29 Ekim 2018 Pazartesi

BİR KARAKTER MESELESİ OLARAK AHLAK


İçinde bulunduğumuz zaman herkesçe çeşitli adlandırmalara maruz kalmaktadır. Bu adlandırmalarda teknolojinin daha çok ön plana çıktığını değerlerimizin, yaşayış tarzımızın değişti bir dönemin içinden geçmeye devam ediyoruz. Zamana kuş bakışı ile bakacak olursak bunu etkileyen birden fazla faktörler olduğunu göreceğiz.  Fakat çağın iki temel dinamiği olan teknoloji ve konformizmin daha ön plana çıktığını ve bu değişim rüzgârlarına katkı sağladığını görebiliriz. Bu değişim rüzgârlarının kıskacında kalan ve bir toplumun mayası niteliğinde olan ahlak olgumuz bu yaşam tarzının değişiklerinden en çok etkilenen değerlerimizdendir.
Ahlak tanım olarak hem bireysel hem toplumsal açıdan tanımlanmaktadır. Toplumsal açıdan toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kurallarıdır. Bireysel açıdan bireyin kendine has davranış ve huyları olarak da nitelendirilmektedir. Yani tam manası ile ahlak, toplumu toplum yapan bireylerin gerek bir aradayken gerek yalnızken göstermesi gerektikleri davranışların toplum kurallarına uygun olmasıdır. Ahlak, dinimiz açısından da temel bir terim olmakla birlikte önemli bir yere de sahiptir.  Yapmış veya yapacak olduğumuz davranışlarımızın Rabbimizin emir ve yasaklarına uygun olup olmaması ahlakın dinimizin içine dâhil olan kısmıdır. Birey ve toplum nezdinde dinimiz yaşantımızı  etkilediği için belli amaçlar ile hem bizi hem de evrensel olması hasebi ile bütün insanlığı kapsamaktadır. Evrenselliği nedeni ile dinimizde mutlak iyiyi amaçlarken, kısıtlama yapmadan bütün insanları kapsayarak ortak bütün insanlığa yönelik ahlak kurulları ile bütünleşmektedir. Bütünleşmesindeki en büyük etken yaratılış bakımından fıtrat ile bağının olmasıdır. Bu yüzden ahlak kavramına nerden bakarsak bakalım dinimize hem fıtrat hem de yaşayış olarak dahil olmuş oluyor. Fıtrat daha kapsamlı ele alacak olursak daha çok bireye indirgeyerek huy ekseninde inceleyebiliriz. Yüce Allah (cc) Kuran’da; Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur (Şems 9) buyurmaktadır. Bir birey olarak, nefis fıtrat gereği bütün insanlarda vardır. Bu yüzden onu bastırmak sureti ile temiz tutmak elbette ki bir kurtuluş vesilesi olacaktır. Aksi halinde nefsin kötü emellerine alet olacak olursak bu huy haline gelecektir. Yine Yüce Allah (cc) Kuran’da; Bu, Allah'ın bir kavme verdiği nimeti, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmemesinden dolayıdır. Gerçekten de Allah hakkiyle işiten, her şeyi bilendir (Enfal 53) buyuruyor. Toplumsal açıdan bir topluluk kendini değiştirmez ise çeşitli merhaleler atlatacağına işaret edilmektedir. Toplumun ahlaken yaşamış olduğu sorunlar ile haşr olacağı ve güzel olanlardan mahrum kalacağı dinimizin bir kıstasıdır ve bu ayet ile açıkça bu durum vurgulanmıştır. Bizlerde bu kıstaslar neticesinde hayatımıza çeki düzen verme mecburiyetindeyiz.
Ahlak, bireyler ile topluma yansıyan bir ayna gibidir. Yapı gereği ahlak, toplumun temellerini oluşturan tabiri caizse ruh köküne inen bir mefhumdur.  Bu temellerin öncüsü olan peygamberimiz ışığında bizler de hareket ederek güzel ahlakı yaymalıyız. Güzel ahlakın yeryüzündeki temsilcisi sevgili peygamberimiz (sav); Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim (Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 8; Ahmed b. Hanbel, 2/381) buyurmaktadır. Birey olarak bütün insanların örnek alacağı bir rehber mahiyetinde olan peygamberimiz yeryüzüne gönderilme sebebini bu hadisi ile özetlemektedir. Yine sevgili peygamberimiz (sav); İman bakımından müminlerin en mükemmeli, ahlâkça en güzel olanlar ve ailesine en güzel davrananlardır (Tirmizi) buyurmaktadır. Ahlak kişide başlayıp, dinimize göre ise iman bakımından en mükemmellik makamı ahlaken güzel olanlara ait olduğu bu hadisi şerif ile vurgulamaktadır. Toplumca zor günler geçirdiğimizi şu günlerde bunun tek nedeninin ahlaksal olarak çöküntü yaşadığımızdan kaynaklandığını fark etmemiz uzun bir zaman almayacaktır. Yitirilen zamanımızın, hayatımızın en verimli çağı olan gençliğimizin nerelerde eriyip bittiğine bir göz atmanın vakti geldi de geçiyor. Bunca olan bitenin arasında hem Müslümanlığımıza yakışır hem de bütün insanlığın bu durumdan kurtulmasına vesile olabilmek adına bir işaret fişeği vazifesini kendimize addetmeliyiz. Kuran ve sünnet düsturunda önce bireysel olarak kendimizin güzel ahlak ile ahlaklanması ardından bir tebliğ vazifesi olarak toplumun imar ve inşası adına insanlara güzel ahlakı tavsiye etmeli ve hakkı söylemeliyiz. Güzel ahlaka erişmenin tek kurtuluş olacağı günümüzde onsuz devam edersek nelerden mahrum kalacağımızı ve neleri daha kaybedeceğimizi seyretmek bir çare niteliği taşımamaktadır. Tek çare kuran ve sünnettir. Aksi halde çabalar sonuçsuz kalacak ve hüsran olan son gerçekleşecektir. Herkesin hüsranı kendinedir. Ama kurtuluş reçetesi beraber olmaktır. Bir peygamber emaneti olan güzel ahlakı yaymak için gelin beraber olalım sınıflardan yeni bir dünya ideali, adil bir dünya ideali ile herkesi sarıp sarmalayalım.

