19 Aralık 2017 Salı

Kasveten Aydınlığa

Bugünlerin kahrolan,isyankar tarzında bir havası var. Aslında havasında mı yoksa suyundan mı bilinmez ama belkide ikisindendir. Bir gaflet bulutudur çökmüş çöreklenmiş omuzlarımıza omuzlarımıza. Garbın afakını sarmışlar, iman dolu göğüsler hiç bir zorluğu göğüsleyemez olmuş. Hakikaten de medeniyet tek dişi kalmış bir canavar oysaki. Ardından peşi sıra gidilen her şeyin uzaktan alımlı olması yaklaşınca bütün detayları ile ortaya çıkması ile ümitler yitiriliyor. Garip oysa özenmek ve kabullenmek bize en uzak olan iki kavramdı bir zamanlar. Şahsiyet ve halsiyet zedelenmelerinin sonucu ile derin uykulardayız hatta ölüm uykusu...


Bir soğuk rüzgar esiyor, bırakın dondurmayı keskin mi keskin kesip atarcasına. Kalpler taş olmuş, soğuk rüzgarlar ile dahada soğumuş. Küle üflemeyi geciktirenler, bundan geri durup sırt çevirenler, göre göre duya duya susanların vebali kat kat artıyor. Günah çıkarma seanslarına gerek yok ne yapılması gerekiyor ise o yapılmalı bu silsile domino taşı gibi gittiği sürece varacağı yer bellidir. Bir kaybediş bir kaybediş ve bir kaybediş daha...


Ağızlarsa Sezai Karakoç mısraları alınmasın bu kaybedişleri yaşayanların zafer müjdeleri vermesi manasız çünkü. Hatta şuan zafer kazanmış gibiler. Rüya rüya rüya. Uyan uyan uyan. Sisi dağıt, sirkelen, omuzlarındaki yük farkına varırsan ağır. Zaman az, hayat kısa. Kuşlarda uçmuyor bu arada. Güzel olana doğru dönelim ve emekliyelim. Güzel olacak her şey adına mücadeleye bismillah...

8 Aralık 2017 Cuma

Küresel İntifada Mübarek Olsun

Herkes sus pus. Derin bir nefes alınmış hiç verilmeyecekmiş gibi bir daha. Atı alan Üsküdar'ı geçmiş hatta geçmiş Bor'un pazarı Niğdeye sürmek lazım kendimizi. Hal bu ahval bu. Birilerinin çıkıp çok sevdiği birileri için İslam alemini hiçe sayarak, müminlerin haremi olan Kudüse el uzatmaları tam olarak böyle açıklanabilir. Mevsimlerden sonbahar her daldan düşen sanki kurumuş yapraklar değilde bizleriz. Dünün reelpolitik açıklamaları çok çabuk unutulmuş gibi ülke çıkarı ülke menfaati diye diye haktan uzaklaşan bir toplumun duyar olarak sorun yaşamasıda pek beklenmedik bir olay değildir nitekim.  Yutkunup söyleceklerimizi siyeneye çekmeye gerek yok. Her şey yerinde ve zamanında söylenmeli o yüzden. Çekineceğimiz sadece ve sadece Cenab-ı Allah olmalı. Amerika veyahut İsrail değil. Verecek sadece bir canımız var son olarak oda Allah için. Bu kadar dünyalık bu kadar batıl eksenli hareket etmenin nasıl sonuçlar doğurdunu hep birlikte görüyoruz. Bir bildiği yok o yüzden bunca islami teşkilatın son olarak kurulan İslam İşbirliği Teşkilatı'nın ve D8'in başkanlık koltuğuna oturmanın vebali sadece patlıyan bombalar ilan edilen manifestolar ile gündeme gelmesi politik malzeme olması bu amaçlar uğruna heba edilmesi kabul edilebilir değil ve acı bir durumdur. Mahremimiz ve İslam beldesi olan Kudüs öksüzdür, yetimdir. Niyetlerimizi ve halimizi tazeleyelim. Kudüs İslamındır. İslama ait olan bütün insanlığa aittir. Kudüs yeni bir dünyanın temel yapı taşıdır. Küresel intifada mübarek olsun...

1 Aralık 2017 Cuma

Gönül Penceresi

İnsanın yanlız kalmaya doğru itildiği bir çağda yaşıyoruz. Öyleki iletişim hususunda ve sosyallik hususunda bunca imkanlar varken. Nedense garip bir şekilde birbirimizden uzaklaşıyor kaçmak için bahaneler üretiyoruz. Çekirdek aile mantığını çok mu abarttık acaba ? Hakikaten biz bizeyiz, biz bize yeteriz olayı ağır bir yanlızlaştırma bağ koparma operasyonudur. Tatillerden çıkamaz olduk, bir sıla-ı rahim artık çok ağır bir işmiş gibi geliyor bize. İşi dahada mikro seviyeye indirecek olursak 10 katlı binalarda komşularımızdan bir haber yaşıyoruz artık. Dünya global büyüyor evet gelişiyor, nüfus artıyor ama bizi biz yapan insani değerler ise malesef toprak altına her geçen gün bir yenisini daha ekliyoruz. Böyle kapılarımızı pencerelerimizi kapata kapata insanlara gönüllerimizide kapatmış dertler kederler içimizde patlaya patlaya bizi duygusuz fertler haline getirmiş durumda. Bir çayın demine birde samimiyetine hasretiz belki birde un kurabiyesi ne dersiniz ? İşte böylesine enterasan böylesine ilginç bir çağın yaşayanlarıyız. Daha ne kadar soyutlayabiliriz ki fıtratımız olan kolaya kaçma meselesini abartıyoruz. Şöyleki çıkmaz bir sokakta şıkışmışız da duvarla iç içe geçmişiz gibi, büzülebillme kapasitemizi bile bitirdik ne bekliyoruz daha. Bunun ötesi olmaz bunun ötesi sadece ölümdür. Açın kapıları pencereleri bir daralma geldi hoş bir seda rüzgarı sarsın içimizi, hoş bir muhabbet havası sarsın bedenimizi. Dertler kederler boşalı versin, mutluluklar paylaştıkça artsın, çoğalsın. Güzel şeylere ihtiyacımız var heleki bu zamanda. O zaman demeliyiz ki kardeşi için yaşayanlar kazanacak. Gönül pencersinden ansızın bakıp geçenler değil, o pencereden güzel havayı doya doya teneffüs edenler yeniden güzel bir dünyayı inşa edicek. Gelin tanış olalım, gönül pencerelerimizi açalım.

23 Kasım 2017 Perşembe

Bize Hep Bahar, Bize Her Zaman Yaz


Bize hep bahardır, bize her zaman yaz. Açan çicekleri konuşalım. Gülen insanların hayalini kuralım. Bize yeni bir dünyanın potresini çizmek düşse buna benzer düşüncelerimi çizerek yansıtmak isterdim. Çünkü güzel olan her şey insanlar arasındaki bağı kuvvetlendirir. Dünün bize dedelerimizden emanet olan dünyasını idame ettirmeye çalışırken yarına emanet olarak teslim edeceğimizi unutmamamız gerekir. Baharlar sonbahar, yazlar kış olmasın. Kalbi kırık, güvensizliğin hat safhada olduğu bir dünyada yaşamak ölümü beklemek gibi bir şeydir. Bencillik ve çıkarcılık böyle bir ortamın zehirli ürünlerirdir. İnsanlarımız bununla zehirlendiği andan itibaren hepimizin içini bir soğuk hava dalgası saracak ve kalplerimiz soğuyacaktır. Bir İsmail abi repliği ile devam edeyim bu bardağı yarısı boş diyen birine ne diyordu İsmail abi ne kadar da negatif adamsın o bardağın yarısı dolu diyordu. Yani ümitli olmanın önemi burda ortaya çıkıyor. Ümitli olan kimse çıkar ve menfaat gözetmez, bencil olmaz, kalbi sıcaktır, Allah için sever. Hani demiştik ya başta bize olduğu gibi ona hep bahar, her zaman yazdır. İşte öyle bir durum. Meselenin özü ümitsiz olmamak yoksa yaşam mücadelesinin de bir anlamı kalmıyor. Bu duygudan uzaklaştıran her ne varsa biz uzaklaşarak kaçalım ordan hızlıca. Sığınacak limanımız ümitvari bir dostumuz olsun.Bu tür insanlar azalıyor olsada hiç olmasından iyidir. Yoksa dünya nasıl bir yer olurdu ? Düşünelim ve bahar ile yazı hep beraber getirelim.

9 Kasım 2017 Perşembe

Emanet Bizdedir

Günümüzde sınır ihlali ve yasaların işleyişinin pek sağlıklı olmadığını görmek pekde zor olmasa gerek. Bunu sanki haklı bir gerekçeymiş gibi gösterip, ortadaki yıkımı durdurmak gibi yapay bir amaçla bugün girilen her toprak parçasında sorunlar bitmesinden ziyade dahada körüklenmiştir. Silah tacirlerinin daha zengin, yer altı ve yer üstü kaynaklarını alenen sömüren dünyanın süper güçleri olarak adlandırılan kan emicilerin daha karlı çıktığı bir zemin oluşturulmuştur. Nato, Bm gibi kuruluşların 3 maymunu oynadığı ve tiyatral oyunları insanları kalplerini kurutmuş ve gözlerini kör etmiştir. Bu gibi kuruluşların sadece yapacakları ve yaptıkları menfaat kapılarını aralamaktan öteye gidememiştir. Zulüm coğrafyalarındaki insanların durumları daha içler acısı hal almıştır. Hal öyleki sığınan mülteciler politik konu olmuş sanki bir kozmuş gibi söylenir ve bununla birlikte bir tehdit aracı olmuştur. Böyle çirkin bir ortamı dahada rezil bir hal almasını sağlayan bu mesele kabul edilebilir olamaz. Her platformda muhassır medeniyet olarak dünyaya dikta edilen batı medeniyeti insanlık tarihi boyunca hep sınıfta kalmış ve kalmayada devam edecektir. Ve bu durum batıyı daha canileştirici bir hal almasını sağlıyacaktır. Asıl olan zulümün kalkması ve ensar olabilmektir. Dünyanın güzel bir yer olması hepimizin yararına. Düşünelim, anlayalım ve harekete geçelim. Emanete hıyanet en büyük mesuliyettir. Malum olan can,mekan, zaman bizdedir, emanet bizdedir...

2 Kasım 2017 Perşembe

Yeni Bir Ses : İslam Deklarasyonu

Her kabullenişin ardında bir tehakküm vardır. Meselenin idrakine dahi varamamış kavimler bir yok oluşun pençesine esir düşmüşken cehaletin tehakkümü altındadır. Yine çıkarları doğrultusunda bir kabullenişin içinde olan topluluklar menfaatin tehakkümü altında yaşamlarını sürdürmekte gün geçtikçe acı çeke çeke parçalarını yitirmektedir. Bunca olanların ardındaki kan emici şer ittifakları hiç bir şekilde islami ve insani açıdan bir değer teşkil etmeyen bir deklarasyon safsatası ile müslüman aleminin başına musallat olmuş durumda. Buna çanak tutanlar, destek olanlar, göz yumanlar bir gün ibre kendileri gösterdiğinde enselerinde batılın soğuk nefesini hissedecekler. Hal böyle iken şer odakları ve onların taşeronları ile Filistin'de bir fiil ve diğer ümmet coğrafyalarında işin perde arkasında tam sürat ifsat ve zulüm faaliyetlerini sürdürmekte. Stratejik ortak olmak ile onurize edilen bu yapı ve yandaşlarına pastada pay bırakmak bir yana dursun pastayı bütün olarak teslim etmiş bulunmaktayız. Durumun izahati tek kelime ile vahim olan bu tiyatroda kötüler ne kadar kazançlı görünsede öte dünyanın, ölümün bir defa geleceğinin farkında olan şuurlu toplulukların pastayı adil bir şekilde dağatacağı Allah'ın vaadidir. Bir o kadar uzak bir o kadarda yakın bir o kadar dar bir o kadar geniş olan bu vakit diliminde nice zorluklara gögüs gerenlerin kazanacağı apaçık ortadadır. Batıl bir deklarasyonun mamülü olan her şeyin yıkılacağına inanıyoruz. Asıl olan İslam deklarasyonudur. Bütün insanlığın saadetine vesile olma adına kulakların pasını atmaya yetecektir. Boş lakırtılara kapılıp gayemizi ve hedefimizi saptırmaya gerek yok. Tek çare İslam deklarasyonudur...

