Bir nefes alıp vermenin bile öneminin idrakini daha net kavrayacağımız bir dönem ile iç içe bir haldeyiz. Öyleki takılan maskeler vesilesi ile rahat nefes alamamanın, alınmaya çalışılan nefes esnasında ıslanan maskelerin, terleyen yüzlerin, buharlaşan gözlüklerin ve nicelerinin pençesindeyiz. Sorun sadece nefes almak ve maske takmak olsaydı. Bu basite indirgenmiş bir sorun gibi şuanlık. Elbette nefes alıp vermek mühim bir durumdur fakat hayatımızda pek farkına varıp şükür sebebimiz olmamıştı yani bu sürece kadar. Durum ve dahası gözler önünde. Karantinalar, sokağa çıkma yasakları, normal hayattan kopuş, sosyal hayatın bitişi. Zaten birey olarak birbirimizden uzaklaşır olmuştuk. Buda yanına cabası oldu. Endişelenmek elde değil. Yaşananlardan kaynaklı endişeler ayrı, geleceğe dair endişe bazlı kaygı ve korkular apayrı. Bunlar açıkcası daha bir düşündürücü. Çünkü büyük bir çoğunluğumuz belkide normal şartlarda da değişim gösteren dünyanın pandemi sonrasında epeyce değişiceğini düşünüyor ve bununla beraber çeşitli komplo teorileri, korku, endişe, kaygı, belki biraz umut ile hayata tutunmaya çalışıyor. Daha bambaşka hayatlarda geçim sıkıntısı, daha bambaşka hayatlarda barınma sıkıntısı neler neler ile günler birbirini kovalıyor. Açıkcası büyük bir imtihan ile karşı karşıyayız. Bende bir farkındalık oluşturabilmek, biraz daha kendimiz hariç başkalarınında düşünmek empati yapabilmeye vesile olmak adına bir şeyleri acizane hatırlatmaya çalıştım. Bu endişe içimizden kaybolmayacak, bu düşünceler zihnimizde var olacak ama perspektifimiz biraz kendi eksenimizden kaydırıp başka tarafalara da yönlendirebilmeyiz. Bir manevi yol çizme gayem ile sabrın, şükür etmenin bu süreçte önemli olduğunu hem kendime hem size tavsiye etmek isterim. Ve bu süreci farklı kapılara açılmasına vesile olduğunu düşünmeyi, fırsata çevirmek gerektiğini yine hem kendime hemde size belirtmek isterim. Ve en son bizden bağımsız bizden daha zor hayat mücadelesi veren kimseleri unutmamayı, maddi manevi elimizden ne gelirse destek olmayı kendimize görev adetteme gereğini vurgulamak isterim. Endişe hayatımızda her daim var sunanda ve sonrasında da mühim olan bu gibi durumlarda belirlenen ve gidilen yol. İnsan olalım ve insan kalalım. Sonrası için atılacak ilk doğru adım bu olacaktır.
7 Aralık 2020 Pazartesi
2 Aralık 2020 Çarşamba
Yeni Bir Çıkış Yolu Ümidi: Abdullah Avcı
Nasıl başlanır, nasıl devam edilir ve nasıl bitirilir ? 3 sene zarfı içerisinde bir çok şeye tanık olduk. Öncesinde Ersun Yanal’a sabretişimiz ve akabinde maddi ve manevi her anlamda yıkılan Trabzonspor. Akabinde yeni yönetim ve Ünal Karaman’ ile tekrardan inanan ve geri gelen Trabzonspor ruhu. Sonrasında bana göre çift taraflı yapılan hatalar ve Ünal Karaman’ın gidişi. Sonrasında birbirine benzer Hüseyin Çimşir ve Eddie Newton dönemi. Kaçan şampiyonluk, ruh kaybolması, kadro iskeletinin bozulması, Avrupa’ya gidememek. Türkiye kupası ile avunma seansları. Bunların hepsini yaşadık ve hala içimizde uhde o kadar çok şey varki, böyle bir vaziyette yönetimde güvenini kaybediyorken tek sıkımlık kurşununu Abdullah Avcı’dan yana kullandı. Ben camiayı ve şehri bilmemesine karşın başlangıç itibari ile tereddütlüydüm fakat açıklamaları genel kanıda bu yöndedir bir güven tazelemeye sevk etti. Ve dersine iyi çalışmış donanımlı biri olarak ve onunda bir meydan okumaya kendini kanıtlamaya ihtiyaçı olduğundan bir kan uyuşması oldu. Ve takım yeni bir havaya büründü kondisyon vs gibi teknik konularda mesafe kat etti. Hatta en önemli mesele takım savunması noktasında anlınan sonuçlarında göstergesi ile mesafe kat etti. Elbetteki bu oyun Trabzonspor tarihine yakışan bir oyun