Kısa ve Öz

Hala aklımdadır. Bir pazar günüydü vefat haberini aldığımda. Babamla beraber çalışıyordum. Ve babamın ağzından sadece vay be kelimesini duydum ve ardından işine kaldığı yerden devam etti. Hatta ondan sonraki kaldığı her işinede aynı titizlikle devam etti. İçi elbetteki buruk oldu. Ama her doğumunda ölümün gibi bir başlangıç olduğunu biliyordu. Elbetteki her şartlar altındada bunu bana anlatırdı. O yüzdendir hiç ananlardan olmadım. Anacak kadar da aciz bırakmasın. Tek kişicide olmadım, şahısçıda olmadım. Ama her zaman bir örnek teşkil etmiştir. Hep dile getirdik örnek alacağız, örnek olacağız, temsil alacağız, temsil edeceğiz. Bütün insanlığın saadet ve selametini kendine yük edinenler böyle yapar. Böyle yapar ki kendisinden sonrakilere örnek teşkil edebilsin. Yeni Erbakanlara, yeni Fatihlere, yeni Süleymanlara. Bizim üstümüze düşende bu zaten. Mesele kişide bitseydi alemlerin sultanının dünyayı terk edişi ile bu gaye biter miydi? Hak ve batıl mücadelesi her zamankinden daha alevli. Her yer yangın yeri. Ötesi yok söylenecek sözde. Aksiyon almak Erbakan hoca ve nice bu uğurda fedakarlık yapan şahsiyetleri en iyi anmak olacaktır. Söz değil aksiyon vaktidir...