26 Ekim 2017 Perşembe

Karamsarlık Çukuru

Karamsarlık bu çağın en büyük sorunlarından biri olsa gerek. Yoksa ben mi çok umutvariyim bilmiyorum ama bence öyle. Öyleki yapacağımız her işin önüne bir duvar niteliğine sahip bir yapı gibi. Bakıyorumda işin en kolayı kaçma vakalarının ardında belli bir karamsarlıklar mevcut. Düşünebiliyor musunuz insan kendine bile güvenemeyebiliyor. Sanki hayat kolumuzdan bizi hep garantici olmaya sürüklüyormuş gibi. Resulullahın 2 günden fazla plan yapmamamız hususunda rivayetleri varken biz  senelerimizi bağlar halde sanki hiç ölmeyecekmiş gibi  garanti kapsamında bir takım maceraların içinde buluyoruz kendimizi çoğu zaman. Karamsarlık insanları garanticiliğe ittiği aşikar, ancak bazı temel mefumlardanda ümidi kestirdiğide görülüyor insanlar üzerinde. Müslümanları birliği yani İslam Birliğine bir ütopya hayal olarak bakılması hemde bunu müslüman bir şahsiyetin ağızından duymak hem onur açısından aşağılayıcı hemde üzücü bir durum. Yine karamsarlığın insanları özgüven açısından zor duruma soktuğu görülüyor. Bana düşmez, ya yapan biri olur, yapsam ne olacakki, ne değişecek ki ve buna benzer örnekleri içimizde yaşıyoruz hergün. Özgüven eksikliğini yine hayatımızın ve cevremizdeki insaların hayatlarını iyi yöndede değiştirememe gibi  sele kapıp götürmesini bir çok örnekle örneklendirebiliriz. Yine içe kapanma gibi bu vakalar insanı daha kötü yerlere sürükliyebilir, yılma, yarı yolda bırakma, kolay olanı tercih gibi kötü olan her şeye sebebiyet verebilir. Sosyal mesaj verme amacında değilim ama müslüman kendinden emin ve güvenilir olan kimsedir, karamsarlık fitnesinin karşısında. Dünyanın gizli sahipleri olduğunu idda eden kimselerin, maddi açıdan apacık bir şekilde ama görünmeyen,manevi açıdan da görünmesi,farkedilmesi geç algılanan parentez içinde kandırıldık vakaları yani maneviyata kasıtlı müdahaleleri bir zincir halkası gibi her yeri çepe çevre sarmış,bir domino taşı misali birbirini tetikleyen tek çıkış yolu hak olanı yapıp kurtulmak olan bu çıkmaz sokağın eşkiyalarıları bu zatlar. Temel olarakta maddi ve manevi fitneleride insanlığın üzerine her şekilde salmış vaziyetteler yüzyıllardır. Hal böyle iken tüm bunlara inat gülmek, çabalamak, gayret etmek iyilik bizden istenen ilahi bir emir. İmtihan imtihan ve son olarak yine imtihan. Akıbet ve niyet hep hayr olsun. Yaptığımız yapacağımız rabbimizin rızasını kazanmak olsun...

19 Ekim 2017 Perşembe

Yaşamak Ve Çabalar

Bu güne erişebilmenin çabalarını geçen günlerde harcamıştık. Hiç olmadık yerde beklemedik şekilde belkide istemediğimiz farkına dahi varamadığımız onca yaşanan iyi veya kötü olayların tam ortasındayız. Herkes kendi hayatının başrolünde layığı ile güzel bir hayat sürdürme çabasında çünkü mutlak yaradanın rızası emeklerimizin zayi olamaması adına bu temel kural herkes için önemli. Yaşamak, en temel hakkımız ve bu temel hakla bize yüklenen ilk ve en önemli sorumluluk. Böylesine temel bir hakkın böylesine önemli sorumlulukları ne olabilir ki diye sorgulamak da bizi bu dünyadaki varoluş gayemizin cevabımızı bulmamıza yardımcı olacaktır. Cevaplarımız değişken olsa da hiç bir zaman bir daha mı gelicez dünya ya olmasın veya dünyalık işlerle örülen duvarlarla tüm meşgalemiz dünyevi olmasın. Burda da imtihan meselesi karşımıza çıkıyor. Bunca çabaların yol ayrımlarının, doğru veya yanlış tercihleri ile yaşamanı ve güzel yaşayabilme adına karşımıza çıkabilecekler. Yaşamak, her şeyin başladığı o kutlu yolun başlangıç noktası. Yola besmele ile çıkanların besmele ile bitirme adına vermiş olduğu o kutlu mücadele. Hani derler ya afilli bir sözdür " Amacımız bu dünyadan onurumuzla geçmektir" diye tam manası ile her şeyi özetliyen bir cümle. Bunca zulmün, yanlışların olduğu kötülüklerinin kol gezdiği dünyada gerek müslüman şahsiyetimiz adına, insan olmamız adına güzel yaşamak ve yaşatmak için çabalarımızın bu istikamet üzerine yol alarak ilerlemeli. Bu istikamette bu bizi dünyevi olmaya çekecek çeşitli değişken sebeblerin ellerin himayesine girmemeye istikamet üzere olmaya bunca çabalar içerisinde bu çabayada yer açmamız gerek. Bunca çabanın,imtihanın olduğu dünyanın yaşanabilir kardeşlik ve huzurun hüküm sürmesi dileği ve umudu ile bizimle değişir bu dünya...

12 Ekim 2017 Perşembe

HİÇ ÖYLESİNE

Mekanların daralan kısımlarının, içsel bunalımların, kah yanlızlıkların vücut bulmuş haliyiz. Soğuk odaların, nemli duvarların, kibritteki ilk kıvılcım tanesiyiz. Oturup kurulduk mu masaya çay bana da çay bana. Sıra gecelerinin eşsiz ağıtları gibi yüreğimiz. Atmaktan yorulmuş kalbimiz, geçen ömrümüz. Bir dostla konuştum çok bir zaman olmadı. Gönlü gibi kendide naif. Bir arayayamamışız birbirimizi ulaşamamamışız uzun zamandır. Bir abim ile karşılaştım cami çıkışı hiç görüşememişiz uzun bir vakit. İçimizde öyle bir birikmiş ki her şey dolup taşmış ama hiç boşalmamış. Rahatlamak için herhangi bir çabamızda yok açıkcası. Biriken biriktiği ile kalıyor. Gelen geldiği gibi,gelecek olan gelecek olan gibi. Olanda hayır vardır cümlesi dökülüyor dillerden. Belkide büyüdükçe imtihanımızda o denli büyüyor. Bu yüzden bu büyük dağ yığınları yokken birikerek bizlere ağırlık oluyor. Bunca cefa imtihana yürek mi dayanır dedirtiyor. Ama en büyük dost Cenab-ı Allahtır. İçe atılanları bile bilen alemlerin Rabbi günde en az 5 sefer huzurunda seni bekliyor. Derdimizi açmaya bir secde kadar yakınız. İçimizin rutubetli olması nitelikli olmamızın önüne engel teşkil edecek temel husus bu. Çare Allah'a konuyu açmaktan başka bir şey değil. Dünya da 5'ten büyüktür. Bize lazım olan,güzel huy ve tevekküldür. Her kapının kilidini açan bu anahtarlar bunlardır. İşimiz insan,derdimiz insan. Temelde bu işe beşer sisteminin sorunları olarak bakmak daha doğru olur. İçe kapanmakla kaybetmektense güzel dostluklar gelip bizi bulacaktır. İçimizdekileri çiceklere anlatmak en güzeli. Zafer vaad edildiğine göre bahanede kalmadı, artık bize düşen gereğini yapmaktır. Böyle gelmiş böyle gitmeyecek...

5 Ekim 2017 Perşembe

Yutkunma Meselesi

Yutkunmak kabullenmektir. İşte yutkunupta içimizi attığımız onca şeyler... Söyleyemediğimiz, söylemek istemediğimiz, söylemeye cesaret dahi edemediğimiz onca şey. İçimizde birikir birikir bir dağ olu verir, patlar volkan mı olur ? Yoksa bizimle birlikte mezara mı girer ? Bilinmez ama zalim dünya düzeninin savunucuları bizleri yutkundurmaya devam ettirdiği sürece hiçbir şeyin değişmeyeceği aşikar. Yarının umutlarını söndürüp doğruların üstünü kapatan bu zihniyet, yanlışa sevk ettirerek bir akıl tutulması furyasını gezegenimiz üzerine bardakdan boşalırcasına yağdırırken hiçbir şeyin farkında olmadan hayranlıkla seyireden insanlık ve sel ile sökülüp alınan vicdanların hesabı sorulur elbet.

Yutkunmanın onurlu bir davranış olduğunu bir orta yol bulma metodu olduğunu savunanların haksızlık karşısında baş eğmesi ile olan her şeyi meşrulaştırdı. Dik durup söyleyeceklerini söyleyenle yuhalandı, susturuldu,ciddiye alınmadı. Göçüp gidince bu diyarlardan hayırla yad edilebildi. Söylenilecek sözler içimizde hazmedilmesin. Yutkunmak kabul etmektir. Yutkunmak,boyun eğmek. Yutkunmak, susmaktır. Yutkunmak, zulüm. Bunca yanlış olan şeye ortak olmaktansa konuşmak en onurlusudur ve tek kurtuluş yoludur. Sözler yutkunulmak için değil söylenilmek için vardır. Ve öyle bir sözler vardır ki onlar yutkunulmaz ve hazmedilemez. Söylecek çok şeyimiz var. Sevmenin kelamları dökülmeli dillerden, kötülüğü bağrından vurmalı o kelamlar aydınlanmalı güzellikler. Söylecek çok şeyimiz var. İlk sözümüz, ilk adımımız, ilk bakışımız, ilk göz yaşımız, ilk gülüşümüz, karanlık zulmünden adalet nuruna...

27 Eylül 2017 Çarşamba

Biz Kalbi Kırık Olanlarında Kardeşiyiz

Gecenin gündüzü, gündüzün geceyi kovaladığı, dönen bir kürenin içinde yaşıyoruz. Dünyamız, evet hepimizin dünyası. Her birimiz birbirimize emanetiz. İnsanlar birbirlerinin aynalarıdır bu yüzden. Bunca ırk bunca çeşitlilik sadece birer imtihan vesilesi. Bu vesileleri abartıp yalnızlaştırma, ötekileştirme çabalarına girmek ayrıştırmanın baş faktörlerinden biridir. Bunca güzel şeyler varken ısırarla hep bir açık arama çabası içerisindeysek doğru sandığımız ama yanlışlarla donatılmış bir çabadır bu. Bizi buna iten çeşitli etnik faaliyetler ve onun bilgi ve donanım kaynaklarının seri üretimidir. Hala birbirinin kuyusunu kazan İslam ülkelerinin Haktan yana olmayışının temel nedeni de budur. İnsanımızın zihinlerinde yer edinen bu temel güvensizlik duygusu ve birazda milliyetçilik tutkusu İslam birliği idealini zedelercesine bunun karşısındaki batıl odaklarınında ekmeğine yağ sürüyor bu yüzden. Gündeme geçicek olursak malum Irak meselelerinin alevlenmesi ile Türk Kürt meselesi yine ısıtılıp önümüze konuldu. Bu tür çıkmazların baş sorumlusu İsrail yine oyunun hep kazanan tarafı ve idealleri doğrultusunda ilerlemenin derdinde. Bunca olanlara rağmen bunu göremiyen İslam alemi derin bir gafletin pençesinde. Sabit bir ve kararlı bir dış politika olmadığı müddetçe bu gaflet sürecek gibi ve gafletin getirdikleri ile  değişen İslam algısı hem bu dinin tebası hemde farklı dinlere mesup kişilerin tutumları da aynı şekilde farklılaşmakta. Bu ve bunun gibi daha pek çok etnik sorun koz olarak ellerinde zamanlarını beklemekte. Onlar davranmadan bizim davranmamızın, Hakkın ipine sımsıkı sarılamanın ve algıları yıkmanın, kardeş olmanın zamanı geldi. Biz geldik demeliyiz artık. Ve kırılan bütün kalplerin hesabını soracağız

ayırt etmeksizin. Ve kardeş olmakla başlıyoruz şimdi...

