5 Temmuz 2019 Cuma

Sarp Çıkmazlar

Hepimiz nefes alıp verdiğimiz, canımızın bedenimizin içinde olduğu zaman dilimlerindeyiz. Ne kadar kıymetli değil mi ? Yaşamak gerçekten de pek kıymetli bir nimettir. Ama asıl olan kıymetin içindeki manadır. Bir hedef, bir amaç, bir gaye gerekir mananın mana olabilmesi için. Ve elbetteki bu hedeflere, amaçlara, gayelere ulaşabilmek adına engellerin aşılması lazım gelir. Engeller demişken sizinde taktiriniz bazen aşılmaz olup bizleri duraksatabiliyor hatta çok uzarsa yılmamıza bile sebeb oluyor. Bizden kaynaklı ve farklı sebeblerden ötürü olan milyonlarca şey buna vesile oluyor. Akıl almaz, çözümleyemediğimiz, sıkan, bunaltan, durağanlaştıran , bu da nerden çıktı dedirtecek her şey buna dahil. Fakat biz bu engelleri 2 başlık altında toplayarak meseleyi daha sağlam temellere inşa etmiş oluruz. Biz ve diğer engeller. Babanem her zaman derdi, insanın kendine yaptığını bütün dünya birleşse yapamaz diye. O kadar haklı ki. Ve eklerdi ne edersen kendine, edersin kendi kendine diye. İşte buda iradenin ortaya çıktığı nokta, hayatın takendisi. Biz akıl eden ve irade sahibi olan bir varlıklar olarak bu olay döngüsünün devamını böyle sağlamaktayız. Ve bunun neticesinde de imtihan olup  sürekli yeni olaylar ile karşılaşmaktayız. Bu olaylar yeni imtihan ve engellerin önünü açmaktadır. Bu noktada bizim irademizin baskın olarak dahil olduğu olaylarda, bendeniz pes edilmemesi taraftarıyım. Yanlış ise ortada bırakılmamalı ve düzeltilmeli, doğru ise de doğru olmasına rağmen yine de engelere takılmışsa ısrarla yapılmasından yanayım. Niyesini soracak olursanız buda bir hayat gayesi olarak her birimizin yüreğine işlenmeli, ne olursa olsun doğrunun yanından ayrılmamak, doğru olanı yapmak kalbimizin en güzel köşende olmalıdır. Bunun içindir ki en büyük beka sorunu yüreğimizdedir. Hakikaten yüreğinin sesini dinleyenler saadeti duyar, ona ulaşır. Sarp denilen çıkmazları aşar. Pes etmeyelim, eğer edersek o aşılmaz duvarları en başından beri ören kişi biz oluruz. Tamam onu anladık ya bizden kaynaklı değil ise ne yapacağız dediğinizi duyar gibiyim. Temeli attın son parçası kaldı diyorsunuz, ben bunlarıda duyuyorum. Çok interaktif oldu ama olsun. Oraya gelmiş olalım, bizden kaynaklı olmayan diğer engellerde, çokta yapacak bir şey, derilmemesine incelenip analiz edilecek bir durum yok aslında. Çünkü mesele dümdüzdür. O yüzden yine acizane yazacaklarıma göz kabartın derim.Bu durumlarda, her şeyi oluruna bırakmak, çok asil bir eylemdir. Bazen ne kadar çabalasak da bu durumda fayda etmez. Gerekli zamanda gerektiğini yapmak en güzel en ölçülü olandır. Aslında bu bizden kaynaklı engellerde de geçerlidir ama en çok yakıştığı yer bu durumdur. Bizden kaynaklı olmayan engeller de aşılır , belki biraz zaman alır ama aşılır neticesi bizi tatmin etmesede. Bunu iyi bir şekilde yaşamış ve tasdik ettiğim için söylüyorum. Hayırlısı olsun. Canımız sıkılmasın, her şey devam ediyor, hedefe odaklanalım.
Son olarak toparlıyacak olursam, hayat kimisine göre kısa, kimisine göre uzun bir maraton ama her ikisinde de yorduğu aşikar. Ne kadar engeller, sarp çıkmazlar olsa da en güzel günler bizim olsun. Bir canımız var oda layığı ile yaradana teslim olsun. Selam ederim.

