18 Ekim 2020 Pazar

Ekonomiye Endeksli Hayatlar

 Hayat, gün geçtikçe farklılaşıyor, bu farklılaşma  insanlarıda değiştiriyor. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacakmış izlenimi zihinlerde kendine bir hayli yer edinmiş vaziyette. Korkulan oldu sanırım, maddiyat her şeyin önüne geçmeyi başardı. Ama öncesinde daha farklı serüvenler bizleri bu noktaya getirdi.

Zihin yapımızdan başlayacak olursak temel manada  her zaman maddiyatı önemsememiz birincil nedenlerden. Kültür olarak İslamiyet ile tanıştıktan sonra level atlayan ve emaneti çok iyi noktalara taşıyan toplumumuz maalesef hayat şartları ile birlikte bu düşünce yapısını bir hayli benimsedi. Yine bu düşünce alt yapısının paralelindeki diğer nokta ise yerli ve millik çerçevesinde üretimde olmamamız da büyük bir paya sahip. Bu noktada bunu dert edinip çalışmalar yapan devlet büyüklerimiz olsada gel gelelimki zamanımıza geldiğimizde maalesef üretim, yerlilik ve millilik noktasında çok çok geri kalmış vaziyetteyiz. Hatta sektörüde özelleştirerek bu noktadaki çalışmaları kişilere bağımlı firmalara devr ettiğimizden çoğu durumda konuların kilit olduğunu ancak bu noktada bir kaç idealist ve vatansever şahsiyetlerin bir gayret içerisinde olduğunu görebiliyoruz. Böylesine birbirine zincirleme bağlı noktalarla rüzgardan tarafa yönümüzü dönmüş bekler vaziyetteyiz. Böylesine üretken, çalışkan bir toplumun dolar denen kağıt parçasına yani dünya ekonomisi denilen sözüm ona emperyalist ve kapitalist ülkeler hatta onların tepesindeki ailelerin dudaklarından çıkacak iki kelimeye bağlı hayatlarının olması çok üzücü bir durum. Ve o kelimelerin yanında tembellik hastalığına yakalanması ise dahada içler acısı durum. Birilerinden beklemek, sözde kalmak, sloganik olmak bizi biz yapan her şeyi silip götürdü. Kurtuluş reçetesi bile belli iken devlet büyüklerimizin gafları ile dolu açıklamaları bu durumun tuzu biberide oldu ama aşırı baharattan başka hastalıklara kapılma riskimizde kapıda. 

Yanlışı görelim, hakkı hakkına teslim edelim, doğruya doğru, yanlışa yanlış dememeyi kendimize ar edinelim. Bilelim ki susmak, öylece seyretmekte vebaldir. Geçmişe bakalım özümüzü bilelim tekrardan idealist ve üretken yapıya bürünelim. Yerli ve millilik ışığında kağıt parçalarına, o kan emicilerin dudaklarından çıkacak sözlerden etkilenmeden ekonomik olarak tam bağımsız güçlü Türkiye ve herkes için iyi doğru ve güzel yeni bir Dünya inşa edelim. Bu bizim dna kodumuza işlenmiş ve bunun bilinci bize nakşedilmiş. Vakit bunu tekrar keşfedip icra etme vaktidir.


5 Ekim 2020 Pazartesi

Reelpolitikliğin Kıskacında Ömürler

 Hayat, her bir bütünü ile bir inanış ve o inanışın gerekliliği olarak verilen bir mücadeledir. Öyleki doğru olduğuna inandımız şeyler için mücadele verir ve o doğrultuda ilerleriz veya gayret gösteririz. Bu ilerlemeler ve gayretler neticesinde ise kendimize bir yer ediniriz. Bu yer edinişimize göre yaşantımız ve çevremiz şekillenmiş olur. Böylelikle bu yaşam döngü içerisinde dairesel hareketi tamamlamış oluruz. Bu işleyişin en temel ve en özet halidir. Fakat çoğu noktada kararlarımıza etki edecek faktörlerde vardır. Hatta inancımıza ve yaşantımıza ters düşecek kararlar vermemize ve eyleme dökmemize bile neden olacak faktörlerdir o faktörler. Ve gün geçtikçe bunu daha iyi görebilmek mümkün. Çünkü gerçeklik süzgeci yani realite denilen o illet doğru olan ve olması gereken her şeyin ama her şeyin önünde engel. Ve bu engel tabiri caizse Çin Seddi’ne dönüşmesine ramak kaldı. İşte bu noktada doğrunun tekliği birleştirici güç olmalıydı fakat realite bu noktada yoladan saptırarak türlü türlü yanlışlara insanları sevk ettirdi. O olmaz, bu olmaz , o dünyada olmaz demek diyebilmek bizleri sürükledi. Ve tabi her insanın içinde durmak tükenmek bilmeyen nefsi. Nefis, realiteden daha belirleyici bir faktör aslında. Öyleki içimizdeki heva ve hevesler çok büyük belirleyicilerdir. Uğrunda yapılanlar, anlatılanlar en büyük örnektir. Aslında realite ve nefis insanlığın en önemli gündemi, fakat bu denli bastırıp ikinci plana atarak hayatımızı o kadar riske atıyoruz ki. Kullandığımız kelimelerden attığımız adımlara, soluduğumuz havaya kadar bunları unutuyor, unutturmaya çalışıyoruz. Siyasi, sosyal hayat, ekonomi her an ve her saniye işte tam olarak her şeyde her yerde. Ne kadar acı böylelikle çıkar köprüsünden geçerek bir ömrü heba ediyoruz. Bir iç muhasebeye vesile olabilmesi temennisi ile sağlıcakla kalın.