25 Eylül 2017 Pazartesi

İnsanı Yaşat Ki Devlet, Devleti Yaşat Ki İnsanlık Yaşasın

Biz yetişemesekte tam manası ile hayal meyal hatırlarız başörtüsü olaylarını. Hep akıllarda, hep bilinçaltında yer edinmiştir. Geleneksel halkımızın hep dokunulmazı, kırmızı çizgisi olmuştur. Bugün yine insanlarımızın bam teline basılmak sureti ile soğuk yemek ısıtılarak önümüze konulmuş şekilde yine servis edilmiştir. Bir tarafın ağzından düşmeyen gerici yobaz vari söylemler, diğer tarfın din düşmanı, islam karşıtı vari söylemleri ile iki tarafında hiç olmayacak hallere düştüğü durumdayız. Yıllardan beri bu suni gündemlerle  kardeşi kardeşe kırdıran can alan kan ile beslenen meşhur gizli odaklar olarak adlandırdığımız ama 300'ler kulübü olarak bilinen dünyanın asıl sahiplerinin stratejik hareketleri diyebiliriz. Kesinlikle size ütopik gelebilir. Yok canım dedirtebilir. Sağ,sol, alevi,sünni, şii,sünni, Türk,Kürt çatışmaları size yabancı olmasın. Basit görünse dahi aslında çok büyük bir fitnelerdir. Ve kötü olan bir şeyi yapmakta en kolay olanıdır. Bir solcu gözünden insancıl şekilde olaya yaklaşmayı öneriyorum. Bir dindar kesim olarakta olaya sert söylemlerle değil resulullahın zorlaştırmayınız kolaylaştırınız tebliğ metodu ile yaklaşmayı öneriyorum. Bugün tastamam dinin mensubları olarak tesettür ile alakalı veya herhangi bir şey ile alakalı gerekli izahat ile her şeyin açıklanacağı kanatindeyim ve buna iman ediyorum elhamdülilah. Yanlış söylemlerin bizi birbirine düşürüceğini ve mazlum coğrafyalarda bizi bekleyen kardeşlerimizi üzeceği açık. Bugün oynan algılarla ılımlaşan islamın, fikirlerin gözle görülür olması ortada. Birlik ve beraberliğe zeval vermicek şekilde itidalli olmak asıl olması gerekendir. Yoksa bu imtihan dünyasının hesabı iyi olmayacağı aşikardır. Sizi itidalli olmaya ve yaratılanı severim, yaratandan ötürü olmaya davet ediyorum. Bırakın dünya güzel bir yer olsun. İnsanı yaşat ki devlet, devleti yaşatki insanlık yaşasın.

21 Eylül 2017 Perşembe

Evlerimiz Yanıyor Modernizm İlleti

İç çekerek, türkü söyleyerek bu çakıllı yolların müptelası olmuşuz gibi ama asfalt ve egzoz dumanlı yollarda beton yığınları arasında yürüyoruz. Bir baktıkça solgunlaşan her şeyin veya bozulan,değerini yitiren her şeyin insanoğlundan çıktığını görmek mümkün. Hep bir doğaya karşı hasret var içimizde. Hep bir arayış var, bu yüzden hafta sonları bir kaçamak yaparak toprağın bağrına bırakırız kendimizi.Ve ilginçtir ki, doğanın bunca yapılan zulüm karşısında insana kucak açışıda takdir edilesi. Bunca güzellik nimetinin insanoğluna sunulmuş olmasını böylelikle daha iyi idrak edebiliriz aslında. Lakin göğü delen gökdelenlerin duruşu nedense daha bir cazip geliyor. Bu yüzden mutevazı müstakil evlerimiz doğallığı, bu beton yığınlarına yenik düştü. Evlerimiz gidiyor, modernizm illeti kalpleri kuşatmış. Öyleki içimizde olan ufak kırıntılarıda çarpık kentleşme denen abidik gubidik bir yerde harcayarak doğallık misyonumuzu tamamladık. Evlerimizde kalplerimiz gibi ülkemiz, sokaklarımız,caddelerimiz ve biz,bizimle birlikte bizi biz yapan her şeyimiz. Yangın yeri demiştik ama bu başka bir yangın,belirti yok içten içe kaybediyorsun. Zayi olan böylelikle ömrümüz oluyor. Biz dahil ne kadar restore edilsekte zamanın durmayışı az veya çok kaybımızın fotoğrafı. Evlerimiz yanıyor, yani kalplerimiz, modernizm illeti ile restore ediliyor diye yansıtılıp değişen hayatlarımız. Umutlar bile kararırken,geçmişin güzellikleri siliniyorken hafızalardan, daha hayata yeni merhaba diyen ve diyeceklerin durumu ve vehameti zor olduğunu söylemeden edemiyoruz. Ve ekliyoruz kaçan balık hep büyük olur diye. Asırladır bu dünyayı değiştiren çeşitli akımların hepsinin son bulması izleyen bu gözler bu kadar karamsarlığa rağmen bir umut parıltısı yetecektir demeden edemeyeceğim. Güzel olan anlatılmaz güzel olan yaşanır. O zaman değiştirenler arasında yer almak ümidi ile. Bizimle değişir bu dünya...

Hayat Hikayemiz

Hayat hayat diye başlıyorum iç çekmeye.O kadar garip olası ki herkesin farklı farklı anlatacak hikayesi var.Bunca olanların içinde hangi birine yanalım değil mi ? Kimisinin derdi yüzüne kiminin derdi saçlarına ilişmiş kiminin eline kimin ayaklarına.Buruşmaya başlıyan yüzler, nasır tutan el ve ayaklar, ağıran saçlar. Hepsi aşılan dertlerin kalıntıları.Hayat işte. Her derdinde bir hikayesi var elbette.Tecrübeli ağızlardan dökülürken pür dikkat kesilip dinliyoruz.Zamanın birinde çok uzak olmasa gerek halimiz ahvalimiz o ağızdan tane tane dökülmüş, bunun adı kehanet değil bunun adı tecrübedir.Her yerinde yer edinmiş kalıntılara sahip o güzel adam son nefesinde dahi insanlığa bir şeyler kazandırma adına nefesini tüketmişti.Hikaye demiştik değil mi ? Bütün engellere rağmen hakkı haykırması aslında bir destan. Gayretin meyvesi hep tatlı olmuştur ki o bütün kalplerde yer edinebildi.Onun hikayelerinden biriydi D8. Bugün bir manşet ile irkildim inanır mısınız ? Ve bu hikaye geldi aklıma.Kabe imamının Amerika ile yapılan iş birliği karşısında Allah'a hamd etmesi. İnanılır olmaktan çok uzak olan bu hadise aslında İslam aleminin hikayesi.Herkesin bir hikayesi vardır diyorduk irili ufaklı, acı, tatlı. Hikayelerimiz aslında ahvalimizin aynaları.Ve biz ahvalimizden korkuyor hikayemiz ile yüzleşmeye yani aynalara bakıp ahvalimizi görmekten korkuyoruz.Korktukça bu hikayelerin sonu artık hiç iyi bitmiyor. Hikayelerimiz hep yürekleri yakıyor. Artık yüzleşme vakti geldi. Belkide şu kısacık dünya hayatına bunca olanlara rağmen güzel bir hikaye sığdırma fırsatımız olabilir.Vakit kaybetme gibi bir lüksümüz yok. Güzel hikayelere ver verme zamanı artık.Kalemimiz keskinse başlıyabiliriz.Yeni bir sayfa taze bir besmele.Yarın değil hemen şimdi. Yeni bir hikaye ile değişiyoruz. Birimizin hikayesi değişir ise herkesin hikayesi değişir.Ve dünya değişir. Elbetteki bizimle değişir bu dünya. Beyaz bir sayfa ardından bitmeyen mutlu gerçekler.Vaad edilene doğru ne uzak ne de yakın belli olmaz belki yarın belki yarından da yakın.Bizi bulacak hikayenin ya başında ya da sonundayız.Bir şeylerin farkındaysak ne mutlu. Hayat Hikayeniz mutlu olsun, kaleminiz keskin, yüzünüzde tebessüm daim olsun.

8 Eylül 2017 Cuma

Zamanı Geldi

Yarınları ne getireceğine dair en ufak kanaat bile getiremiyoruz. Hayatın bu puslu yanı insanları ürpertiyor olsa da zaman öyle de geçiyor böylede. İnanın kimisi adını altın harfler ile yazdırırken kimisi ne kadar iste de sessiz sedasız toprağın altında ebediyete uğurlanıyor. Hayatı temel olarak menfaat üstüne inşa etmek bir dönme dolap gibi her amaç ve gayeyi bu yöne saptırmak zamanın gerekliliği oldu insanların gözünde. Hayatın puslu olması ibreyi menfaat üzerine koymak zaten. Her şeyi meşru yapan yegane bahanemiz oldu menfaat. Bu kadar çıkara dayalı işlerin döndüğü bu medeniyet beşiği topraklarda insanlık adına bir kurtuluş beklemek ise bir nevi çaresizliktir. Yani bundan kasıt bu hali ile beklemenin yanlış olduğudur. 16 yıllık bir oluşumun liderinin sitemini duyduk duydunuz önce yanlız kaldığını ardırdan "Dava Adamı" olmayışının haykırdı. İslam beldelerinin en büyük sıkıntısının ve fitnenin mefaat üzerine inşaa edilen ilişkiler olduğunu çıplak gözle tespit etmek hiçte zor değil. İnsan olabilmek için sadece insani yardımlar yetmez vicdanın yükünü hafifletmek için sadece bu yetmez bu çağda. Bir şeyin bedelini ölçmek için o şeyle ne kadar dert edinildiği ve ne kadar benimsendiği, sahip çıkıldığı önemlidir. İnanın kestirebilmek zor evet,çok puslu evet ama bunu bu haline bu şekline gelmesinde bizim payımız çok büyük. Artık güzel işler mefaat için değil doğru ve faydalı olduğu için yapılmalı. Bundan sonrası dipsiz bir kuyu ötesi yok. Ve sıkıştık kaldık,bundan sonra doğru kapıları açmanın faydalı olanın peşinden koşmanın herkesin istediği hayalini kurduğu bir dünyada yaşamak için çalışmanın zamanı geldi...

2 Eylül 2017 Cumartesi

Hangimiz Sevmedik ?

Kaç kere sevdik, sanki peşi sıra dağlar. Kaç kere öldük ki ölüm vuslat ? Gideceğin yerlerin görebileceğin her yerin gündüzü gecesi var. Sen bir bilene sorsana bilmediğini deli dumrul gibi gezinme ortalarda. Yüreğim ağrır diye kala kaldın da bir kara sevdadan dem vurursun. Buranın insanları pek bir garipleşti garipleştikçe de ötekileşti. Gel gelelim meseleye tutarım kolundan da ,daha çok var ona gencim ben diye savuşturur. Ama muhabbet meclisinde muhabbeti tutuşturur. Ah ah entel ağabey, ağabeylerimiz. 

Akışı bozmak istemem ama halk ozanı değilim ne yazık ki. Karşılacağım bunca insanın farkındalık bakımından çok iyi ama icraat olarak sınıfta kalan insan profilini acizane betimlemeye çalıştım. Bugün bir çok değerimiz icraat olarak raf ömürlerini doldurdukları için sembolik olma tehlikesi ile karşı karşıya. Yani anlarsanız ya dünki mücahitlerin mütahit oluşu falan. Devir değiştikçe anarşizmin bunun sağı solu olmaz her türlüsü yakıp yıkar o bile kabuklarını değiştirerek edebi bir kimliğe büründü yani bir nevi aşık atışması gibi artık. Bu anarşizim için sevinci bir durum olsa da geçmişin haklı icraatleri ile gönüllerde taht kuran hakikatin peşinden koşanların bu denli olması üzücü bir durum yani entel ağabeyliğe soyunması. Şartlar ve zaman bizi bu durumu getirsede yine aynı şartlar ve durum bizi eski halimize çevirebilme gibi bir durum söz konusu. Emperyalistler buna global dünya, büyüklerimiz ve kanaat önderleri ahir zaman diyor. Yani gelişmekte olan bir şeyin iyi sonuçlar vermesi beklenirken kötü sonuçlar vermesi muhtemel olduğu gibi ahir zaman kötü olsa da sonunun bize göre değişebileceği ortada. O yüzden biz biz olalım sizde siz, meydanlar meydan kardeşler kardeş.

