıymetlidir. İsrafta aynı şekilde kötü ve zararlıdır. Kendimiz için, ailemiz için, sevdiklerimiz için, geleceğimiz için tutumlu olmayın seçin diyerek tutumluluk hareketinin kendimizdeki ilk hareketini başlatıyor ve başta yazımı okuyanları ve sonrasında herkesi tutumlu olmaya davet ediyorum. Davetimin de herkese ulaşmasını yine yazımı okuyan kardeşlerime bir görev olarak veriyorum. Güzel yarınlar için buyurun tutumlu olmaya gidelim. Damlaya damlaya göl olan bu tutumluluk serüvenini beraber başlatalım.

29 Kasım 2021 Pazartesi

Nereye Bu Gidiş ?

 Hayat, bazen su misali, bazen sert esen rüzgar ile savrulan yapraklar, değişen ve her değişimin ardından yenileşen bir döngü gibidir. İnsanların eskiyi yad etmeleride artık git gide de farklılaşıyor. Anılarda saklı olan güzellikler artık yerini ekonomik tartışmalara bırakmış 1 ay öncesini tartışır olmuşuz. Öyleki bu tartışmalarda tarafların radikal ve polyana gibi takılmalarıda itidalin olmadığının en büyük göstergesi olsa gerek. Böylesine her şeyde uç görüşlerde olan toplumumuzun ciddi manada hem sosyolojik hem psikolojik olarak bir takım problemleri ile karşı karşı olduğunu söylemekten kendimi alı koymayacağım. Bunlar ile birlikte elbette çeşitli medyatik algılarla hem radikal tarafa hemde polyana tarafına çekilmelerde mevcuttur. Bunu ile birlikte taraf olmayıp ortalığı alevlendiren bir çok faktörde vardır. Bu mesele daha derinlemesine olması münasebeti ile şimdi değinilecek bir durumda değil. Temel manada ele alınacak durum itidalin ve çözüm odaklı bakma durumunu ortadan kalkmasıdır. Tepki bir çözüm müdür ? Tek başına bir çözüm değildir, sadece çözüme giden yolda ufak bir adımdır. Peki Tepkiyi aşırılaştırmak çözüm müdür ? Elbette değildir, aksine zarardır. Peki olanları sürekli iyi yormak bir çözüm müdür ? Elbette değildir, ortada yanlış varsa ve. üstünü örtülüyorsa buda zarardır. Yani böylesine kutuplaşmanın evveliyetide vardı ve hala var hala devam etmekte, itidal ve çözüm ise bir kenarda keşfedilmeyi beklemektedir. Aslolan milli, yerli ve üreten bir toplum ekonomiye sahip olmaktır. Dışa bağlımlılık her zaman daha kötü sonuçları beraberinde getirecektir. İsraf yatırımlar çare değildir aksine çıkmaz sokakların çıktığı yollardır. Acizane bu ufak bir çözüm alevlenmesi olabilir. Tencereye kaşık vurup gezmek, bizi kıskanıyorlar naraları ile dolaşmak göz boyamaktır. Nereye bu gidiş sorusu bu noktada önemlidir ? İçi boş olmayan hali ve çözümün önemli bir başlangıcı olacaktır. O halde çözüme giden yolda iyi sorular ve niyetimizin çözüm odaklı olmasıdır. Niyet hayr akıbet hayr.

15 Kasım 2021 Pazartesi

Zor Çağ Zalim Zaman


Gün geçmiyor ki, içimizi burkan, kasvete boğan bir birinden beter kötü olaylar serüvenleri ile göğüs göğüse çarpışmayalım. Gün geçmiyor ki, insanımızın umut ve ümitleri bir bir yıkılıp yerle bir olmasın. Ve gün geçmiyor ki geçmişi aramayalım. Öyle bir çağ ve öyle bir zaman ki bereketsizlik buram buram her birimizin üzerine sinmiş ve hiç çıkmayacak bir koku, bir leke gibi yapışmış kalmış. Kara kara düşünmekten zihinlerin karardığı, ve nice kötü betimlemelerin hepsi bu zaman ve çağa birebir ait olduğuna şahitlik ediyoruz. Ve en kötüsüde az yada çok bu durumdan da bizler mesulüz.