değil. Fakat dağılan iskelet yapının ardından bir sabır evresi gerekli. Bu sürecide gerek verdiği demeçlerle gerek sahada yaptığı ve aldığı sonuçlar neticesinde Abdullah Hoca’nın verdiği aşikar. Buda bizi gelecek yönünde ümide sevk ettiriyor. Ve bu yönde de gelecek en iyi seçenek Abdullah Avcı ‘idi ve hatta sezon başında gelmeliydi kısmını bile tartışabiliriz. Ama bu boşa kürek çekmek olur. Şimdiye gelecek olursak camiadan olmamasına rağmen hocanın çekincelerimizi yıkması hepimizi rahatlattı. Artık umut kapımız konumuna kendini taşıdı. En azından doğru giden bazı şeylerin olduğunu görebiliyoruz. Ama en ufak bir hata bizi tekrar eski hatta dahada eski istikrarsız günlere taşıyacaktır. Bunun için başta yönetimin ve hocanın hata yapmaması gerekiyor. Özellikle devre arasındaki sürece kadar az kayıp ile kapatıp sonrasında gerçekten faydalı transferler ile süreci güzelce taçlandırmaları gerekiyor. Ve bununda hali hazırda şuan başlanıp tasarlanması gerekiyor. Herkes tereddütte idi fakat bu yıkıldı. Bunu başaran Avcı’ya destek olmakta her taraftarın borcudur. İyi işler başaran yönetim bile ne gibi hatalar yaparak nereye geldiği bu süreç bize çok iyi şekilde gösterdi. Taraftar ufak bir umutta zaten devamını getiriyor. Yönetim ise tekrardan şeffaflığını kazanmak zorunda bu süreçte onları buna itmeli yoksa zaten herkes kötü senaryoyu kurguluyor. Zaten herkes öldürür sevdiğini Trabzonspor’lu herkesi en iyi özetleyen söz budur. Bu şartlarda sadece başarıda kenetlenilir. Çünkü yönetime inançta yitirildi. Her şeyin imarı bu noktada hocada ve bu imarı fırsat bilip avantaja çevirmesi gerekende yönetimdir. Herkes için ümit Abdullah Avcıdır. Herkes için iyi sinyaller verdi fakat devamıda gerekiyor. Biz güveniyoruz. İnşallah tekrardan güzel günler gelir. Şampiyonluklar gitsede bu taraftar iyi futbol ister. Önce bu sağlansın gerisi gelir. Yeniden güzel günlere diyelim ve bitirelim.
Girizgah (Bertaraf giriş yazısı)
Bir iyi niyetin hayata geçmesi adına ilk adımı atabilmek çok mühim bir meseledir. O adımdan sonra diğer adımlara bir cesaret gelecektir. Sonrasında varmak istenilen yere doğru yolculuğa çıkılacak ve belkide o adım vesilesi ile çıkılan bu yolculuk daha nice yolculuklara gebe olacaktır. Biz Bertaraf ekibi olarak bu iyi niyetin hayata geçmesi adına ilk adımı müsadenizle atıyoruz. Sonrasında da her zaman güzel çalışmalar ile sizlerle olmanın gayreti, heyecanı ve mutluluğu içerisinde olacağız. Meramımız, güncel meseleleri insani odaklı, dürüstlük penceresinde gözlemleyerek, fayda süzgecinden geçirip sizlere sunmaktır. Bu ilkeyi sadelik, hakikat ve gelenek temelleri üzerine inşa ettik. Ve böylelikle karşınıza kah bir kitap önerisi ile, kah bir film önerisi ile, kah bir fotoğraf karesini manalandıran hikmetli sözler ile, yer yer güncel meseleleri düşünerek değerlendirme ile gelebiliriz. Belki kim bilir, bunca çabamızın azda olsa bir katkısı olur ve o güzel düşüncelerinize bir dokunuş yapmış oluruz. Kitap listenizde öneri kitabımızın, film listenizde öneri filmimize bir yer olur. Bir fotoğraf karesi ve onu pekiştiren söz ile kalbinize bir ferahlık vermiş oluruz. İşte böyle gayet tabi hayatın içinden, güncel meseleleri ele alacağız. Vakit artık başlama ve başlangıç yapma vaktidir. İyilikler ve güzellikler getirmesi temennisi ve duası ile…
18 Ekim 2020 Pazar
Ekonomiye Endeksli Hayatlar
Hayat, gün geçtikçe farklılaşıyor, bu farklılaşma insanlarıda değiştiriyor. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacakmış izlenimi zihinlerde kendine bir hayli yer edinmiş vaziyette. Korkulan oldu sanırım, maddiyat her şeyin önüne geçmeyi başardı. Ama öncesinde daha farklı serüvenler bizleri bu noktaya getirdi.