25 Ağustos 2017 Cuma

Kırılma Noktamız

Güzel günleri görebilmeye çabalıyoruz. Kırgınlıklarımızla her güne yeniden merhaba diyoruz. Bildiğimiz tek şey şuan yaşadığımız, bilmediğimiz milyarlarca belkide sayısını tarif edemediğimiz kadar bir dünya şeyleri vardır. Kırılgan olduğumuz doğru, yer yer hayat şartlarına uyum sağlıyamıyoruz. İçimizde yine bilmediğimiz pek çok karma karışık duygu. Hayatın bize getirileri elbette var ama götürüleri pek bir mühim. Yıllarımız geçiyor ve tırnaklarımızla kazıyarak geldiğimiz yerlerin bir önemi kalmıyor artık. Boş veremiyoruz boş ver desekte. Kavuşamayanlar var aramızda her güne kırılgan olarak uyanma gibi bir ihtimaleri var. Çünkü o noktasının en hassas olması kırılgan olmasının başlıca ihtimallerinden. İnsanların kavuşamamaları ve sevdiklerini kaybetmeleri en kırılgan noktaları olsa gerek. Çünkü şiirler hep hasret yüklüdür. Kavuşamayanların hikayesidir. İnanılır gibi olmaktan çıkmaya gerek yok bizim kırılgan yapımız kul ve kula karşı oluşumuzdan. Hayatın getirilerinin içinde sevinçlerle birlikte hüzünlerde mevcut. Hep güzel olan bir yer fani olabilir miydi ? Tabikide olamazdı. Sevdamız dağların yeşillikleri ile pekişiyor. Ağzımızdaki bir şarkı bir dize ile kor ateşlerde yanıyor. Size de can feda. Sevdanın, hasretin yıktığı yerlerden çıkan virane şehrin kardeşleri. Uzun bir yolun yolcusu olma hazırlığı içerisindeyiz. İçimizede bunca atılan dertlerin dere olup akmasından tarafız. Çiçekleri soldurmayalım. Kırılgan olabiliriz ama bunla hala yaşamasını öğrenmeliyiz. Hala bir arabesk şarkı dizesinde bulmayalım kendimizi hani o en damar olanından. Hangimiz sevmedik meselesi aslında hayatımızın arka fonunda çalması muhtemel o mahrur beste. İşte böyle hayat hikayesi incitme,incilirsin, kırma, kırdığın yerden kırılırsın. Güzel şeyler olabilme adına güzel şeyler yapma devam.Sabır, gayret, selamet.

20 Ağustos 2017 Pazar

Her Şeyin Farkındayız

Zamanın birinde hiç olmayacak şeylerin olduğu her şeyin seyrinden çıkarak farklı noktalara sapacağını göreceğiz. Hala yüzümüzde tebessüm olur mu ? Bilmem ama biz şimdiden her şeyin farkındayız. İnsanları bunalım üstüne bunalım geçirdiği ve psikolojik olarak her alanda sorunlar yaşadığı bu zamanda ilerde olacakları daha önceden kestirebilme meselesi önemli. Toplumun restore edecek bir insan yetiştirme potansiyaline sahip olan yerlerin nitelikli ve vasıflı insan yetiştirmesi gelecek adına umutla bakmamızı sağlayan tek tutarlı dal olsa gerek. Hayatın zorluklarını ne kadar farkında olsada doğru ve hak olandan hiç bir şekilde taviz vermeyen nesiller üzerine belli başlı insiyatifler alarak sanatını toplum için toplum yararına kullanabilmek adına yarış haline girmiş durumda. Yanlış değil doğrunun yanında saf almak için verilen bu kutlu yarış onlarla birlikte bir ümmetinde saadet ve selametine vesile olacak cinsten. Biz kazanırsak herkes kazanacak akımı ile birlik ve vahdeti sağlmak adına yoğun bir çalışma takvimi olan bu nesil ile bir olma adına bizde yerimizi almak istedik yeri geldi onlarla çocuk olduk keplerini taktık, yeri geldi abileri olup yol gösterdik, başkanları olduk hayırlı çalışmalara vesile olduk ama en önemlisi de kardeşleri olduk sevdik sevildik ayrı kalıncada hep özledik özlendik. Tabikide bu vuslat kısa süreli zaferin yakın olduğunu biliyor ve bunu söylüyoruz. Yinelemekte fayda var biz her şeyin farkındayız ve yanlış giden her şeyin tam karşısında, doğru giden her şeyin her zaman ve her yerde yanındayız. Selam olsun o güzel nesile....

10 Ağustos 2017 Perşembe

Tercih Meselesi

Hiç olmadığımız yerlerdeyiz. Genellikle istemediğimiz yerlerde. Hep bir şikayetler içinde buluyoruz kendimizi. Hayat bizi savurmayı çok sever. Yani aslında biz kendimizi savuruyoruzdur ama suçu hayatta buluyoruz. İstemediğimiz şeyler olabiliyor. Aklımız baya dolu oluyor, kararlar veremiyoruz mesela. Ama bir karar vermemiz gerekiyorken hala düşünmekten geri alamıyoruz kendimizi. Bazen olmaması gereken hiç beklemediğimiz şeyler olabiliyor hatta bazen değil çoğu zaman insanoğlu olarak bu durumlarda çok hazırlıksız oluyoruz malesef. Beterin beteri vardır en beteri hazırlıksız yakalanmak olsa gerek. Hiç beklemediğin bir an beklemedik bir olay başka bir işe odaklanmışken hemde olur mu ? Oluyor. Böyle zamanların çok zorlu zamanlar olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Çabucak geçmesi gereken zamanlar en azından biz bunu istiyoruz. Galiba hedefe giderken bazı belli başlı problemlerin olması her şeyin kolay olmayacağının kanıtı. Yaşamak bile kolay değil. Nefes alıp vermek bir yaşam belirtisi olabilir sadece. Kolay gözüken şeyler bile aslında zor. Bir zorluk bir bedel ödemeden aşılmıyor. Hayatın cilvesi desek ne kadar doğru olabilir. Bu bir sistem olsa gerek. Her hali ile bir sınanması olan dünyanın fertleriyiz biz. Can bedenden çıkana kadar son salisesine kadar sorumluyuz yaptıklarımızdan. Hiç olmadık zamanda hiç olmayan olaylara bir tepki olarak isyan yerine yeniden doğrulmak ve devam etmek en doğrusu olsa gerek. Bizi bekleyen birileri vardır illaki bizden beklentisi olanlar şimdi olmasa bile ilerleyen vakitlerde olacaktır. Kendimizden bile bir beklentimiz olmalı en başta mesela. Hayat zor ve insanlar tercihleri ile bir sınavın içinde. Her yaşam filminin başrolü biziz. Layığı ile yaşamak gayesi ile cümlemize kolaylıklar.

5 Ağustos 2017 Cumartesi

Ait Olduğum Yer

Trabzonspor benim vazgeçemediğim çocuk yanımdır. İlk tutkumdur. İlk kapılmamdır. Hatırladığım ilk coşkulu sevincimdir. Hatırladığım ilk göz yaşımdır. Ait olduğum yerdir. Videoyu izleyince gözümde canlanı verdi koca bir mazi...


Çocukluğumdur Trabzonspor. Hayallerimdir, evet iyi bir futbolcu olma hayalimdir. Ne olursa olsun sonsuza kadar Trabzonspor'da oynamak istemişimdir ve hayalini kurmuşumdur,büyük paralara başka takımlara transfer olmayacağıma dair. İyi top oynardım babam tarafında bu hayalim rafa kalksa da ara ara indirir bakarım öyle. Trabzonspor ben ben Trabzonporum. Çocukluğum ile en derin bağımdır. İlk meydan okuyuşumdur. Benden hem yaşça hemde fiziken büyük olan abilerimi ilk mağlup edişimdir. Zordur Trabzonsporlu olmak ama güzeldir. Düşünsenize kocaman sınıfta sadece bir Trabzonsporlu ve sınıfa karşı delice savunan sadece bir çocuk. Çocukluğumla hep özdeşleşmiştir. Asi ama hep mazlumdan taraf, hep bir hegomonya yıkmak için uğraşan, en güçsüzlerle en güçlüleri yenen.


Benim trabzonspor hikayem bir başkadır. Bizim evimizde televizyona karşı vakti zamanında boykot vardı. O yüzden hep radyodan takip ederdim maçları özetlerini dahi izleyemezdim denk gelirse marketimizde oda kamera modundan çıkarsa televizyon. Ama bizim eve televizyonun ilk gelişi de Trabzonspor'un bir Avrupa maçıdır. Atletico Bilbao hiç unutmam buda böyle bir tezat işte. Ya ilk maça gitmem babamın işinin yoğunluğundan hiç gidememiştik. Yıl 2011 hani malum sene öncesinde de 2005'te benzer bir vaka var. Neyse, yer Olimpiyat Stadı hani o efsane maç İstabul Büyükşehir Belediye Spor maçı unutamadığım takip edenler bilir taraftarı ile her şeyi ile mükemmel bir atmosferdi, 3-1 yenmiştik. Ya ilk  orjinal formam parçalı 2008 - 2009 sezonu forması Trabzondan almıştım. Orjinal diye sevdiğim kıza dahil herkese havasını atmıştım küçüktüm tabi öyle garip tepkiler normaldir. Yenilgilerde üzüntüler, annemin derslerine bu kadar önem versem 100'lük olurdun lafları ve sınıftaki arkadaşların alayları. Bu arada çalışkandım ama en çalışkan değildim. Neyse konu dağılmasın, en güzeli de kazandığında okula havalı girişim olmuştur ve sadece arkadaşlara bakmamla susmaları,o konuda ezildiklerini hissetmeleri mütiş bir duygu tabiri caizse çok cooldu, sadece bakışınız yetmesi. Ya ilk Şampiyonlar Ligi maçı ve ilk maçta İnter galibiyeti o anlatılmaz yaşanır 1-0 yenmiştik. Her şeyiyle mütişti Türk takımlarının İtalyan takımlarına İtalya'da ilk galibiyetiydi o maç. Gollerde evi inleten seviclerim, annemin bağırmaları,terlikleri her şeyi ile ve birçok anlatamadığım şeyi ile Trabzonspor benim bende Trabzonsporum. Trabzonspor benim çocuk yanım ve hep öyle kalacak.