Sosyal medyalarda düşen onca haber ve videolarla anlık sarsılmalar yaşarken hiç farkında olmadığımız benlik yetimizi ve tepki fiiliyatımızı kaybediyoruz. Duyarsızlaşmak çok ama çok kötü bir davranıştır. Ve en kötüsü bu davranış her birimizde baş göstermeye başladı. Bir parmağımız ile bir tuşa basarak nice böyle olayları hızlıca geçiyor ve unutuyoruz böylesine olaylarında çoğalması bunun sebeplerinden doğmasından kaynaklı. Şimdi nice olayları peş peşe sıralayabilirim lakin bundan ziyade buralara gelirken neler neler olduğunu iyi etüt etmemiz gerekiyor. Yoksa olayların arasında kaybolmakta çözüm değil. Çağ ve zaman iki önemli unsur, benliğimize yönelik saldırıların çağ ve zamana uyguluğu ve buna hızlıca uyum sağlamamız sonuç olarak her şeyi pekiştirmekte. Hal böyle olunca nice nice güzellikler kaybolup gitmekte. Böylesine umutsuz ve kötü bir yazı yazmak istemezdim ve belkide ekleyemediğim nice sosyo-ekonomik olaylarda cabası. Yitik dünyamızın mahiyeti ellerimizden kayıp giderken ilk olarak başlayıp ve ellerimizden kayarken tutucağımız noktanın bu dünyanın atalardan miras değil, torunlarımızın emaneti olduğunu tüm benliğimiz ile idrak edip buna uygun davranmaktır. Yoksa her horluğun her kötülüğün zaman ve çağı zor olmasına katkı sağlaması içten değildir. Mesele bu kadar açık ve nettir. Gerisi tamamı ile bizdedir.

24 Ekim 2021 Pazar

Ağır Yaşamlarımız

 Gün, güneşin doğuşu ile batışı, 24 saatin dolması ve birçok değişik tanım ile tanımlayacağımız bir kavramdır. Kelimeleri tanımlamak çoğu kez kolaydır ve bir şekil izah edilme durumu vardır. Fakat kelimelerin kifayetsiz kaldığı, boğazların düğümlendiği nice kötü günlerde vardır.

Gün geçmiyor ki hayat sillesini üzerimizden eksik etmesin ve gün geçmiyor ki nice ağır yaşantıların gerçeklikleri ile gözler önüne serilmesin. Öyleki artık genç neslin dilinden düşmeyen bir popüler şarkı haline dönüşmüş halleri bile mevcut. Artan yaşamsal zorluklar, yoksulluk değilde açlık sınırında ve altında yaşayan bir çok insanın yaşam hikayesine bize yansıdığı kadarı ile şahitlik ediyoruz. Öyleki geçenlerde Eminönü’nde bir amcamızın ne yapayım çalışmak zorundayım deyişine şahitlik ettik. Ve dahası ben daha ne yapayım diyip canına kast etmek isteyen bir amcaya daha tanıklık ettik. Bunlar şanslı olup bize yansıyanlardı. Peki ya bize hiç yansımayanların akibeti ne olacak ? Bunun ile alakalı en ufak bir bilgimiz dahi yok. Maalesef kış bütün çetinliği ile kapıda ve peşinde açlık ve yoksullukla birleşmesi ile ciddi bir yıpratıcı etken olarak yaşam ve yaşantılarımızı ağırlaşmasına neden oluyor. Ve tüm bunlarla beraber insanlığımızda bu durumlara göz yumarak ölüyor. İyinin,doğrunun, faydalının hükümleri eriyor. Mücadelemiz yetersiz bir şekilde sürüyor. Pansuman çalışmalar ile günler kurtulmaya çalışılıyor ama nafile ateş bacayı çoktan sarmış ve milletimiz borç bataklığında dişe diş mücadelesini sarf ediyor lakin buda yeterli değil. Bir anne yüreği edası bir baba dayanağı edası ile devletimizin bir an önce bu alanlarda ciddi mesai harcayıp ciddi kararlar alması gerekiyor. Her geçen vakte yazık oluyor, ziyan olan zamanımız değil, insanlığımızdan gidiyor.

Mesele çok net ve açık, bunca ağır yaşantıların devlet eli ile desteklenmesi elzemdir. Yine üreten ekonomiye geçiş hamleleri temelli çıkış kapımızdır. Yoksa gidenin arkasından el sallayan bir sürü ile çözümsüzlük ortaya çıkmış olacaktır. Ağır yaşantılarımızı gelin beraber hafifletelim.