11 Haziran 2019 Salı

YAŞANMIŞLIK SENDROMU


Hayatta tecrübe edilmemiş hiçbir şeyin manası yok derler. Lakin irade ve akıl apayrı bir veli nimettir. Gel gör ki genelde pek önemsenmezler, onun yerine garanticilik daha cezbeden, ilgi çeken yönelinen ve yöneltilen olur. Bunca tecrübenin arkasına sığınarak yaşadığımız bu hayatta düşünmeden ve irademiz ile hareket etmediğimizden belkide hayatımızın çok önemli evrelerini, vakitlerini boşa geçiriyoruzdur, kim bilir ?
Çağın en büyük sıkıntısı olabilir sadece tecrübeye, garanti olana bel bağlamak. İnsanların iradelerini kullanmaması, akıl ederek hareket etmemeleri gerçekten büyük vasıfsızlık. Çünkü,  insanı insan yapan, diğer canlı olan her şeyden farklı kılan özelliklerdendir irade ve akıl hususu. Düşünmek ve iradeyi kullanmak gerçekten büyük nimettir, farkına varan için. Hakikaten garip, hatta o kadar garipki bazen bunun farkına varmamıza rağmen hala yapmak , kendimizi yaparken bulmak daha içimizde hala bazı şeylerin oturmadığının nefsimize yenik düşmenin göstergesi. Elbette tecrübeye sarılacağız, garanti olanı tercih etmek elbette hakkımız ama hayatta bazen her garanti olan her tecrübe edilen husus bizleri doğru yola sevk ettirecek diye bir durum söz konusu değil. Aksine bu tarz hususlar daha büyük yanlışlara, değişik olaylara sebebiyet vermektedir. Ve ardından gelen doğrusu buydu ama yapacak bir şey yok, başka yapacak hiç bir şeyim yoktu cümleleri ile pişman olunmuşluğun resmi. Çok duyar olduk, heleki son zamanlarda. Bazen kendi kendime diyorum ki, doğru bildiğim dahil her şeyi unutayım. Belki akıl etmeme, irademi kuvvetlendirmeye sebeb olur. Hakikatende insanlığın buna ihtiyacı var , hatta büyüklerimizin buna çok daha ihtiyacı var. Evrenin sahibinin yardımının, karşımıza çıkaracağı şeyleri hatırlamaya ihtiyacımız var. Onun bizlerle buluşturduğu tevafukları süprizleri unutuyoruz. Hatta ve hatta garantiye, tecrübeye bel bağladığımız için hayatımızda bu ufak ama güzel olaylara yer bile kalmıyor kaybolup gidiyor.
Kaçırdık dostlar bu trenide. Ama bir sonraki için geç değil bence. Hala bu alışkanlığımızdan sıyrılmanın, ayrılmanın hatta kurtulmanın yolu var. Şimdi bunları burda yaya yaya anlatmak ne kadar doğru ? Elbette doğru değil. Onca çeşitli hikayeler varki şu dünyada hangi birine bir strateji belirleyelim öyle değil mi ? O yüzden hür vicdanımız , irademiz ve aklımız var. Bence tam olarak böyle. Sizde isterseniz kendi içinizde sindirebilirsiniz. Ufakta da bir ricam eğer benimle hem fikirseniz yaz ayı bu için en uygun aydır. Bir düşünün derim, vicdanınızı, iradenizi ve aklınızı sorgulayın. Sonrası için güzel şeyler olacağı kanaatindeyim. İnşallah öyle olacaktır. Her şey gönlümüzce olsun. Güzel günler hepimizin olsun.