3 Ağustos 2017 Perşembe

Ezeli Ve Ebedi Olan

Güzel olamayan bir günün akşamında yanlış yapılan işlerin muhakemesini yapıyordum. Hayat gerçekten zor. Hayatın tam dönüm noktası olan yere gelince insan gerçekten anlıyormuş. Her şey maddiyat olmasada çorbayı kaynatacak kadar da bir kazanç için çaba verilmesi gerekiyormuş. Hayatın dalaveresi, acısı, mutluluğu ile yoğrulurken geçen zamanda tam manası ile pek bir farkına varmamışız. Gidecek yerimiz ebediyet olsada ezeli olan şu mekanda bu denli meşguliyetlerle yoğrulmak garip. Hayatın kendisi zaten garip. Bizi yine fani olan şeylere iterek günlerimizin geçirmesiden belli değil mi zaten ? Hakikaten bazen iki ciddi esasa sarılmaktansa garantici olup birine sarıldığımız zamanlar oluyor. Dünya mı ? Ahiret mi ? Birbirine bağlı iki önemli mekan. Biri ezeli biri ebedi olsada ikiside insanlık açısından ayrı bir yere sahip. Bir taraftan ahiretimi garantiye alıcam diye daha farklı şeyler ile meşgul olanlar, diğer taraftan bir daha mı gelicez dünyaya deyip har vurup harman savuranlar. Hal böyle iken İslamiyetin hep ölçülü olduğunu daha iyi anlayabiliyoruz. Çünkü İslamiyet tek taraflı kazanmak değildir. Hiç ölmeyecekmiş gibi çalışıp, yarın ölecekmiş gibi ibadet et bir felsefedir hemde temel hayat felsefesidir. Ne olursa olsun nitelikli ve güzel şeyler yapabilmektir asıl olan. Terazi bazen şaşabiliyor. İnsanız elbet buna da imtihan deniyor. Zaman akıyor vakit daralıyor. Az zamanda nitelikli işçilik ile ince eliyip sık dokuyarak ilerlemek mecburiyetindeyiz. Bu hem maddi ve manevi alanda da bizim düsturumuz olmalı. Böyle bir durumda tercih hakkım olsa ben bunu seçmeye gayret ederdim. Esas olan ölçülü olmaktır ve bunun için gayret edebilmektir. Gayret bizdendir ve hep bizden olacaktır.

30 Temmuz 2017 Pazar

Filistin Davası

Bugün küçük taşlara  ayağımızı takma günü değil. Bugün birlik olma günüydü. Onun az konuşması, bunun fazla konuşması bizim bugünkü gündemimiz olamaz.Bugün Filistin'in özgürlüğü dışında hiç bir konu gündemimiz olamaz.Bu Filistin davasına bir hakaret olur. Filistin davası hak ile batılın fiilen mücadele ettiği bir cephedir. Bugün ne görüşe tabi olursak olalım insan olmamız ve müslüman olmamızın gereği ile ordaydık,orda olamasakta televizyonlarımız başında dualarla ordaydık ve Filistine kardeşlerimize selam gönderdik. Bugün bir birlik fotoğrafı verdik. Hak için haktan yana olduğumuzu gösterdik. Bugün mazlum bütün coğrafyalara umut olduk. Siyonizm illetine de korku. Bu bizi mutlu etmez mi ? Bir olunca ne kadar güzel olduğumuzu batıla karşı dik duruşumuzu bir kez daha gösterdik. Evvela sevgi diyoruz. Bir şeyleri yıkmak en basit olanı. Sevmek bedel ödemektir. Ve en güzel sevdalar da davalardır. Bir mihenk taşıdır Kudüs davası. Bir İslam müdaafasıdır. Semboldür Kudüs. Ey Kudüs, bekle işte geliyor ümmet bak işte ümitsizlik yok gam yok keder yok sonuna kadar inanç var. Bugün birçok güzel şeye sahit olduk. Bugünü bir milat alıyoruz. Bu günden sonra Filistin davası ve mazlum coğrafyalarda olan zulümleri her zaman gündemimizde tutuyoruz. Artık karamsarlık yok, yıkmak yok, kin yok. Artık ümit var, yapmak var, sevgi var. Filistin özgür olana, dünya güzel bir yer olana dek...

22 Temmuz 2017 Cumartesi

Emanet Bizdedir

Mahsunuz.Kalbimiz mazlum.Aklımız mülteci.İhtimal dahil vermediğimiz olayların kurbanıyız.Dereyi görmeden paçayı sıvamak gibi bir deyim vardır, işte bu zaman öyle zamaki kıvırdığımız paçalar ne yazıkki az kıvrıldığımızdan ıslanabiliyor.Yani Filistin,Mescid-i Aksa meselesi tam olarak özeti bu.Dün Filistin topraklarının bağımsızlığını konuşurken bugün Mescid-i Aksa'da ibadet özgürlüğü meselesini konuşuyoruz.İsrail'in haddini aşması devlet büyüklerimizin ihtimal dahil vermediği bir olay olsa gerek.Çünkü olaylara karşı çok şaşkınlar.Ne söyleceklerini bilemiyorlar.


İsrail'in bizim dostumuz olabilme ihtimali olabilir mi sizce ? Buda bir ihtimal sonuç olarak ve devlet büyüklerimizin konuşmalarında İsraille olan dostluk ve normalleşme gibi söylemleri hepimiz duymuş ve okumuşuzdur.Demek ki devlet büyüklerimizin ihtimal verdiği bir husus olsa gerek bu durum.Açıkcası acı bir tablo.Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer atasözü tam manası ile etkisini göstermemiş olsa gerek bunca olanlara rağmen hala İsraille her manada devam eden ilişkiler dilimizin daha çok yanacağının habercisi.Ve bazı kardeşlerimizin bu olayın siyasetle ve siyasi yaptırımlar ile çözülmeyeceğinden bahsetmesi ise akıl almaz bir durum olarak aklımda yer edinmiş durumda.Ve bunu dile getiren kurum ve kuruluşları yıpratıcı manada eleştirmeleri ve çeşitli ithamda bulunmaları kabul edilemez bir durumdur.Bilinmelidir ki zamanın en büyük kozlarından birisi siyasettir. Bunu inkar etmekle pek bir yere varılacağı kanaatinde değilim.Çoğu şeyin kapalı kapılar ardında konuşulduğu şu zamanda kınamanın faydası kalbi bir nebze olsun mutmain etmedir.Bu bağlamda elinde  ne imkanı olursa olsun müslüman şahsiyetin bunu esirgememesi ve devlet büyüklerimizi doğru ve kararlı tutumlara sevk ettirmesi önemlidir. Unutmayalım ki ilk kaybediş içimizdedir.Ardından toplum,ardından  devlet,ardından bütün İslam alemi, ardından bütün dünyadır.Doğru şeyler ne kadar zor olsada uğrunda yapılacak çabalar o kadar kutsal ve değerlidir.İslam bir onur meselesidir.Uğruna verilen nice canlar bekası içindi.Kaybedeceğimiz hiç bir şey yok ama kazanacağımız bir ahiretimiz var.

Başta bütün mazlumlar ve Filistin için vakit geçmektedir.Emanet bizdedir.

15 Temmuz 2017 Cumartesi

Darbeler

Bir gençlik imar etme derdindeyiz. Bugün veya dün acı ama kardeş kardeşin karşısındaydı. Bir şeyleri ötekileştirip işin icinden sıyrılmak en basit olanı vatan haini kisvesi ile çok kolay sıyrılabiliyoruz işin içinden. Elbette namlusunu vatanına vatandaşına çeviren birini masumlaştırma çabası değil bu. Meselenin bam teli kardeşle kardeşin karşı karşıya gelmesi. Bunu ülkecek hergün yaşıyoruz ve en acısının yıl dönümündeyiz. Genel manada İslam coğrafyalarınında fotoğrafını çekecek olursak ordada kardeş kardeş ile karşı karşıya. Onun için biz bir gençlik imar etme derdindeyiz. Menfaate çıkan kapılara eyvallahı olmayan, hayatının her safasında attığı her adımı hayırlı güzel işlere vesile olan ve bütün insanlığa faydalı olacak bir nesil imar etme derdindeyiz. Genel ahlaki terimlerle belirtmek istiyorum aslında bunu adına müslümanca duruş deyip belli bir kesimle sınırlandırabilirdim. Ezelindede ebedisindede bu temel mefumları taşıyan dindir zaten İslam.Ahlaki olması açısından ve evrensellik açısından söylüyorum hepimizin vicdanı ve doğruyu seçebilmesi adına aklı var.İnsan niçin yaşar ki ? İyi bir insan olmak için, herkese faydalı olabilmek için. Bu bağlamdan yola çıkarak güzel olan her şeye bir adım atmış olacağız.İyi bir insan profili çizelim. İçine birçok terimler koyacağız. İyi olursak hep iyi olanlar bizi bulur.İyilik ve güzellik için yaşanabilir bir ükemiz ve dünyamız için bütün insanlık için bir nesil yetiştirmede derdindeyiz. Eğer evlatlarımız maneviyatçı olursa elbette kardeş kardeşin malına göz dikmez diyor Allah ona rahmet etsin mekanı cennet olsun. Şapkayı öne koyma zamanı geldide geçiyor. Bizden götürülenler 10 darbe büyüklük etkisinde.Rabbim bir daha yaşatmasın. Dinin sancaktarlığını yapmayı bu millete nasip eden Allah'a hamd olsun. Her nasibinde bir imtihanı vardır. Rabbim bizi bu imtihanı en iyi şekilde verenlerden eylesin. Devletimize dinimize zeval vermesin. Bir nesil yetiştirme derdindeyiz tek gayemiz çağa ve insanlara aydınlık olmak

. O yüzden kuklayı değil kuklacıyı vurmak için mücadele veriyoruz. O zaman buyrun yine yeniden başlıyoruz.

13 Temmuz 2017 Perşembe

Bana Göre Milli Görüş

Sıkça duymuşuzdur. En çokta onun agzından dökülmüştür. Milli Görüş nedir ? Nereyi temsil eder ? Ne mana ifade eder ? Bana göre hayra bir adımdır. Halis niyettir Milli Görüş. Karşılıksız, Allah için sevmenin adıdır. Güzel olana davettir. Aynı menemene ekmek banmaktır. Kardeşinin kederine ortak olmaktır Milli Görüş. İslam birliğinin temel taşlarındandır. Bugün belkide çoğu derde derman olacak bir tedavi yöntemidir. İslam ile milliyetçiliği çok güzel analiz edebilmedir. Mikroda Yeniden Büyük Türkiye, makroda Yeni Bir Dünyadır. Kişilere yüklenecek bir şey değil basite indirgenyecek kadar evrenseldir. İçimizdeki  anlamdıramadığımız çoğu güzel şeyin  adıdır. Milli Görüş bir insanın olması gereken siyasi kimliğidir. Dik duruşlu olmanın,ferasetin,siyasetin müslümana göre müslümanca hatta bütün insalığı kapsayacak hali ile hakikat ve hakiki şekilde yapılmasıdır. Her işi ahlaki olarak yapabiliriz. Siyasetide ve pek çok kulvardaki eksikliği kapatabilecek bir kavramdır aslında. Bugün özlenen istenen bir tablodur. İnsanlığa vefa borcudur Milli Görüş. Herkesin ağzındaki aslında öyle olması lazımdır kısmıdır. Ama ile başlayan kısım ise ne yazikki seküler olan ve Milli Görüş'ü hiç alakadar bile etmeyen bir kısımdır. Daha çok tanımı var aslında hemde herkese göre. Ama benim için en güzel tanımı teblig yaparken sözlerimizi toparlayan hizaya sokan karşı tarafı mutmain eden o kilit kelimedir Milli Görüş. Hakkı temsil etmeye çalışır. İstikamet ehli olmaya çalışır bunun gayretinde bunu çabasındadır. Ne güzel topluluktur. Bir çınar gibi gölgeside ferahlıyoruz. İtiraf edin ki sizde özlediniz. Ve içindeki anlamdıramadığınız meselelerin cevabını arıyorsunuz. Sizde bir şeyler değişsin, herkes mutlu olsun istiyorsunuz. Zulüm dursun, kardeş kardeşi vurmasın istiyorsunuz. Menfaatsiz bir yere sığınmak istiyorsunuz. Batılı zelil etmek istiyorsunuz. Aradığınız şey pek uzağınızda olmasa gerek. Mazisi tertemiz bir görüş mensubu olmak istiyorsanız hiç vakit kaybetmeyin. Vakit kısa her şey fani. 47 yıllık bir çınar üstüne ne sevdalar kazımış gördünüz mü ? Her şey için geç olabilir ama çok geç olmaz iyi niyet en temeldede olasa bir kazançtır. Bir şeyleri düşünebilme adına bu şansı kendimize vermeliyiz. Ve dünya o dakikadan irtibaren düzelecek. Ve artık taşlar gediğine oturacaktır. Milli Görüş bir tebessümdür. Milli Görüş İslam Birliği ile her şeyin çözüleceğini dile getirmektir. Söylenenleri fiile dökebilmektir. Arıyoruz ve bulduk. Mutluyuz hamd ediyoruz ki geçmişteki gibi hala aynı çizgide ve hala bir şeylere yön verebilmek için mücadele halinde...