18 Ekim 2021 Pazartesi

KIYMETİ SEVGİ İLE OLAN İLİŞKİ; ÖĞRENCİ VE ÖĞRETMEN

 

Yüz yüze eğitimlerin kıymetini daha da anladığımız ve okullarımızdan daha ayrılmamak üzere kavuştuğumuz vakitlerdeyiz. Tekrarını yaşamamak en büyük duamız oldu. Son bulan bu özlemimiz, aylar geçtikçe tekrardan okula alışmamıza imkân sağladı. Sonrasında aylar birbirini kovaladı özlemler bitti okul tekrar hayatımıza yerleşti. Okulu hiç bu kadar özleyeceğimiz aklımızın ucundan geçer miydi? Ama öyle oldu. Hele ki öğretmenimizi ve arkadaşlarımızı daha da çok özledik. Fakat öğretmenlerimizi daha da çok özlediğimizi itiraf etmeliyiz. Çünkü öğretmenlerimiz çok kıymetlidir ve bizim yetişmemizde çok büyük önemleri vardır. Hatta Öğretmenler Günü olarak bir gün onlar için olsa da değerli öğretmenlerimize olan sevgi, saygıyı tek bir güne sığdıramayız fakat temsili de olsa bugün kıymetlidir.

Öğretmen, mesleği bilgi öğretmek olan kimse, muallim anlamına gelmektedir. Anaokulu ile başlayan eğitim ve öğretim yolculuğumuzda bizim en büyük destekçimiz olan öğretmenlerimiz, gösterdikleri sevgi, öğrencileri olarak bizlere verdikleri önem, bilgileri bize öğretmek için yaptıkları her çaba saygı ve sevgi sebebidir. Öğretmenlerimize sevgi ile bağlanmak, değer vermek bu nedenle önemlidir. Sevgi ve saygı ile ilerleyen eğitim öğretim hayatımızda da çok güzel devam etmemize katkılar sağlayacaktır. Öğrenciler olarak öğretmenlerimize sevgi, saygı ile bağlı olmamız, onlarında yapacakları birçok şeyde katkısı olacaktır. Yaptıkları birçok fedakârlıklar mana kazanacak, severek, isteyerek fazla fazla bir birlikteliği pekiştirecektir.  Bir rehber gibi bizi sürekli yönlendiren, bir anne baba gibi bizleri kucaklayan öğretmenlerimiz biz ne kadar büyüsek te bizlere karşı olan davranışlarında ve sevgilerinde bir azalma olmayacaktır. Belli bir yaşa geldiğimiz ve genç bir birey olduğumuzda bile bizler ile olan iletişimleri kopmayacaktır. Bunu şuan görmek için biraz erken olsa da üzerimizde büyük emeği olan ve olacak olan bütün öğretmenlerimiz kıymetlidir. Onların göstermiş olduğu bu ilgiye bizlerde karşılık vererek saygı ve hürmetlerimizi eksik tutmamalıyız. Gelecekte onlara yapacağımız ziyaretlerde geçmişi yad ederken bir kez daha anlayacağız ki o güzel günlerin, verilen emekleri, karşılıklı sevginin, bizden onlara saygının meyveleri gelecekte bizlere bu gibi buluşmaların onları hatırlamanın, güzel yad etmeye vesile olmuş. Aksi durumu yansıtmak bile çok kötü olurdu. Bu davranışları öğretmenlerimizden esirgemediğimiz takdirde bizlere çok daha fazlası ile geri döneceğini hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız.  Her zaman iyi bir öğrenci olmayı amaç edilmeli, öğretmenini seven ve saygı duyan davranışlar içerisinde olmalıdır. Böylelikle başta ülkemiz olmak üzere Müslümanlara ve dünyaya faydalı bir birey olmuş oluruz.

Son olarak, öğretmen ve öğrenci ilişkisi sevgilerin kat kat karşılığın olduğu, kutsal bir mesleğin ve bir o kadar da zor bir sorumluluğu güzelleştiren nedenidir. Kötü başlayan öğrenci öğretmen ilişkisi güzel devam ederken, kötü bir şekilde devam etmesi bizleri kötülüklerin içerisinde olmamıza ve dönüşü olmayan bir yola girmemize sebep olacaktır, buda istenmeyen ve olmaması gereken olaydır. Bu ilişki güzel olmalı ve bir ömür güzel devam etmelidir. Bir milletin asıl gücü imanlı ve inançlı gençliğidir ve bu gençlik de bu ilişki ile yetişir. Sevgimiz, saygımız daim olsun, biricik öğretmenlerimizin öğretmenler günü kutlu, güzel öğrencilerimizin sevgi ve saygıları eksik olmasın inşallah.