Zihin yapımızdan başlayacak olursak temel manada her zaman maddiyatı önemsememiz birincil nedenlerden. Kültür olarak İslamiyet ile tanıştıktan sonra level atlayan ve emaneti çok iyi noktalara taşıyan toplumumuz maalesef hayat şartları ile birlikte bu düşünce yapısını bir hayli benimsedi. Yine bu düşünce alt yapısının paralelindeki diğer nokta ise yerli ve millik çerçevesinde üretimde olmamamız da büyük bir paya sahip. Bu noktada bunu dert edinip çalışmalar yapan devlet büyüklerimiz olsada gel gelelimki zamanımıza geldiğimizde maalesef üretim, yerlilik ve millilik noktasında çok çok geri kalmış vaziyetteyiz. Hatta sektörüde özelleştirerek bu noktadaki çalışmaları kişilere bağımlı firmalara devr ettiğimizden çoğu durumda konuların kilit olduğunu ancak bu noktada bir kaç idealist ve vatansever şahsiyetlerin bir gayret içerisinde olduğunu görebiliyoruz. Böylesine birbirine zincirleme bağlı noktalarla rüzgardan tarafa yönümüzü dönmüş bekler vaziyetteyiz. Böylesine üretken, çalışkan bir toplumun dolar denen kağıt parçasına yani dünya ekonomisi denilen sözüm ona emperyalist ve kapitalist ülkeler hatta onların tepesindeki ailelerin dudaklarından çıkacak iki kelimeye bağlı hayatlarının olması çok üzücü bir durum. Ve o kelimelerin yanında tembellik hastalığına yakalanması ise dahada içler acısı durum. Birilerinden beklemek, sözde kalmak, sloganik olmak bizi biz yapan her şeyi silip götürdü. Kurtuluş reçetesi bile belli iken devlet büyüklerimizin gafları ile dolu açıklamaları bu durumun tuzu biberide oldu ama aşırı baharattan başka hastalıklara kapılma riskimizde kapıda.
Yanlışı görelim, hakkı hakkına teslim edelim, doğruya doğru, yanlışa yanlış dememeyi kendimize ar edinelim. Bilelim ki susmak, öylece seyretmekte vebaldir. Geçmişe bakalım özümüzü bilelim tekrardan idealist ve üretken yapıya bürünelim. Yerli ve millilik ışığında kağıt parçalarına, o kan emicilerin dudaklarından çıkacak sözlerden etkilenmeden ekonomik olarak tam bağımsız güçlü Türkiye ve herkes için iyi doğru ve güzel yeni bir Dünya inşa edelim. Bu bizim dna kodumuza işlenmiş ve bunun bilinci bize nakşedilmiş. Vakit bunu tekrar keşfedip icra etme vaktidir.
5 Ekim 2020 Pazartesi
Reelpolitikliğin Kıskacında Ömürler
Hayat, her bir bütünü ile bir inanış ve o inanışın gerekliliği olarak verilen bir mücadeledir. Öyleki doğru olduğuna inandımız şeyler için mücadele verir ve o doğrultuda ilerleriz veya gayret gösteririz. Bu ilerlemeler ve gayretler neticesinde ise kendimize bir yer ediniriz. Bu yer edinişimize göre yaşantımız ve çevremiz şekillenmiş olur. Böylelikle bu yaşam döngü içerisinde dairesel hareketi tamamlamış oluruz. Bu işleyişin en temel ve en özet halidir. Fakat çoğu noktada kararlarımıza etki edecek faktörlerde vardır. Hatta inancımıza ve yaşantımıza ters düşecek kararlar vermemize ve eyleme dökmemize bile neden olacak faktörlerdir o faktörler. Ve gün geçtikçe bunu daha iyi görebilmek mümkün. Çünkü gerçeklik süzgeci yani realite denilen o illet doğru olan ve olması gereken her şeyin ama her şeyin önünde engel. Ve bu engel tabiri caizse Çin Seddi’ne dönüşmesine ramak kaldı. İşte bu noktada doğrunun tekliği birleştirici güç olmalıydı fakat realite bu noktada yoladan saptırarak türlü türlü yanlışlara insanları sevk ettirdi. O olmaz, bu olmaz , o dünyada olmaz demek diyebilmek bizleri sürükledi. Ve tabi her insanın içinde durmak tükenmek bilmeyen nefsi. Nefis, realiteden daha belirleyici bir faktör aslında. Öyleki içimizdeki heva ve hevesler çok büyük belirleyicilerdir. Uğrunda yapılanlar, anlatılanlar en büyük örnektir. Aslında realite ve nefis insanlığın en önemli gündemi, fakat bu denli bastırıp ikinci plana atarak hayatımızı o kadar riske atıyoruz ki. Kullandığımız kelimelerden attığımız adımlara, soluduğumuz havaya kadar bunları unutuyor, unutturmaya çalışıyoruz. Siyasi, sosyal hayat, ekonomi her an ve her saniye işte tam olarak her şeyde her yerde. Ne kadar acı böylelikle çıkar köprüsünden geçerek bir ömrü heba ediyoruz. Bir iç muhasebeye vesile olabilmesi temennisi ile sağlıcakla kalın.