4 Temmuz 2017 Salı

TÜRK OLMA NİMETİ

Aslında her nimet beraberinde bir imtihanı getirir. Güncel olaylara bianen bir kaç kelamda ben etmek istiyorum. İtidalli olduğum kanaatindeyim. Bu yüzden orta yolu bulma adına ortadaki karmaşayı bitirebilirim. Aslında bu benim kimliğinde var çünkü ben başta elhamdülillah müslümanım ve Türküm. Türk oluşum rabbim tarafından bana verilen bir nimettir ve her nimetinde bir imtihanı olduğunu söylemiştim. Hatta imtihanları da diyebilirim. Geçmişe dayanarak atalarımızın dönüm noktası tabiki de İslam dini ile şereflenmeleri tabiri caizse o izzetli gömleği giymeleridir. O günden bugüne kadar dinimiz ve vatamız için bir çok mücadelerin içinde bulunduk. Zaten en önemli özelliğimizde bu olsak gerek mücadeleci kimliğimizin İslam dini ile taçlanması en büyük dönüm noktamızdı. Ben buna bir nevi nimet gözü ile bakıyorum çünkü bu mücadeleci yapımız ile Rabbimiz bize dinin sancaktarlığını yapma nasibini,şuurunu daha en baştan beri vermiş oldu. Bu sorumluluğu her müslüman alması gerek ama bunu bizim kendimizede bir görev olarak addetmemiz bile bir nasip meselesidir. Yine dinimizin Türk toplumu ile özdeşleşen bir diğer hususu ise hoşgörü diyebilirim. Ve buna sayısız örnekler verebiliriz. Bu izzetli gömleğin bizimle bütünleşmesi tam manası ile bir nimet faydalanma olayı ise nasip işidir. Hal böyle iken malum olan İslam coğrafyalarındaki olaylara karşı o coğrafyadaki kardeşlerinin tutumu bizi derinden etkiliyebilir veya sağlıklı karar vermemize engel olabilir. Lakin önce dinimiz gereği sonra ırkımız gereği bize nasip olan hoşgörü ve mücadeleci yapı ile kin tutmadan,ortayolu bularak hareket etmemiz gerekmekte. Hak olan bir şey var oda müslüman müslümanın kardeşidir. Buna istinaden bazı husumetleri,kardeşlerimizin yaptığı hataları düzelterek ve hoşgörü ile hareket etmemiz meseleleri kökünden çözeceğini düşünüyor ve buna inanıyorum. İyilik ve güzellik ile birlik ve beraberlik ile sevgi ve hoşgörü ile herşeyin çözüleceğini biliyor ve bunu söylediğim gibi tekrar yineliyorum. Bir iyilik bütün kötülükleri bitirmek için bir adımdır. Hak olan tek başına bütün yanlışları kaybetmeye gücü ve kudreti yetendir. Bir kez daha ecdadımıza bakmayı onlardan alacağımız destekle ve çıkaracağımız dersler ile sorunların üstüne gitmeliyiz. Kalbimizi,aklımızı,imanımızı kontrol edelim ve bu mücadele için yollara düşelim. Anlatalım,hareketlerimiz ile güven verelim.

Farkına varalım ve yola koyulalım zaman azalıyor ve kardeş kardeşe kıyıyor...

2 Temmuz 2017 Pazar

Güneşin Batış Tarifi

Bir gün güneşin battığı yerdeyim. Seyrettim olanları. Elde olmayan şeyler var engellemeyecek. İşte onlardan bir tanesidir, gündüzün sırayı geceye vermesi. Güzelde eser serin serin insanı bir hoş eder inceden. Böyle bir zamanda yanında eksik olmayacak bir şeyde çaydır. O günde tabiki yine çayım yanımdaydı. Bir yudum aldım ve sessiz sakin oturdum kaldım. Konuşulacak pek bir şeyde yoktu. Zaten güneşin battığı yerlerde pek bir olayda olmaz. Herkes bir köşeye çekilmenin derdindedir. Gün biter bize ayrılan sürenin son dakikalarıdır. Güneş bile işini bitirmiştir ve gidiyordur. Geri gelecektir ama biraz var ona. Güneşin battığı yerlerin insanları artık yorulmuştur. Gecenin sessizliği onlara gelecek en güzel hediyedir. Sessizlik bir çok şeyide ardında getirir orda. Huzuru ve sağlıklı düşünebilmeyi. Tek ihtiyacımız olan bu oysa. Gece teffekkür vaktidir. Geceyi aydınlatmaya çalışan yapay ve yapma olanlara kanmayın. Gün batımı gibi her şeyin bir sırası var bu ilahi düzende. Gecemiz gündüzümüze karışmasın. Herkesin buna ihtiyacı var hemde herkesin. Güneşin batışı güzel şeyler için bir vesile olabilir o vakit. Garibanın bir günü daha bitirme sevinci olabilir. Kıymet bilmek lazım o yüzden. Her yaratılanın hayıra vesile olma gibi bir görevi var, bakıpta görene. Zaman dursun demiyeceğim güneş batsın, sıra bize gelsin, bizi geçsin gitsin. Yaşanılacak şeyler var güneşin batışı sadece bir zaman dilimi. Fani olan o ve biz gibi, baki olana doğru yol ama vakti. Bir güneş daha batacak yine bu gün doğduğu gibi. Vadeler dolacak veya azalacak. Unutmadan bir gün batımını seyredin derim çay eşliğinde güzel bir düşünme vaktidir. Tadı damağınızda kalacaktır. Vadeler meselesine gelince her fani vadesini dolduracaktır. Ne mutlu güzel yaşayabilene...

25 Haziran 2017 Pazar

Bayram O Bayram Ola

Bilmiyorum kaç senedir ama bayramlar bir durgun geçiyor. Mahallenin en son haylaz çocukları bizmiydik yoksa. Çocuk sesleri elini eteğini çekmiş sokaklardan. Bir tarafta patlıyan mantar tabancalar, torpiller, kız kaçıranlar, harçlıkları deli gibi yiyeceklere yatıran nesil yok artık. Sonuncusu bizmiydik diye övünsem mi yoksa üzülsek mi bilemedim. Hakikaten yok ama. Cadde üzerinde evimiz olmasına rağmen çift kale maç yapan çocuklardık biz. Ne olduda sokaklardaki oyunlar misyonunu tamamladı ve çocukça düşüncelerden, bedenlerden sıyrılır oldu ? Bayramların bu zamandaki en büyük eksikliği bu galiba, sokaklardaki çocuk cıvıltısı. İnarnır mısınız artık kapı kapı gezen şeker toplayan çocuklar bile yok. Zamanla biz ve her şeyimiz  değiştiriyor. Artık bayram tatilleri akraba ziyaretleri yerine bir tatil kaçamağı bile oldu hatta artık. Karl Max'a hak vermiyor değilim. Üretme ve tüketmek bütün benliğimize işlemiş ve maddiyatçı, materyalist bir yapıya bürünmüşüz. Bir çocuğun tebessümü, bir baş okşama bir el öpme ar edilecek boyutlara taşınmış. Üzülmemek elde değil. Aslında bu olanlar bayrama has bişeyde değil sadece 12 ayın 1 ayı böyle değil veya ne bileyim 365 günün 30 günü falanda böyle değil. Yılın her saati, her günü her haftası, her ayı bu durumda. Materyalist olmuşuz, bir çikolata ile ağzımız tatlansa işte o çikolatanın mutluluk hormonlarımızı harekete geçirse bile ne fayda ? Biz şeker koleksiyonu yapan çocuklardık zamanla sürüklendiğimiz yerler pek iç açıcı değil. İşi ilk adımı maneviyata yönelme eğilimi içerisine girebilme gerisi gelecektir. Öyle umuyoruz, külümüz üflense altından maneviyatımız çıkar köklü kültürümüz çıkar. Bayram temennim bunu idrakine varıp ömrümüzün her anını buna göre devam ettirmek. Bayram o bayram ola. Hayırlı bayramlar.

24 Haziran 2017 Cumartesi

Şimdi Değilse Ne Zaman ?

Şimdi olmazsa ne zaman ? Ertelemek üzere sonra görüşürüz. Kayıplardayız. Cesaretimiz yok yine içimize kapanmışız. Çekiniyoruz kendimizden bile, kendimize bile kaçamak cevaplar verir olmuşuz. Ötesi berisi yok, galiba hepatit üşengeçlik virüsü kol geziyor coğrafyamızda. Bu coğrafyaların insanları artık neye kanaat getireceğinin farkında değil. Hava sıcak acaba güneş mi başımıza geçti ? Ne bileyim kafamıza saksı mı düştü bir pencereden ?  Geçme geçme kardeşim namert köprüsünden bitirirsin insanlığı örtersin cümlesinin üstüne kara toprakları. Israrla hep bir geri adım atma ilk engelde cayma, hatta bir engel belirtisinde bile bak bak gördün mü ? O işler öyle olmuyor ustaaa replikleri ile hayatımızı devam ettirir haldeyiz.
Bir şeyleri yanlış anlamış olacağız, hak ortaya çıkınca Erdal Bakkal abimiz gibi bana böyle söylenmedi gibi tepkiler verebiliyoruz. Veya kardeşim banane ya o ilk adımı atsın sonra ben atarım gibi böyle beklemelik böyle ne bileyim herkesin birbirini beklediği kısır döngü içine girdik. Daha çok bekleriz, İsmail abinin kuru yük gemisi gelir ama biz bu bekleyişle daha çok bekleriz. Hiç beklemediğimiz ölüm bizi bulur sonra halimiz nice olur işte. Gerçekten bazı şeyleri bildiğimiz halde bile çok anlamsız tepkiler veriyoruz, kazanacağımızı bile bile mağlup oluyoruz. Abi haydi iki top çevirelim sitemli ilerliyelim,yok daima yana pas bu ümmetin direncini kırıyor. Ya bu milletle bir yere varılmaz, ya biz haddimizi bilelim bizim önümüzü keserler, ya dünyayı ben mi kurtaracağım ? Boş ver. Aksiyon eksikliği vücut direncini düşürür uzman cihad doktorları uyarıyor.Hakiki manada hayatımızın her alanında aksiyon eksikliğimiz var. Zaman mağralara çekilme zamanı olsaydı ortalık bu kadar fitne ile kaynamazdı. İnanın zaman geri çekilme değil ileri atılma zamanı en azında üstümüze düşeni yapabilme adına çaba sarf edebilme zamanı. Şimdi olmazsa ne zaman ? Haydi düşünün, düşünelim bakalım.

20 Haziran 2017 Salı

Kalbimizde Bir Yara

Gecenin gündüz, gündüzün gece olduğu,saatlarin, dakikaların, saniyelerin akıp gittiği bir mekanın parçasıyız. Zamanın telafisi olmazmış bu yüzden. Geriye bakarken sadece yaptıklarımıza baka kalıyoruz sadece. Yaptığımız hatalar, doğrular hiç bir şekilde değişmiyor. Geçmişi isteyişimiz de tecrübe edilenleri daha iyiye taşıyabilmek adına. Bu yüzden geçmişi yad ederken keşkeler eksik olmaz dilimizde. Keşke onu yapmasaydımlar, keşke söylemeseydimler, keşke daha iyisini yapabilseydimler düşmez dillerden. Hayat bu geçmişi yad ettirir. Aynı kalacak değil ya her şey. Mazi hep yaradır. İyi bir şey bile olsa özletir acıtır, kötü bir şey bile olsa pişmanlıkla acıtır. Yani çocukluk dönemimiz hepimiz dönmek isteriz. Oysa dönsek yine aynı şeylerden öteye gidebilecek miyiz ? Yapılan hataların tekrarlanmayacağını veya kat kat mislinin yapılmayacağının garantisini bize kim verebilir ki ? Sana söylemiştimler keşkeler, keşkeler. Bitmez ki aksine dahada artacaktır. Hayat hatalarla hayattır. Son pişmanlık hiç bir zaman fayda vermemiştir ki, ağızda gevelenen kelimeler dışında. Ver feryadı gitme diyeydim. Feryat figan kalbimiz...