 


9 Eylül 2021 Perşembe

SEVİNÇLİYİZ HEPİMİZ YAŞASIN OKULUMUZ

 

Heyecanlıyız. Uzunca bir araydı ve hepimiz okulumuzu çok ama çok özlemiştik. Öyle ki tatil artık bizim için sıradanlaşmıştı. O en çok beklediğimiz tatil. Hafta sonunu zor ettiğimiz haftalar bizi evde tutmuştu. Hele o sokağa çıkma yasakları yok mu? İşte orda anladık okulumuzun, öğretmenlerimizin ve arkadaşlarımızın ne kadar kıymetli olduğunu. Bir söz vardır, gözden uzak olan, gönülden ırak olur diye, işte uzaktan eğitimde tam bu söz ile karşılık buluyordu. Çünkü derslerdeki haylazlıklarımız bile manasızlaşmıştı, tek bir tuş ile öğretmenimiz bizi durdurabiliyordu. Bu elbette işin şakası ama ciddi manada uzaktan eğitim bizi gerçeklerden kopartıp sanal bir alana itekliyordu. Dile kolay tam 1,5 sene geçti. 1 hafta ara ile başlayan serüven nasıl buraya kadar gelebildi kimse anlamadı. Arada okulların başlama serüvenleri oldu fakat onlarda çok kısa sürdü. Yine koca bir dönemi kısmide yüz yüze ve çoğunu uzaktan olarak tamamlayarak tatile geçiş yapmıştık. Tatilde de yasakların kalkması ile aslında güzel fırsatlar oluşmuştu. Özellikle Anadolu Gençlik Derneği’nin Yaz Etkinlikleri bu dönem için bulunmaz bir fırsattı. O kadar güzel eğitimlerle beraber çeşitli eğitimler ile bizlerle oldular ki bu faaliyetlere katılamayan arkadaşlarımız için büyük kayıp olduğu düşüncesini taşıyorum. Dönem içinde salgından dolayı evlere kapanmak ve uzaktan eğitim almak gerçekten çok sıkıcıydı. Yaz Etkinlikleri ile birazda olsa bunu telafi ettiğimizi ve üstüne yeni dostluklar ile güzel bir tatil dönemi olduğunu söyleyebilirim. Tatilin de sona ermesi ile o heyecan ile beklediğimiz okulumuza, sınıfımıza, sıralarımıza, arkadaşlarımıza ve hocalarımıza kavuşmuş olduk. Hepimiz için çok garip bir dönemdi. Ama bu garip dönemin hala daha içerisinde olduğumuzu unutmamak ve tedbiri hiçbir zaman aksatmamamız gerekiyor. Sonrasında tekrardan eski günlere dönmeyi hiç ama hiç istemeyiz. Her şeyin telafisi mümkün lakin bizlerinde elimizden geleni yapmamız gerekiyor. Bu heyecanlı bekleyişin ardından olan kavuşmamız yarıda kalmaması gerekiyor. Bunun için kurallara dikkat edelim ve uymayanları uyaralım.

Sevinçliyiz hepimiz, yaşasın okulumuz bu günleri çok bekledik ve nihayet kavuştuk. Her şeyin kıymetini yoklukta daha iyi anladığımızın en büyük kanıtıdır. Bir daha ayrılmayalım çünkü her şey yerinde ve zamanı da güzeldir. Tatil bile yerinde ve zamanında güzeldir. Ve unutmadan,  Yaz Etkinlikleri ile bizleri buluşturan Anadolu Gençlik Derneği dönem içinde de kaşif grupları ile çalışmalarına devam etmektedir. Her daim bizle ve bizimledir. 81 ilde her ilçe ve mahallede çalışmalarını sürdürme gayreti içerisindedir. Yaz Etkinliklerindeki güzellikleri dönemin tamamına yayılacağı için bu güzel çalışmalarda ve faaliyetleri kaçırmamak gerekir. Kayıt olmak ve bu güzel faaliyetlere dahil olmamız önemlidir. Teşekkürler Anadolu Gençlik Derneği her şey için çok ama çok teşekkürler.