7 Mayıs 2019 Salı

YAŞIYORUZ BU HAYATI FELSEFESİ


Yaşıyoruz yaşamakta olduğumuz hayatımızı. Gülüyor, üzülüyor, şaşırıyor bazen tarifi olmayan duygular içinde de buluyoruz kendimizi. Kendimizi buluyoruz evet lakin başkanlarının ne durumda olduğunu, yaptıklarımız ile onlara karşı yanlış bir eylem içinde olduğumuzun farkında bile değiliz. Başkaları deyip diye geçmeyin, başkalarına çok farklı manalar yüklemiş oldum çünkü. Açıkçası sizde başkalarına en yakından uzağınıza pay biçebilirsiniz. Dünya bu yüzden bizim ve çevremizdeki sevdiğimiz insanların etrafında dönmüyor. Evet dönmüyor, dünyayı kendi etrafında dönüyor zannedenler utansın.
Yürek burkmak, kalp kırmak, incinmek, incitmek artık eskisi kadar dikkat edilir bir hal olmaktan kalkar durumda. Bir özgür olma şarkısıdır başladı çalmaya devam ediyor. Nasıl bir özgürlükse herkes birbirinin hakkına girerek daha özgür olma peşinde. Kimi zaman asılsız bir iftira, kimi zaman hiçe sayarak, kimi zaman ezerek, kimi zamanda gerisini siz getirin işte. Yaşıyorsun bu hayatı deyiminin de bu olaylar içerisinde popüler olduğunu düşünüyorum. Onca yaşantı içinde sadece kendi yaşantın ile ön plana çıkmak, kendin için yaşamak, kendin için özgür olmak, en en en olmak nasıl bir yaşamsa bilemem, ne kadar güzel olduğunu da daha idrak edemedim ama yaşıyor olanda kendince yaşıyordur hayatını. Bencil olmak, paylaşmamak, cimri olmak bu ve bunun türevleri yaşıyorsun bu hayatı felsefesi içinde kendine yer buluyor olduğunu düşünüyorum. Kutuplaşmadan beslenen, bütün hedeflerine giden yolda bu strateji ile hareket eden nede çok insan, kurum, kuruluş yapı var. Birde tutturmasınlar mı bireysel hak ve özgürlükler, basın özgürlüğü, dokunamamazlık  falan insan hakikaten hayret ediyor. Hayatımızın her karesinde ama her karesinde kesinlikle kendimizi bu durumlarla karşılaşmıyorum söylemleri ile kandırmayalım. Bazen tam ortasında da olabiliyoruz, bazen sadece izleyerek bu durumu görebiliyoruz. Neden bu durumla ilk kez karşılaşıyormuş veya hiç karşılaşmamış gibi davranıyoruz? Zaten herkes yeteri kadar bu psikoloji ile bütünleşmiş durumda. Bu kervana bir yenisi daha eklemeyelim. Yükselenin insanların olduğu alçalanın ise insanlar arasında engel olan bu gibi duvarların olmasına gayret gösterelim.
Aslında hepimiz çok iyi biliyoruz ki her şey birlikte iken daha güzel, paylaşınca daha keyiflidir. Ama ısrarla bir buhrana sürüklenebilmek için debelenip duruyoruz. Elbette insanız hatalarımız olacak fakat bir hata üzerinde de ısrarla durmak tam bir yaşam israfıdır. Hayallerimizde kendimizce onca güzel yaşam kurguları var, var olmaya devam etmeli. Bunların hayal olarak kalması ve sadece gece güzel bir uykuya dalabilmek için kullanılması ise kanayan yaramızdır. Bir benle güzel olmaz diye hiç kimse kendini geri plana atmasın. Umutsuzluk üzerine bir ömür inşa etmesin. Bencil olmasın, cimri olmasın yapılacak en güzel şeyin daima takipçisi olsun. Derin ahlar yerine derin derin ohlar çekilsin ki her oh çekişin sonunda Dünya varmış be denile bilsin. Ve hiç unutulmasın üstüne de herkes bilsin ki dünya böyle böyle güzel olacak. Yolun sonu böyle düzlüğe çıkacaktır.