26 Haziran 2020 Cuma
Bir Demet Ülkem
Yaşayış olarak, verilen tepkilere dayanarak biraz öz eleştiri yapacağım. Yıl 2020. Ama hala belli başlı noktalarda aşamadığımız şeyler var. İşin içine teknoloji ile harmanlanan bir süreçte dahil olunca o kadar komik şeyler ortaya çıkıyor hepsi malumunuz. Ve bunlara salgın ile eklenen karantina süreci de dahil oldu. Enteresan video akımları, salgın noktasında alınan tedbirlere verilen yine bir o kadar enteresan tepkiler, vazgeçilmez ve gün geçtikçe popülerliği git gide artan ve artık herkes tarafından benimsenmiş tiktok mecrası. Bunlarla birlikte hiç farkında olmadan sosyal medyaya ulaşan daha bambaşka fotoğraf ve video içerikleri. Bizi yansıttığı kadar bizi hiç yansıtmayan onca hususlar. İşte böylelikle ülkemizde bu son yaşananlar ile dijital dünyaya kayma eğilimini sürmekte. Ama bu kayma eğilimi süreci çok iç açıcı olmamaktadır. Olumsuz etkileri daha çok sirayet eder halde toplumumuza ulaşmaktadır. Artık genç nesil değil ilerleyen yaş gruplarında da bunu net bir şekilde görmekteyiz. Kişiliklerinden garip bir şekilde verilen tavizler, etik ve ahlaki olmayan davranışlar evlere şenlik şekilde gözler önüne serilmektedir. Ve tabi ki bunların yanında sinema ve dizi sektöründeki dizi, film gibi görsel izletilerinde tüm bu olanlara çanak tutup bu eğilimi daha üst noktalara taşıması yine aşikar durumlardandır. Çok daha detaylı zincirleme yöntemi ile çoğu sosyolojik hususu birbirine bağlayarak çıkarım yapabiliriz. Ama malum süreçte dijital medyayı ele alıp analiz etmek bence başlangıç ve daha kolay bir adım olsa gerek. Çünkü eğer buradan başlamış olursak ilk kendimizi düzeltme eğilimi içerisinde olacağız.
Bu kaynaklardan görsel ve zihinsel olarak beslenirken daha seçici ve dikkatli olacak sosyal medya kullanımımızda bu yönde hareket etmesini sağlayacağız. Dikkat etmeliyiz, etik ve ahlaki süzgeçten geçirerek tepkilerimizi paylaşımlarımızı yapmalıyız. Yoksa salgın münasebeti ile kapatılan cami kapısını tekmelerken, ahlaki noktada sıkıntı teşkil edicek içerikli videolar paylaşırken yada 1 mayıs münasebeti ile devletin polisinin uyarılarına ve kolaylık olarak araçlar ile sizi alana geçirelim demelerine biz yürüyeceğiz ve eylemi gerçekleştireceğiz derken ve daha nice yanlışları yapar halde kendimizi bulabiliriz. Hepsi bizde olan yanlış kalıntılar ve bu yanlışlara düşmek öyle çok uzak ihtimallerde değil. Bunun için seçici olmak, kendimizi tanımak ve iyiye, doğruya yönelim sağlamak başlangıç olarak yapmamız gereken şeylerdir. Göz görmeyince gönül katlanır evet ve ekliyorum zihinde o görülen olumsuzluklara ayak uydurmaz. Gözümüzü kapayalım, kötü olan her şeyden ama her şeyden arınalım. Bir demet ülkem, senden taşanlar ve bu daha başlangıç faslı daha düzelebilmek için uzun bir sürecimiz var…