18 Ağustos 2021 Çarşamba

Önem Arz Etmektedir


Ülkemiz, dünya, insanlık, hayvanlar, bitkiler, virüsler, bakteriler, canlı olan her şey ama her şey bir yolun yolcusudur. Onca yaşanlar , her nerde ne şekilde olup bitenlerle devam etmektedir. Hayaller, planlar, gelecek neler getirecek diye düşünürken bir anda hiç hesapta olmayan durumların cereyan etmesi ve öylece kalakalmışlıklarımız oluyor ve olmaya devam ediyor. İşte tam olarak bir tefekkür boyutuna geçiş, onca yoğun tempo arasından sıyrılma, duraklama hatta bir dinlenme biraz olsun hayatın gayesini, bizlerin hem insan, hemde bir müslüman olarak üzerimizdeki sorumlulukları gözden geçirmemize imkan sağlayacaktır. 


Fanilik, vakti geldiğinde var olduğu bütün ilişkilerden bağını kopartıp gitmektir. Misal, zaman belkide saliselerin saniyelerden, saniyelerin dakkalardan, dakkaların saatlerden kopuşu verebileceğimiz en büyük örnektir. Çepe çevre kuşatılmışız. Unutmamak gerekir. Bedenimizden, yaşadığımız zamana, bulduğumuz Dünya’ya kadar fanilikler ile donatılmışız. Ne kadar da gelip geçer , durmaksızın akan bir nehir gibi her daim bir hareketliliğin tam ortasında ayak uydurur haldeyiz. Ayak uyduramadığımız an işte burdaki mühletimizi doldurduğumuzun kanıtıdır. Düşünmek sadece ve sadece düşünmek gerisinin geleceği kesin ve nettir.


Hal böyle iken önem arz etmektedir. 

Düşünmek, başta kendimizden başlayarak, çevremizden olup bitenleri, sonrasında ülkemiz ve en son dünyamızda olanları incelemek her hali ile pay çıkarmak gerekmektedir. Eyleme geçmek, düşünceler eyleme döküldüğünde tesirini gösterir bunun için eyleme dökülmeyen her düşünce ölü olarak doğar. Ve önem arz etmektedir. Ve en önemlisi aklımızı ve bedenimizi kiraya vermemek büyük önem arz etmektedir. Düşünelim, harekete geçelim ve aklımız ile bedenimizi kiraya vermeyelim. Son olarak dünya fani, ölüm ise hep ani ve hazırlıksızdır bunuda aklımızın bir köşesinde her zaman bulundurmamız gerekmektedir. Ötesi o büyük günün bekleyişi ve hasat vaktidir, ebediyetin gelişidir.

4 Haziran 2021 Cuma

Bir Niyet Okuma Meselesi

 Dünya, her hali ile buram buram faniliğini köşe bucak her yere ulaştırıyor. Doğmanın, yaşananların, yaşanacakların ve nihai son ölümün ile evreler tek tek sırasını bozmadan harfiyen işlemekte olduğunu görmeyenimiz, aksini iddaa edenimiz yoktur. Tüm bu yaşananlar içinde bazen farkında olmadığımız, bazen farkında olduğumuz, bazen tam ortasında olduğumuz hak ve batıl çatışmaları vardır. Dünya’nın her yerinde büyük küçük demeden bu mücadelenin her türlü örneklerine rastlamaktayız. Doğu Türkistan’da , Arakan’da, Myanmar’da, Keşmir’de, Kudüs’te ve sayamadığımız bir çok yerde batıl taraflı olan zulüm ile hak taraflı olan mazlum insanların çarpıştığını, kimimizin tepki verdiği, kimimizin sessiz kaldığınıda görmekteyiz. Büyük resme bakacak olursak kapitalizm ve emperyalizminde batıl safındaki hamleleri ile bizzat karşılaşmaktayız. Böyle bir atmosferde, aynı gök kubbenin altında, amacın aynı, aracın farklı olduğu bir çok hak batıl çatışması ile karşı karşıyayız. İşte tam bu noktada yaptıklarımızın ve yapacaklarımızın mahiyeti, anlamı olacaktır. Bir niyet okuma amaçlı bunca olay döngüsü ile dozaj artırılarak tepkilerde ölçülmektedir. Bu hususta bunu en iyi yapan terörün devletleşmiş hali İsrail’dir. Özellikle kutsallara ve dini günlerde yapacaklarını gerçekleştirerek kendince birden fazla sonuca hızlı ulaşma gayesindedir. Haricen bu gibi zulümlerin hiç yansımadığı ve dozajın giderek arttığı yerlerde vardır. İnsan olmanın gereği, sorumluluğu, yaşayan her bir ferdin boynunun borcu hak olanı söyleyip, batıla karşı durmaktır. Çünkü bu durum insanidir. Müslüman olan bir birey için bu mesuliyet 2 kat daha fazladır. Çünkü bu husus dinin gereğidir. İşte tamda burda tüm bu yaşanan kötülüklere ve niyet okumalara taviz vermemeli yapılması gerekeni yapmalıdır. Hiç bir şeyin garantisi olmayan şu dünyada, bir duruş sergileyip onurlu bir şekilde terk etmek bir manayı ve onca yaşanmışlıkları nişanesi olacaktır. Yoksa toprak olup, ruh bedenden çıkınca gerisi için daha ne olması beklenebilir ki ? Bunuda bir düşünelim, onca saçma sapan şeylerin arasında belki bu düşünce ait olduğu önemi ve sonrasında güzel bir çok dönütün ortaya çıkmasına vesile olmuş olur.