13 Nisan 2019 Cumartesi

Beni Kendime Sakladım

İnsan, çoğu şeyi unutur. Çoğu şeyin kolayına kaçar, akıl etmez. Gösterişi ve abartıya ise bayılır. Öyledir ki bu abartı bunu herkese gösterme ve kanıtlama çabasıdır. Devir öyle bir devir ki bu olaylar örgüsünün büyümesindeki en büyük faktör olmuştur. Ufaktan başlıyacak olursak galiba böyle.
Beşer şaşar diye boşuna dememişler. Unutmamızın, akıl etmememizin, kolaya kaçmamızın en genelleme tabir ile nefse uymamız bu şaşma ile gerçekleşir. Bu zaten az buçuk bilinmektedir ve insanlık tarihinin her safasında olağan durumdadır fakat şimdi ile karşılaştırırsak çok çok bir büyüklük oluşturmamaktadır. Meseleyi dahada dallandırıp budaklandıran şey çağımız ile beraber evrilen bir çok hususun çok farklı noktalara gitmesidir. Bu yüzden her gün geçtikçe kat kat büyümesinin sebebinin biraz irdelenmesi gerekmektedir. Bunun perde arkasındaki şeyin ortaya çıkarılması gerekmektedir. 
Yaşantımızda kaybettiğimiz bazı şeyler vardır. Ama o bazı şeylerin içindeki tek bir kavram püf noktasıdır. Gerek farkında olmadan, gerek farkında olarak elimizden kayıp giden bizi biz yapan bir kavram vardır. Sanki neyden söz ettiğimi az buçuk tahmin eder ve kelimelere döker gibisiniz. Evet bildiniz mahremiyet . Çağımızın en hassas konusu belkide ve söylediğim gibi gün geçtikçe önemini yitirir halde. Ve yine öyleki bunun yayılmasını sağlayan mecralar bir hayli popüler ve türer halde. Gün geçmiyor bile değil, bir saniyemiz geçmiyor ki buda mı oldu diyerek insanlığımızı sorgulayamayalım. O kadar farklı tabirlerle, akımlarla gerçek hayatta ve sosyal medyada karşımıza çıkıyorlar ki hayatın acımasızlığı ve beşer olarak bizlerinde bunlara çanak tuttuğu ortaya çıkıyor. Olanları tek bir noktaya sabitleyerek mahremiyet olgusunu sığlaştırmış oluruz. Fakat iletişim çağı olması nedeni ile bir çok mecrada özellerimiz çok kolay şekilde kişiselliğini yitirmekte ve anlamsız hale gelmektedir. Mahremiyet duvarları bir bir yıkılmakta domino taşı misali bir hal almaktadır.
Farkında değiliz ama işin bereketsizliğide burdan kaynaklanmaktadır. Başka yerlerde aramak beyhudeliktir. Bu noktada da bazı nefsi duyguları yıkmak gerekmektedir. Şu an ne yaptığımızın bizim gibi sıradan birisinin alakadar olan şöyle dursun alakadar olmayan birisinin neden aklında yer işgal etsin ki ? Magazine hayat ile içimize içimize ekilen her türlü nifak tohumlarının neden büyümesine fırsat verelim ki ? Bu soruları sık sık kendimize sormak lazım diye düşünüyorum. Umarım bu soruların cevapları halis bir yolun başlangıcı olur. Çağın bu kirli çarkınada bir çomak sokulmuş olur. Bir iç döküştür bi bitiriştir; Beni kendime sakladım ve hiç bırakmadım, bırakmadım ki bu çağa ayak uydurmadım. Mahremiyeti acizane böyle dile getirmek geldi içimden. Muhabbet ve sevgi ile...

12 Mart 2019 Salı

YANLIZLIĞIN TÜRKÜSÜ


Dert çayın demi gibidir. Yalnızlık ise çetin bir kış günü. Neler gelip neler geçiyor ömrümüzde, çoğunu sayamadık sayabildiklerimizi de unutmak üzereyiz. Kimilerini derin bir uykuda unuturuz. Kimilerini boş vermek ile savuştururuz. Ama nedense çoğu kez dertten başımızı kurtaramaz lakin atlatınca da hemen unutup gideriz. Kaç sefer yalnız başımıza kalmışızdır şu ömrümüzde sayamayız, saysak ta bir yere kadar sonra onları da unutuveririz. Bunca atlatılan badirelerin, bir çözümü yok deyip boş vermelerin eşliğinde yürüyoruz işte, ardımızda kalan geçişimize set çekiyoruz, unutuyoruz, boş veriyoruz.
İnsan dert biriktiren bir yapıya sahiptir. Ve çarenin de yalnızlıktan geçtiğini düşünür her seferinde. Dert anlatılmadıkça, yalnız kaldıkça çözüme kavuşacak bir şey değildir. Aksine paylaştıkça, beraber üstüne gidildikçe yok olacak bir şeydir. Bu yüzden inatla, durmadan üstüne gidilmelidir. Çare dertleri, sıkıntıları, sorunları, anlatmaktır. Sus pus olmak sadece işe yaramayan dertler birikimidir. İnsanların birbirlerinin sıkıntılarına çare olmaması, görmezden gelmesi belki de çağımızın bütün seyrini değiştiren temel neden olabilir. Paylaşılmayan hiçbir şey bir fayda vermez veya çözüme gidilme noktasında mesafe kat ettirmez. Susmak çare değildir. Eğer olsaydı bunca yürekler taşlaşmış olmazdı. İşte böyle karanlığa, çözülememezliğe itilen yüzlerce, binlerce, milyonlarca belki milyarlarca insanın farklı farlı yalnızlık türküsü var. Herkes ayrı bir telden, herkes kendi bacağından asılır, herkesin ağzında farklı farklı güfteler yükselir. Durum, hal bu şekilde. Susmak ve susturulmak insanlığa reva görülmüş bir çıkış kapısı gibi ama aslında çıkmaz sokağa dönüşmüş son bulan bir yol.
Tamam susmak çare değil. Peki ya susmayan, konuşmak istediği halde konuşturulmayanlar ne olacak? Hep susmaktan bahsettik. Biraz da susturulmaktan bahsedelim. Belki de bunun vebalinin boyutu daha farklıdır. Dert anlatmakla, adı üstünde dertleşmekle çözüme kavuşur. Ama buna ihtiyacı olan birisini engellemek, başından savuşturmak onu karanlığa, yalnızlığa itmek bir yalnızlık türküsünün daha piyasaya çıkmasına bütün seçkin müzik marketlerinde boy göstermesine sebeb olacak. İyi dertler arkadaşlar. Ama her derde Çare var bu da artık bilinsin. 7’den 70’ine kadar, en ufağından en büyüğüne kadar. Susma, susturulma yoksa sıra sana da gelecek. Ne olursa olsun, ne kadar kapılar kapansa da derdine çare ara, dertleşecek birilerini mutlaka bul. Bugün değilse yarın ama elbet bir gün. Susma, susturulma, her zaman konuşma anını kolla. Hiç utanma, çekime de, o olmazsa başka biri olur. Dert bitmez, sineye çekip, çektirilip yalnızlığa sürüklenmekle nihayete ermez. Yeter artık de çünkü artık yalnızlık türküsünün susup kardeşlik türküsünün konuşma vakti geldi.