Maziyi hep özliyeceğiz. Her şeyiyle yad edeceğiz. Unutmayacağız, unutturmayacağız. Zaman geçicek, mekanlar değişecek, bizler değişeceğiz ama unutmayacağız. Unutursak bir kere daha aynı yanılgılar içinde bulacağız kendimizi. İnsanız mazidende sorumluyuz. Estafirullah cümle günahlara. Evet mazi kalbimizde bir yara şimdi. Özlem, hasret kokulu. Mazi bir gül bahçesi aslında, hatta güle baykuş kondurmayın küstürüp soldurmayın bir Ahmet Kaya şarkı dizesi  gibi. Mazi mazi olarak kalsın. Unutursak kalbimiz kurusun. Gelecek bizimdir, tıpkı mazi gibi. Maziden tek fayda çıkarılacak derstir. Yeni temiz sayfalara not düşme vakti artık vakit o vakittir...

15 Haziran 2017 Perşembe

Modernizm İlleti

Öz itibari ile bir kopuş evresine girmiş bulunmaktayız. Kimi önemli aydın olarak nitelendirilen kişiler buna kimlik bulma arayışı ve geçiş evresi olarak görsede, bu duruma kayıtsız kalmak bir müslüman kimliğine sahip  şahsiyete yakışmayan bir tutumdur. Bu gün bu kopuşun tarafında olan kesim ne kadar modernizme ayak uyduruyoruz havası ile hareket etselerde eleştirel bakımdan yaklaşan kesime söz hakkı dahi vermeden radikallik etiketini yapıştırma yarışına girmiş haldeler. Çelişmezlik ve tutarsızlık hat safhada. Gayretin halis olduğu bu tarz faaliyetlerin bir şeyleri dertlenme açısından gelecek adına güzel adımlar olduğunu tabikide zikredebiliriz. Ama gerek sosyal yaşantıda, gerek örf ve adetlere, gerek fıtrata ve mensup olduğumuz İslam dinine göre yapılacak kıyaslamalar ile hareket etmek mecburiyetindeyiz. Çünkü modernlik kisvesi ile bizden hala bir şeylerin götürülme projesi devam eder halde. Hala yalan olarak önümüze sununulan eşitlik denen fitneye kanmak gibi bir zaafımız var insanlık olarak. Bunun yerine baş tacı edeceğimiz bir Adalet mefhumuz var. Herkese kabiliyetine göre hareket edebilmektir temel mesele. Hala batıyı örnek olarak alıyorsak kendimize, maruf davamız islam üzerine yaptığımız bütün çalışmalar faydasızdır. Bu din romantik fantazilere alet olacak bir araç değil, hak olan temel yapı taşları ile bir yaşam tarzıdır. Kendimizi kandırmayalım, zaman değişsede metod değişmedi. Hala öğrendiklerimizle hemen amel etme gibi bir mecburiyetimiz var. Teblig budur, cihad budur, irşad budur. İslam dini kabuk değiştirmez, şekil almaz, şekil verir, tabu yıkar, batılı zelil eder. Güzel olan özümüzdür bizimdir ve bizimle kalsın...

11 Haziran 2017 Pazar

Unuttuklarımız İmtihanımızdır

Unuttuğumuz şeyler var. Dönüp arkamıza dahi bakmadan gittiğimiz şeyler gibi. Aklımızda yer edinmiyor artık. Ansızın hatırlamıyoruz veya hatırlayamıyoruz onları. Görsekte, duysakta, hissetsekte bir mana ifade etmiyor artık onlar bizim için. Belkide 1 dakika öncesinde bir manası vardı. Ama artık yok. Hayat her şartı ile bizlere bedel ödetmeye, yaptıklarımızın sonuçlarını karşımıza çıkarmaya yemin etmiş. Etki tepki gibi dağa bağırsın ya hani yüksek tepelerden sesin yankı yapar işte o hesap. Bizim ona verdiğimizi oda bize aynı şekilde karşılık vererek önümüze koyar. Bu yüzden kötü kararlar verip kötü işler yapıyorsak hayat hep acıdır. Ne eker isek onu biçeriz bu yüzden. Ne yaptıysak bize karşılık olarak hep o verilir,neye layık isek gelir bizi o bulur. Bunu hayatımızın her karesinden örnekler silsilesi ile açıklayabiliriz. Hiçbir zaman kötü bir şeyin sonucu iyiye bağlanmaz. Ondardır ki bir müsibet bin nasihatten iyidir. Nasihat iyidir ama sözde kaldığı için çok etkili olmaz, yaptığımız hatadan doğan musibet ise daha çok etkili olmuştur hep. Hayatın kuralı böyledir. İnsan unutkandır. Ve hep kanan ve şaşıran taraftır. Çoğu kez hatalar yapar hatta aynı hataları üst üste. Bunun cezasını kesen bu sistemin sahibi var elbette. Şartlar böyle ilerliyorken bizim yapabileceğimiz hatayı en aza indirebilme çabası. Kötü şeyleri terk edebilme eğilimi ve gayretidir. Unutucağımız şeyleri tövbe ile tasdiklemek lazım  sonra büyük bir ateş yakıp orda hepsini yakıp kül etmek lazım. Ateş bir cezadır. Çekilecek cezamız var elbette. Hiç kolay olmadı olmayacakta. İmtihanımızı kolay eylesin Cenab-ı Allah...

9 Haziran 2017 Cuma

Vehn

Seven bilir kıymeti. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya kör kütük aşık olanların gözlerine bakın. Yani parlar gözleri. Bu nasıl aşk derdirtir. Bu aşkın katilide tek taraflı olmaz. Hayatını adayanlar var. Kaybedecek bir dünya kaldı, onuda mı kaybedelim ? Hayretli gözler hep seni izler. Şaşılası durum ama girince alışıyorsun. Değişik yollar. Kaptırdığın zaman olayın akışına kendini, kaybedince nokta kadar değeri yok desende ağızdan çıkanlar kaybedenler kulübü edebiyatı oluyor. Ne nefisler var, bitmek bilmiyor. Yani şimdi bir  Theodor Herzl ne yaşadın ? Neyin kafası bu ? Olaylar olaylar ya bu siyonizm hep bir fırıldak. Ama tebrik ediyoruz hepimizin kalbini çaldınız. İlimünati falan yuvarlak masalar baya otantik şekil bir teşkilatsınız. Dereceler falan bağlılık fevkalede. Yani güzel okkalı bir laf edeyim. Gözünüzü toprak doyursun be. Yine hangi sisteme bu insanlığı dişli çarkı ettiniz. Hakikaten ütopik gelebilir ama muazzam bir proje bu. Dünya sevgisi,dünyevilik. Zaman ile nakış nakış iliklere işlemiş. Abi hep bu siyonizm ya, bunun maşaları var bide masonlar. Parsel parsel aldılar dünyayı bunlar. İnsanların alenen dinleri ile kültürleri ile değerleri ile oynadılar. Hem iç hem dış tahribat. Ya ne siyonizmmiş be babacım diye sesler duyuyorum. Yani şimdi faiz var, vaaar, ama alma zorla mı aldırtıyorlar ? Güzel soru yani güzel bir kaçış yolu. Bu imkanın olması bile kötüyken ki bu çoğu şey için geçerli, imkan varken nefis durmaz. Düzen böyle ise doğrular yitirilir zamanla.Meselenin her tarafından bakıldığından kaybediş noktası hali hazırda dünyevilik. Yeni mahsul taze çıktı, 21. yüzyıl ürünü gel ablacım taze taze tazeeee. Tüketen pişman, tüketmeyen pişman gel. Pazarcı taktiği çok gösterişli bir mahsul al benisi fazla ihtiyacın olmasa bile alıyorsun. Makrodan mikroya her zaman ve her yerde var bu sevgi. Dedik ya 21. yüzyıl ürünü diye. Resulullah çağlar önce buna "vehn" demişti. Bu sevda başka insanı cehenneme götürür demişti. Burası dünya,burası fani,burası bu kadar işte kaybedilenin yasını tutmaya başlamadan yeniden kaybediyorsun.  Can Yücel'in bir şiir dizesi ile özetleyelim o halde.                            

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.             O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin. Demeyeceksin işte.Yaşarsın çünkü."                  

Verecek bir canımız var oda Allah'a. Bu fani olan alemde belkide en önemli parcamız olan canımızı Allah'a teslim ediyoruz. Burdanda anlaşılmıyor mu seviceğimizin ne olduğu, asıl bağlanılacak olunan ? Ver abi tekbiri ateistler ağlıyor şuan.

7 Haziran 2017 Çarşamba

Bizden Olan Gayret

Bütün sorulara cevap bulmak adına başlıyorum. Başlamak bitirmenin yarısıdır. Soru işareti olan akıllara, mutmain olmayan kalplere bir ferahlık olabilme niyetinde olabilmektir gayem. Niyetler en azından halis olsun işe başlamadan. Aklımızdakiler kafamızı kurcalamıyor ise hobi olarak olmuyor bu işler benden söylemesi. Hiç olmadık yerde istemediğiniz kişilerle durmayın şu zamanda. Kendinize yazık etmeyin. Çünkü yazık olmuş bunca insan varken buna gerek yok. Kalbinizde umutlar bitmek üzere iken kendinizi hiç olamadık şeyler ile tükenmeyin. Bizimle değişir bu dünya. Menfaatsiz bir topluluğa yönelme vakti geldide geçiyor. Sanki insanlığın kurtuluşuna vesile olabilme derdindesin ne büyük bir yüke sahipsin. Aklını kurcalayan şeyler sana bunları yaptırıyor ise güzel bir derde sahipsin. Olay budur ya kalbim mutmain olur buda böyle bir tanışma hikayesi oluverir bizlere. Sonrası huzurdu. Hiç olmayacak tevafuklar bulur gelir alır seni bizi. Gel kardeşim tut elimizden biz sensiz yürümeyeceğiz. Biz sizsiz yürümeyeceğiz. Bu kardeşlik yoludur. Gayretimiz bütün sorulara cevap oluyor. Ağırlıklardan kurtuluyoruz. Hakiki manada feraha ermek isteyen zaten arasa bulur. İnanın yürek denen organ sadece kan pompalamıyor. Bir çok şeyin başlangıcına ev sahipliği yapıyor. Kardeşim sen yürek mi yedin ya ? Derler adama.  Mangal gibi yürek varsa aşılır dertler.


Hiç olmadığı kadar çekimser olsakta içimizde bir umut olacak olmalıda olmazsa ölümü beklemekten öteye gidemeyeceğiz. Bir şeyleri değiştirebilme sorulara cevap bulma adına bir çaba içerisine girmekten başka çareniz ve çarem yok. Yol var düşsekte kalksakta gideceğimiz uzun bir yol. Merak ediyorum sonumuzu diyip yollara düşenler, ya ne gerek var şimdi diyenlere galip gelecek buna adım gibi emimim. Sorunun cevapları yollarda, yürümesini bile bilmesek dahi bir çaresini bulmak lazım gelir. Başlamak bitirmenin yarısıydı elbette, elbette gayretlerimizin bir sonucu olacaktı. Son nefesimize kadar gayret o halde.