14 Şubat 2021 Pazar

Bir Yozlaşma Hikayesi: Boğaziçi Olayları

 Zamanlardan bir zamandır. Zaman zaman içinde, insanlık gelişirken mi dersek daha doğru olur yoksa evrilirken mi desek daha doğru olur ? Veya ortaya karışık her şey seyrinde iken, insanlık bir hayat mücadelesinin içinde koşuşurken, merceği biraz daha küçültüp ülkemize dönüp olup bitenleri kah içinden, kah uzaktan, kah kıyısından alakalı yaşıyorken, gün geçtikçe daha mı fazla oluyoruz sorularının manasınız kalışını bir fiil bütün benliğimiz ile hissediyor olarak buluyoruz kendimizi. Evet, gün geçmiyor ki bir başka hikayeler bu topraklarda yaşanmasın. Lakin bu hikayeler acıklı hikayeler. Geleceğin bel bağlandığı neslin yozlaşma hikayesi bu kez ve ona paralel hikayeler çoğu kez.

Kamuoyuna yansıyanlar neticesinde çok kötü bir olaylar gördü bu gözler. %99’ u Müslüman olan bu topraklarda ülkenin sayılı üniversitelerinden biri olan Boğaziçi’nde İslam dinin kutsallarından Kabe’ye yönelik çirkin bir saldırı gerçekleşti. Ne amaçlandı ? Neden bu olay oldu ? Ve o saldırının içinde hangi zihniyetten kendini tanımlayan gençlerimiz vardı ? Böyle mühim üç soru da ortaya çıktı. Aslında bu üç sorunun cevabı tekti cevabı ise yozlaşma idi. Amaçlanan yozlaştırma, olayın nedeni yozlaşma ateşini harlamak, olayın içinde yozlaştırmaya sebep olan düşünceleri taşıyan gençlerimiz vardı. Yani yozlaşma. Yani bir kopuş ve o kopuşun sonuçları.

Üstünden çokça konuşacak şeylerimiz olsada, artık konuşmadan çok aksiyon almanın fayda getireceğini görmenin ve anlamanın vaktidir. Bu toprakların bereketinin, yetiştirdiği bereketli insanlarının olduğunu ve yeniden bu yönelişe geçilmesi farzdır. Savrulan akımların arkasından savrulan insanlığı görmek ve seyirci kalmak bize hiç bir zaman yakışmadı ve yakışmayacaktır. Bu aslında bir vazifedir. Sebebi ise bu topraklarda doğduğumuz ve İslamiyet ile şereflendirildiğimiz içindir. Batıl düşüncelere karşı savaşa, zihinlerin yeniden inşasına , kötü sonlu ve acıklı hikayelerin son bulmasına takatimizin sonuna kadar mücadele vermek gereklidir. Bilinir ki, bu bir müjdedir. Hak batıla galebe gelecektir. Mesele aksiyon almaktadır. Boğaziçi ve nice yozlaşma hikayelerinin son bulması için mücadeledir. Gayrısı alemlerim Rabbinde saklıdır. Bizim payımıza düşen ne eksik ne fazlası ile budur.