25 Şubat 2019 Pazartesi

Az Laf

Bir cümle ile birden fazla şeyler anlatabilmek isterdim. Çünkü bazen susmak bile yetmiyor. Kimi zaman boş vermeler, içine atmalar. Çok şeyler değil az şey konuşup bir çok şeyi anlatabilmek isterdim. Hem susmamışta olurdum, hemde rıza göstermezdim. Bazı şeylere artık yanlış diyebilmenin vakti geldi. Yoksa mutlak son belli kara toprak. Keşke dememek için, çok konuşarak laftada kalmamak için az laf çok iş. Yanlışa yanlış, doğruya doğru çokta sığ olmadan sıyrıl da doğrul. Doğrul ki her şeyi fark edebilesin. İnşallah olur tek cümle ile bir çok şeyi anlatabilmek belki o zaman değişir her şey...

İSLAM VE İLİM


Yaşadığımız dünyanın her geçen gün bir bataklığa sürüklenir gibi sürüklendiğine bizzat şahit oluyoruz. Öyle ki gerek görmezden gelerek, gerek geçiştirerek sıyrılmaya çalışıyoruz veya bunlara zorlanıyoruz. Hayatın bu şekilde kurgulandığı bir dönemde, seçeneklerin kısırlaştırılıp önümüze koyulması kabul edeceğimiz bir durum değildir. Bir Müslüman şahsiyete yakışmayan bir durumdur. Her ne kadar teknoloji çağı denilen bir dönemde yaşasak da cahillik ve cehalet her yerde almış başını gitmektedir. Temel manada dinimizi yaşantımıza aktarıp yaşamadan ve ilim açısında kendimizi geliştirmeyip bunları insanlığa aktarmadan bu cahillik ve cehalet son bulmayacaktır.
İslam ve ilim ayrılması pek mümkün olmayan bir birlikteliğe sahiplerdir. Kaldı ki dinimizin emir ve yasaklarının çoğunu ilim ile açıklarız. Yani ilimi dinimizin pekiştirilmesine yardımcı bir araç olarak düşünebiliriz. Böylelikle hem kendi hayatımızı bir istikamet belirlemek adına hem de bütün insanlığın hayatındaki istikamete katkı sağlamak adına çağın puslu havasını dağıtmamız için sahip olmamız gereken şeyler sağlam bir iman ve ilim sahibi bir birey olmaktır. Bir Müslüman şahsiyettin hatta ve hatta genç bir Müslüman şahsiyetin apaçık bir şekilde baş belası olan cehalete çare araması ve çözüm bulması en birinci vazifesidir. Ve çağın sunduğu onca batıl şeylere ayak uydurmaktansa çağa ışı tutan bir yapıya bürünmesi en belirgin özelliklerindendir. Çağa ışık tutmak adına yapacağı en büyük niteliği ise ilim olarak kendini geliştirmesi ve bunu dinimiz ile birleştirip güzel bir sonuca ulaşması olacaktır. Cehalet sadece bilinmemek değildir. Bilinmemesi gereken bir şeyi ısrarla bilmemek, yapılması gereken şeyi ısrarla yapmamak veya her ikisinin zıttı durumlarında karşımıza çıkan olayların bütünüdür. Kaldı ki bilme noktasında çağımız pek açık bırakmasa da, yapılması gerekenin yapılmaması noktasında hala bir katkıda bulunmamıştır. Bu açığı kapatacak çağa ışık tutacak insanların hidayetine vesile olacak kişiler iman noktasında elhamdülillah Müslümanım diyerek, iman etmenin gereği ile önce kendisi yaşayıp, sonrasında başka insanlarında yaşamasına katkı sağlamalıdır. Katkı sağlamasındaki temel unsur ise elbette ki ilimdir. Asırlardan beri bu böyledir. Birde suyu bulandırmak isteyen yani hakkın karşısında batıldan yana olup ve bunun gerekliliklerini yerine getiren ve getirmesi gereken bir güruhta var. Dünya bu noktada eşit bir ve zıtları ile kaim bir yerdir. Çağa ve çağın kötülüklerine, batıla, batılı ile her türlü ilişkiye karşı İSLAM VE İLİM. Gerisi alemlerin Rabbi’nin takdiri olacaktır. Bir Müslüman gence düşen ise iman, ilim ve elbette ki neticesinde aksiyon alması olacaktır. Ve görülecektir ki cehalet duvarları yıkılacak, karanlıklar yerini aydınlığa bırakacaktır.