6 Haziran 2017 Salı

Korkunun Ecele Faydası

Bizim memlekette işler biraz karışık. Ters giden şeyler var. Sıra sıra geliyor insanımın üstüne kötülükler, kara haberler. Buralarda geceleri hep bir tedirginlik oluyor, yarına hep endişeli düşlerle giriliyor. Havanın kararması bir sonraki gün ki telaşeyi ardında getiriyor. Hakiki manada bir olumsuzluk lekesi var üstümüzde. Her şeyin altında bir sebeb arama gibi bir refleksimiz gelişmiş. Korkunun ecele faydası yok ama sanki korkup geri çekilirsek her şey düzelecekmiş gibi davranıyoruz. Bilinç altımız farklı çağrışımlarla karşılıyor bizi her seferinde. Nefis denilen şey gayri ihtiyari rahat ve geniş alanlar bulmakta bedenimizde. Git gide elimiz eteğimiz çekiliyor, yetmiyor biz çekiyoruz. Geri çekiliyoruz aslında bu öze dönüş değil özden kopuştur. Bu bir kaçıştır. Korku duvarları örülüyor. Beklenmedik şeyleri bile bekler ve bunu normal karşılar olduk. Dünya' ya dahada bağlanıyoruz. Yoksa burdan göçmeyecek miyiz ? Kaygılarımız kimlik değişim evresini tamamlamış olmalı. Allah korkusunun önüne başka korkular geçmiş bulunmakta. Ölüm seni, beni,onu,bunu bulacak,bunuda mı önceliklerimiz arasında sonlara alalım ? Ecel seni bulacak,ecel beni bulacak. Kaçışında, hayatında bir sonu var ve gelip bizi alacak. Ecel ecel ecel...
Korkunun ecele faydası var aslında. Eğer kamil manada teslimsen yaradana onun rahmetine mazhar olarak güzel bir son ile teslim edersin emanetini. Korkunun bir tek bu dünyaya faydası yok. Korkaklar ne yapsalar da kaybedeceklerdir çünkü. Zaman ileri atılanların zamanı. Kaybedilecek bir can var,kazanalıcak ebedi saadet. Zaman yanlışın karşısına dikilme zamanı. Korkmayan inananlar hep ileri atılıp galip geldiler. İki dünyadada feraha ediler. Allah korkusunun ecele faydası var ve o korku korkup geri çekilmeyi değil, Allahtan korkup ileri atılmayı emrediyor. Zaman mekan şimdi bunu gerektiriyor. Meydan bizim buyrun bismillah.

2 Haziran 2017 Cuma

Öze Dönüş

Zaman, tefekkür zamanı. Durup kendimiz ile istişareler etme zamanı. Bir ağacın gövdesine yaslanıp temiz havayı soluma zamanı. En son bunu ne zaman yaptık kim bilir. Kendimizden başka dünyalık başka gidecek kimsemiz yok. İnsan kendini kendine dost edebilmeli gerçekten.  Bu yüzden insan hiç bir zaman yanlız değildir. Yanlız olmazda, olmasında.


Yine güneşli bir gün ama biraz boğucu bir hava var. Gölge bir yer bulmak lazım. Yeşili bol ve manzaralı olursa çok güzel olur. Arayıştayız. Var mı böyle bir yer ? Düşünceli şekilde gitmek istediğimiz yeri arıyoruz. İçimizde bir şeyler buruk. Hiç olmadığı kadar kırgınız insanlara. Gönülümüzü incitmesinler. Bundandır, kendimizi dost bilişimiz. Kalp kırgınlığı aklı bulandırabiliyor. Neyse. Yeşili bol insanı az olan bir yer lazım. Kendi kendimize dertleşebileceğimiz bir yer. Yoğun geçen hayatın badirelerini bir nebze olsun atlatmak adına buna mecburuz. Bulmuşuzdur artık ve oturalım. Kendimize bir soru soralım "sır tutabilirmisin? " diye ve  sırlarımızı paylaşalım dostluk yolunda ilk adımları atalım, kendimize karşı ve bu öze dönüş olsun. Derken dertleri serelim önümüze değerlendirelim göreceğiz ki ne kadar uyumlu bir arkadaş olduğumuzu. Yaptığımız hataları, bize yapılan hataları her şeyi enine boyuna değerledirelim. Bir nefes alalım derin bir nefes. Sonra olanlardan bir ders çıkartalım birlikte. Niyahet bir karara bağlıyabildik yaşantımızı bir gönül yükü daha hafifledik. İşte böyle bir zamanın yaşayan sakinleri olarak ne eksik nede fazlayız. Bir nefeslik hayatımız var. Şurda oturup kendimizi kendimize anlattık. Ne kadar garip değil mi ? Tekrarlanmalı bu, rahatlamayız böyle. Yoksa taşınır mı bunca dert. Hamallıktır yazık bize. Hayatın bizi çeşitli yoğunluklarla kısıtlamasına izin vermeyelim bu yüzden. Bizi bilen bir Kainatın sahibi birde biz varız gerisi angarya. Kalp kırmayalım güzel güzel düşünelim olanları ve gerisi gelecektir mutlaka.

1 Haziran 2017 Perşembe

Seviyoruz Bu Hayatı

Yine bir seçim yapmak durumunda kaldık. Hayat yine bizi buna zorladı. Aslında süre gelen zamanda önceki seçimlerimizin sonucunda yine bir seçim yapmak zorunda kaldık. Yani yolun başındanda sonundan da yine biz çıktık. Hiç olmadığı kadar bir yorgunluk var, şartlardan mı, yoksa benden mi kaynaklı anlamıyorum. Galiba ikisi karışık bir hal almış. Zor deyip dönsek mi acaba ? Dön dön diyen insanlar görüyorum. Kendi yolunuzu kendiniz belirleyin o yüzden. Hayat kadar insanlarda garip çünkü. Ne var  sanki, destek olan taraf olsan. İnsanlar istediklerine ulaşabilse veya en azından bunu denese. Neden hayal yıkıyoruz ki ? Besmele ile bu iş başlar dememe rağmen karşımdakinin tutumunda en ufak bir değişme olmadı. Hakikaten tuhaflıklar hat safhada. Değişik caydırıcılıklar ile karşılabiliyoruz karar değiştirebiliyoruz. En basitinden nefsimiz yani biz. İnsan karar verirken önce  kendini aşabilmeli. Ardındandan cevresindeki etkenleri. Hepsi birbirinden zor olan bu durumları sabır ile teker teker geçmeli. Hayalini diri tutmalı bu yüzden, ardından bu uğurda çaba sarf etmeli. Bizim seçimlerimiz bu yüzden bizi biz yapan bir parçalarımızdır . Rüzgara kapılmayın, güneşe aldanmayın değişken olan şeyler ile hayatlarınız değişebilir. Kararsız kalmaktansa, kendi kararlarını yanlış dahi olabilse verebilmek bile çok önemli şu zamanda. Bu da cesaret isteyen bir mesele. Meselelerin bolluğunda mı bilmem ama her seçim diğer bir seçimin sonucundan doğar. Ayaklar yere basmalı bu yüzden. Ne toz pembe nede aşırı kötümserlik olmalı kalplerde, itidalin durumu burda anlaşılıyor olsa gerek. Benim kararım ve arkasındayım sizin kararınız ve arkasındasınız. Hayat ne olacağı bilinmeden mechule giderken bize herhangi bir soru yöneltmeyecek ve yaşayıp göreceğiz. Seviyoruz bu hayatı ama her şeyin bir kararı

var.

30 Mayıs 2017 Salı

Şahidiz

Geçmiş geçmişte kalsın. Şimdi şahit oluyoruz tüm olanlara. Olabildiğince her şeye bütün olaylara şahit oluyoruz. Gözler görüyor, kulaklar duyuyor. İnanılır gibi değil ama bu böyle. İyi kötü her şey apacık şekilde önümüzde oluveriyor. Genelde insanların hayrete düşürenleri ise ters köşe yapanlarıdır. Benide hayrete düşüren ise bunca hataya rağmen hala o salt görüşünü değiştirmeyen ama her türlü havadise hemen inanıp onunla hareket eden muhafazakar kesim. Aklım duruyor. Bunca olanlara rağmen bu tutumu nasıl sergileyebiliyorlar ? Hakikaten garip bir husus. Birde şahit olup hayret ettiğim bir olay daha var, dünü ile bugünü bir olmayan zatlar, hal ve tavırları. Bazı kişiler buna devlet çıkarı olarak görsede bu olanları mazur görüp gözlerini kapasada, gelecek adına pek iç acıcı bir durum olmadığı bence ortada. Haddini bilmek ayrıdır. Ama haddini biliyorum deyip kişilik unsurlarından taviz vermek ayrıdır, islamdan taviz vermek apayrıdır. Bu çağın en büyük fitnesidir işte. Kimlik kargaşasına yol açar bu yüzden, dün burdayken yarın başka bir yerde olabilirsin bunun sonucunda. Şahit olduk buna, kimisi gözlerini kapadı kandırıldık dedi, kimisi en başında beri biliyordu uyardı, kimisi hiç oralı bile olmadı, kimisinin ne yaptığı hala belli değil hayatına kast etti. Durumlar pek iç açıcı değil bu yüzden. Bugün kalkıp atıflarla dava hakkında  kalem oynatanların köşe yazılarına hastasıyım. Büyük ilgi ile takip ediyorum. En büyük hayranınız ve şahidinizim. Sadıklara karşı yazdıklarınız ilgimi cezbeden en enlerim arasında. Tüm Türkiye gibi bende bir Türk olarak takip ediyorum. Kusura bakmayın şahidim ve şahidiz yaptıklarınıza. Bir nesli sacma sapan entellektüel dergiler ile yozlaştırdığınıza, bir amacı olmayıp, neye tepki göstereceğine her şey bittikten sonra karar veren,   feraset sahibi olmayan bir nesilin yetişmesine ve bu günlere gelmesine vesile olduğunuza iliklerime kadar şahidim. Sizin o dava diye satırlarda karaladıklarınız taklittir ve taklitler asıllarını yaşatır. Şunuda unutmayın bunca olanlara rağmen Hak üstün gelecektir buda böyle bilinsin yeniden.

28 Mayıs 2017 Pazar

Özlenenlerde Bugün "Çocukluğum"

O değilde ben çocukluğumu özledim.Tek derdimin mahalle maçının kazanmak olduğu, doğru dürüst yemek yemeyip, annemin ekmeğin arasına trabzon tereyağını koyup sokağa yolladığı zamanlar.Uyuyunca her şeyin unutulduğu çocukça duygularım.Büyümek bana göre değilmiş anladım.Size görede değildir heralde. Böyle bir özlem benimkisi.Erik ağaçları, dut ağaçları bitmek bilmeyen aşırmalar.Ben şanslıydım ama bizim bahçemizde bilimum meyve vardı babannem saolsun.O yüzden arkadaşlarımla hep bizim bahçedeydik.Siz Boğaziçi Köprüsü'ne karşı dut ağaçının dallarında dut yediniz mi? Ben yedim.Babannem demişken babannemin hikayelerinide özledim. Keza Ahmet amcamın kahramanı benim olduğum hikayelerinide özledim.Annemin bana yemek yedirme çabalarını,babamla işe gidip sen arabayı bekle ben mal verip gelceğim deyip arabayı bana emanet edişini  özledim.Herkesin Yavuzu,ah Yavuz yetiş,Yavuz bunu al,Yavuz Yavuz Yavuz.Bunu bile özledim o derece. Çocukluğumdan kesitler olarak kesersiz sokağa çıkmazdım.İlla bir yerleri kazcak taşa toprağa değecektim.İlerleyen zamanlarda o keserle sokağa çıkma,futbol topu ile sokağa çıkmaya dönecekti.Yanlız iyi top oynardım. Kendimden yaşça büyüklerle hemde.Deli ederdim çalımlarla.Trabzonsporlu formamı giyer sokaklarda fırtına gibi eserdim.Farklı bir çocuktum.Her şeye yetişir insiyatif alırdım.Bir çok çocuğun yapamadığı şeyleri yapmışımdır.En basiti bildiğiniz çardak yapmıştım ve daha niceleri.Ve en önemlisi mahallenin altın çocuğu, parmakla gösterilen çocuk varya he işte o bendim.Yavuz yoksa olmaz,Yavuz abin yanındaysa tamam diyen anneler ki hala öyleler.Böyle bir çocuktum işte ben.Annem babam her şeyim beni böyle yetiştirdikleri için hep onlara borçluyum.Ve en önemlisi rahmetli dedem ismini gururla taşıdığım.Onun bakkalı benim öğlen saatlerindeki uğrak yerimdi.Muhabbet ettiğimiz ve dede bişey alabilir miyim? Soruları ile geçen zamanlar.Birde dedemle balkonda Yavuz geliyi Yavuz da denizi yara yara türküsünü söyleyip Boğaziçi Köprüsüne karşı yudumladığımız çaylar.Ve nice anlatamadığım çok güzel olan şeyler. Güzel günlerdi. Özlenmez mi? Büyüdükte ne oldu sanki? Hep küçük kalsaydık üzüntümüzle, sevincimizle,sevdalarımızla.Belki dünya bu kadar kötü bir yer olmazdı.