8 Ekim 2018 Pazartesi

AŞIRIĞILI TERK ET KENDİNİ SEV


Günler çabuk geçiyor. Ve günler çabuk geçtikçe her şey git gide farklılaşıyor, değişiyor ve gelişiyor. Olumlu veya olumsuz hayatımızda bu zamana kadar o kadar çok anlar yaşadık ve gözlemledik ki geriye doğru baktıkça nerelerden gelmişiz be kardeşim diyemeden edemiyoruz. Tabi bu söylem bizim nesil için geçerli olsa da bu zamanın içine doğan kardeşlerimizde  yine geçmişle günümüzü kıyasladıklarında bize hak verir cinsten bu ve bunun gibi tepkileri verebiliyorlar. Hayat kısa, kısa olmasından dolayı olsa gerek çok hızlı ve her anında yeni bir olgu, terim, buluş ve olaylarla karşılaşmak mümkün. Şaşırmamak elde değil ama milyarlarca insanın yaşadığını düşününce sanki biraz makul bir hale gelebiliyor. Gecesi herkese gece, gündüzü herkese gündüz aslında, ama yine de her insan farklı bir alem. Durum ve hal böyle iken teknolojinin de alıp başını gitmesi de aslında yadırganamayacak bir durum lakin ya bunu da mı yaptılar diyebiliyoruz.
Teknoloji çağındayız arkadaşım. Bir tıkla her şey oluyor sakin. Ne teknoloji çağıymış değil mi? Yavrum bırak o telefonu kör olacaksın gibi şeylerde var onu da eklemeden geçemeyeceğim. Bu ve bunun gibi söyleyemediğimiz ve söylenen şeyler… Aslında teknoloji herkes tarafından karşılık bulan, işleri daha kolaylaştırır hale getiren, fayda sağlayan ama yan etkileri de olan bir ilaç gibi. Çeşitli yönlerinden ziyade çağımızı anlamak adına vesile olduğu tahribatları ele almak daha makul ve yararlı olacak kanaatindeyim. Sağlık açısından ne raddelere geldiği hep konuşulur ve bilinir. Herkesin iyi veya kötü bu konuda bilgisi olduğundan dolayı buraya girmeyeceğim. Bunun yerine biraz daha toplumsal ve birey üzerinden hareket edeceğim. Öncelikle, bireyi toplumdan soyutlamasından başlayacağım. Nasıl yani diyeceksiniz, yeni bir dünya gibi düşünün derim. Hani hakikatte asosyal ama sanalda sosyal olmak var ya işte tam karşılığı budur. Bu durum ile alakalı kıymetli büyüklerimizden çeşitli güzellemeler, değerli  görüşlerde var. Çoğumuz bunlara kulak asmıyoruz maalesef. Gerçek hayatta asosyalliği sanalda sosyal olmaya tercih ediyoruz. Kıymetli okuyucu bana darılma ama bende geleneksel ve modernlik arasında git gel yaşayan birisiyim. Sizde bunun gibi git geller yaşayacaksınız veya yaşadınız. Bilenler bilir ama ben bilmeyenler için tekrar edeyim, bir yaş aralığı var, işte o yaşı aralığını herkes için kestirmem mümkün değil ama siz onu hissedeceksiniz o raddeye gelindiğinizde anlayacaksınız. Belki pişman olacak, belki sevineceksiniz geçmişe bakıp. Lakin bir gerçek var ki yürek burkan cinsten, bu da teknoloji denen illetin sokak oyunlarımızı ve kurduğumuz hayal güçlerimizi maalesef satın almasıdır. Ahhh nerde o diye başlayan cümlelerin içinde işte bu yatar. Hayatımızda da çoğu şeyler ile bağdaştırabiliriz. Ama en önemlisi bizi biz yapan değerlerden alı koyması. Mesela insanların birbirine olan güvensizliği, tahammülsüzlüğü bundan ötürü gelir.
Her şeyi bunu içine sıkıştırmışlar da artık burası varmış, yeni dünya burada haydi sende gel, ne kadar cahilsin keşke ölsen ve daha niceleri... Bilmem daha gerçekçi şeylerden bahsetmeme gerek var mı? Hani iliklerimize kadar hissettiğimiz gerçek olan her şeyden. Dostluktan, yardım severlikten, saygı ve hürmetten ve nicelerinden. Hepsi bir bir yıkılıyor. Bunca aşırılığın içinde tükeniyor hepsi ve bizde tükeniyoruz. Bunca aşırılığın, israfın, kötülüklerin alıp başını gittiği günümüzde fitili ateşleyen nedenlerdendir teknoloji. Dikkat çekmek isterim aşırılık ve israf zaten en baştan beri vesile olduğu şeyde buydu. Boşa zaman kaybı da israftır. İsrafı tetikleyen aşırıcılıktır zaten. Olayın bam teli denilen noktası aslında tam olarak burası. Kapitalizmin etkisi ile sürekli içimize işlenen aşırıcılık olgusu insanlığı doyumsuz bir noktaya getirmiş durumda. Zaten fıtrat olarak da nefsimiz nedeni ile buna meyilliyiz.



Çözüm noktasına gelecek olursak aslında çok basit ama bazı ön kabulleri var. Yapabileceğimize kendimizi inandırmak bunun ilk adımı ve ardından hemen harekete geçebilmek kadar basit bir temeli var aslında. Ardından zaten iplik söküğü gibi gelecektir zaten. Teknolojiyi şuan ayaklar altına almış gibi gözüküyor olabilirim lakin tam aksine aslında yaptığım atıflar ile aşırıcılığa vurgu yapıp üstüne daha güzel düşebilmek için bu yolu seçtim. Yaşam sürdürdüğümüz şu dünyada var olan  soyut somut her şeyin bir nedeni var. Ve aşırıcılık her zaman kötülüğe ve kötü olana davetiye çıkaran ilk nedendir. Her şey hak ettiği kadarı ile güzeldir. Aşırıcılığı terk et, kendini sev. Sev ki dünyada ve hakikatte güzel olan her şey yine layığını bulsun. Hayat denen bu yolculuk da bundan ibaret  zaten.