4 Şubat 2019 Pazartesi

KEŞF-İ AMAÇ


Bir hayattır almış başını gidiyor. Geçmişi herkese göre değişken, geleceği ise pek belli olmayan, puslu, ucu bucağı görünmeyecek bir vaziyette. Zaman hiç durmayarak geçip giderken, vadesini dolduranların buralardan göçtüğü, bir söğüt gölgesinde soluklananların olduğu, telaşeye kapılıp oradan buraya koşturanların ama en önemlisi de hayırda yarışanların olduğu bir alemdeyiz. Buda tebessüm sebebimiz oluyor ve yaşadığımız evreni daha anlamlı kılıyor.
Nasıl yaşarsak öyle ölürüz, ne ekersek onu biçeriz. Böylelikle hayatımızın da bir tercih meselesi olduğunu belirtmek isterim. Öyle ki dünyalık kaygılar ile hayatı boyunca hareket eden bir kimsenin sonu pek parlak değildir. Sonu sadece sade bir ölümdür. Sade bir ölümü de kimse istemez. Bir ömrün sonu amaçsız, bir hiç uğruna heba olması ölüm kadar ağırdır. Yaşanılan bu hayatın elbette bir gayesi olmalı, gayesiz hiçbir şey olamaz, hatta ve hatta varlığı tartışılır. Bunca nimetlerin, yaşanmışlıkların, yaşanacakların bir karşılığı olması kaçınılmazdır. Bununla birlikte bir de amaçsızlığı amaç edinenlere sesleniyorum, son zamanlarda moda halini aldı, böyle gelir geçer rüzgarlara da kapılmamak gerekir. Bu yüzden amacın hak olması bu noktada elzemdir. Hak olan amaç gerek amaçsızlığı ve gerek beyhude amaçları def etmeye yetti ve bundan sonrası içinde yetecektir. Bir diğer önemli husus ise amaçlarımız için çabalarken bir zemin kayması ile araçları amaç haline getirmek ve onlara sarılarak mesafe kat etmeye çalışmaktır. Bu anlık kayma her şeyi yıkacak ve amaca giden yolda zayiat vermemize neden olacaktır. Bunun için sadece ve sadece araçları vazifeleri gereği kullanmak önemli bir anlam taşımaktadır. Şöyle ki dün İslam’ın son peygamberi, rahmet elçisi peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sav) vefatı ile birer ferdi olduğumuz dinimizin emir ve yasakları ortadan kalkmadı ve bitmedi ise, bugün peygamberimizin emanetini sırtına yük edinip bu uğurda, bunun gayretini vererek canını teslim edenlerle de bitmeyecektir ve geçerliliğini yitirmeyecektir. Kimilerine göre önce kendini kurtar sonra başkalarını kurtarırsın ile başlayan bu safsatanın sonu çıkmaz sokaktır. Kimilerine göre delilik olan bu yol, bu hayat için adil görülmemekte, vur patlasın çal oynasın havalarının, başımızdaki kavak yellerinin hiç eksiksiz olması lazımdır. Hali ile bu yönünden dolayı her bir insan için bu durum bir tercih meselesi haline gelmiştir. Ama asıl gaye yani amacımız apaçık bir şekilde gözler önündedir.
Bilirim ki aylardan da şubattır. Nice bu uğurdan canını teslim eden öncülerin şehadete koştukları aydır. Hak olanı hakkettiği yere taşımanın, bütün insanlığın saadet ve selameti için çalışmanın akıbeti de dünya için şehadet ile nihayete ermesidir. Şehadet bir çağrıdır, bütün insanlığa. Gür bir sedadır anlayana. Amaçlarımızı, araçlarımızı yaşadığımız yaşantımızın paralelinde götürmeliyiz işte bu yüzden. Başta bir insan olarak ve bir Müslüman olarak bütün insanların saadet ve selameti için gayret göstermeliyiz. Bu temeli ile zaten bir fıtrat gereğidir. Bir insan Müslüman olsun veya olmasın herkesin ortak faydasına uyacak şeyleri yapmak yükümlülüğümüzdür. Elbette Müslüman kimliği ile bu amaç daha izzetli bir hal alacaktır lakin her iki şekilde de yolların kesiştiğini de görmek gerekir. Bunca gözlem neticesinde iyi insan olabilmek adına rol model aldığımız Necmettin Erbakan, Aliya İzzetbegoviç’i ve nicelerini iyi bir şekilde tahlil etmiş olarak İslam’ı amaç edinip kuran ve sünneti düstur sayarak nice bu uğurda cefa çekenlerin ışığında hayatımızı sürdürmemiz gerekmektedir. Hayatın manası şüphesiz vardır lakin manayı vereni keşfedebildiğimiz zaman. Manayı verenin yardımı ile kimi zaman okulda, sokakta, evde, aklınıza gelebilecek her yerde hak ve hakiki olan amaç kalkanınız ve kalkanımız, rehberiniz ve rehberimiz olsun onun vesilesi ile doğru yerlere doğru şekilde ulaşabilelim. Maksadımız hatta ve hatta her şeyimiz bunun üzerine olsun. O halde niyet hayır, niyet ettiğimiz amaç hayır ve sonucunda akıbet hayır. Bu sonuçlar neticesinde 3 hayır ile sizleri uğurluyoruz…

21 Ocak 2019 Pazartesi

KATILMAK GÜZELDİ


Teşekkürler. Her şeye rağmen katılmak güzeldi. Bir dönemin daha sonuna geldik. Şimdi biraz reklam arası, şubat ayında tekrardan kaldığımız yerden devam edeceğiz. Yine goygoyun ve dostluğun dibini göreceğiz. Yine ellerimizi omuzlarımıza atıp o koridorlarda beraber yürüyeceğiz, yine o şakalarla teneffüslerde eğlenecek, öğle aralarında futbol oynayıp terleyeceğiz. Yine dersleri kaynatmak için çeşitli taktikler üzerine organize olup uygulamaya koyulacağız. Ama şimdilik biraz ara verelim.Biraz kış mevsiminin tadını çıkaralım. Mesela bol oksijenli mekanları tercih edelim. Dağlar olabilir, bir sahil olabilir, bir ormanlık olabilir soğuk olsa bile zihin açar. Biraz kendimiz ile baş başa kalıp durum değerlendirmesi ve istişareler başlatalım. Bir karnenin elbette ki belli başlı noktalarla, içindeki notlarla bir anlam ifade ediyor olması önemlidir, lakin her şeyimiz ona endeksli de değildir. Yaşayış gayemizin, nereye sürüklendiğimizin tartışmasını içimizde başlatalım. Bu yarım dönemlik dilimde ailemize, çevremize ne gibi getirimiz ve götürümüz olduğunu kalem kalem not edelim. Artısı ile eksisi ile her şey tastamam olsun. Notlarımız kötü olabilir bu normaldir, notlarımız iyi de olabilir bu da normaldir, lakin biraz durup baktığımızda hemen gözümüzün önünde biten anormal şeyler göreceğiz işte bu normal olamaz bunu da bunca kargaşanın içinde unutmayalım. Bu yüzdendir ki oksijeni bol olan yerlerin faydası vardır. Denendi ve tescillendi. Bir daha denemeye gerek olmadığını düşünüyorum. Lakin bunu abartıp sık sık tekrarlamak dozajını ayarlayamamak kötü sonuçlar doğurabilir ölçü mühim bu hususta.
Ya hocam bir beş puan daha atraksiyonlu not isteme fasıllarını geçelim, hocanın arkasından konuşma huyumuzu tamamen toprağın en dibine gömelim, mesele daha mühim, kırık notlar elbette toparlanır şimdilik onlar için üzülmeye gerek yok. Biraz da aile baskısına göğüs germemiz gerekebilir. Konsantrasyon ve motivasyonumuz kesinlikle azalmasın, yolumuz uzun. Önümüzdeki maçlara bakıyoruz, bahar fikstürü biraz daha iyi gibi sanki. Deplasmanlar bile sanki ev sahibi havası katacak ama bir hava değişikliği şart öncelikle. Dingin bir akılla aklı selim bir şekilde hareket edebilmek için. Bir insanın en sağlıklı şekilde ilerleyebilmesinde kısmi zamanlı yapmış olduğu değerlendirmelerinin bu yönde faydası var. Dingin bir akla da böyle ulaşılıyor zaten. Çare başka yerlerde değil, ama kafamız nasıl güzel modu ise hiçbir mana ifade etmiyor. Çakallarla dans edebilmek falan masallarını bir köşeye bırakın, asıl mesele çakalları ehlileştirebilmekte. Çakallıktan kastımız bizi oyalayan iyilikten alıkoyan küçük gibi görünen aslında çok büyük olan, bizi bizden alan nefsimiz. Ne çabuk unuttuk değil mi? Not hırsımız, hayatta kendi kendimize önemlileştirmeye çalıştığımız onca şey buna engel oldu. Ve avucumuzdan kayıp giden farkında bile olamadığımız çok daha önemli şeylerin gidişine yol açtı. Evet karneler önemli, bu anı aylardır beklediniz, tatili belki de bu yüzden hak ettiğinizi düşünüyorsunuz. Ama bir dost ile oturup dertleşmenin yıllar süren tatilden bile daha iyi geldiğini söylemek isterim. Ne olursa olsun insanın yaptığı her iyilik yanına kârdır. Heva, heves ve hırslar bir mana ifade etmez. Her manası ile katılmak güzeldi. Ve önümüzde katılacağımız nice şeyler. Bilmem kelimeler bir yol açıyor mudur?  Açıyordur elbette, o yüzden ümitvârım. Başımıza bir hâl gelirse çözüm belli, bol oksijenli tefekkür. Sonrası aklı selim halde yapacaklarımıza bağlı. Ne ekersek, onu biçeriz, ne biçersek heybemizde o, ne heybemizde ise akşam önümüze o gelir. Vakit tamam daha ne edelim, can bedende ise hala her şeyin düzelmesi için çare bizdedir. Gayret bizden Tevfik alemin sahibindendir diyelim.

6 Ocak 2019 Pazar

Çare Var

Soluk alıp verdiğimizde buharını gördüğümüz, karın lapa lapa yağdığı o soğuk kış günleri geldi çattı. Lakin eski mutlu kış günleri ve sokaklarda  yankılanan çoçuk sesleri yok. Çaresizliği çare edinmiş, bir adım ötesinde neler yaşanılacağını bilmeyip bu korku ile yaşayan bir güruh ile sarılı dört bir yanımız. Elbetteki bu presin sonucunda her gün bir yeni kişilerde ekleniyor o güruha. Tek çare biziz bizden ötesi olmaz diyenlere zihnen kapılmış olmanın vermiş olduğu bu durum çok acı. Gün geçtikçe körelen, fikir hamallığı ile başlayan bu durum at gözlüklerini takıp dünyaya bu şekilde bakarak yaşamaya, yaşamın devam ettirilmesi ile sonuçlanıyor. Çare var efendiler çare var..
Çare biziz, liyakatli insanları o noktalara taşıyacak olan bizleriz. Başımızı ellerimizin arasına alıp kara kara düşünme vakti değil. Çare aramayıp, çaresiz kalmak hemde bu devirde bunca imkanın içinde akıl tutulmasından başka bir şey ile açıklanamaz. İnsan neden çaresiz olmayı seçer ki ? Kolay olanı seçmek çaresizliğe tamah etmek mi ? Bunca dert yandığımızı meselenin sorumluları da biziz zaten. O yüzden çare var. Çare hep vardı. Ümitsizliğe sarılmanın, mutsuzluğa metelik atmanın sonu yok. Çare var insanlık. Çare var. Tekrar işi ehline verip, anahtarları teslim edilmesini sağlayıp ilk adımı atabilirsiniz. Hatırlayın ve göreceksiniz. Taklitçi ve liyakatsizlik akan o kadrolardan sıyrılın. Elbette görüceksiniz ak ve karayı. Geceleri parıl parıl gökte parlayan ayı ve yıldızı. Çare var. Hep vardı. Ve varolacak. Sadece bakıp görmeyi, görüp gereğini yapmak gerek. Bu kapı herkese açık, korkmayın dışlanmayacaksınız, kapıyı açıp ne olursa olsun her şeyi ama her şeyi geride bırakıp içeri girin. Sonrası zaten bir köhne devrin sonu, aydınlığı yükseldiği bir yer olacak. Ümit bizdedir, sevgi bizdir, çare bizdendir.