Kalp kırılır yen içinde kalmaz. Vücuda yayılır. Bugün insanların çoğunun kalbi kırık. Ve öyleki vücuda yayıylan yen zehirleyecek nitelikte. Bunca acıyı sırtlayan bu bedenlerin ömür vadesi kısalmaya devam ediyor. Vadenin dolmasına doğru giden ömrün, zamanın geriye gelmeyeceği aşikar. Ama bunca acı, zulüm, sömürü ve batıl düzen yanına kar kalıyor dünyanın. Yalan dünya diye boşa demiyoruz ama biliyoruz ki bu kötülüklerle beraber oda yok olacak. He iyilikler mi ? Eğer layığı ile yaptıysak yanımıza kar kalacak. Ama meselemiz kırılan kalpler. Kırılan her şey acı verir. Ya batar ya keser ya da ne bileyim işte. Sonuçta kötülüğün sonucunda olan bir durum değil mi ? Hani biraz genelleyici oldum gibi ama bu da benim tarzım galiba. Birey yönü ile de kalp her noktada kırılabilir. Narindir. Dikkat etmeli. Çok noktalarla kesiyorum cümleleri. Eğer uzatırsam istemeden olsa kalp kırabilirim belki. Aman olmaz olsun o yüzden. Kalp sadece kan pompalanan bir organ değildir bu yüzden. Kalp kırıklıkları, her bir parçası birleştirmesi çok zor olandan. O yüzden 2 düşünüp bir söylemeli veya 2 düşünüp bir yapmalı. Nabza göre şerbet verme meselesi bu durumda pek tutacak bir strateji değil. Doğru olan ne ise, o anda yapılması gereken şey en güzeli ise o yapılmalıdır. Köprüden geçene kadar olmamalı ilişkiler hep bir menfaat gizlememeli içinde. İşte bunlar hep derin kalp kırıklığına vesile olacak şeyler bilinmelidir ki derin yaralar da geç kapanır. O kadar çok kalp kırılmasına vesile olan durum varki saymakla bitmez ama insanın kendi kabesi olan kalbi yıkmamak gerek buda bir gerçek. Reelpolitik olmaya gerek yok, sevelim ve sevilelim gerisi gelecektir. Bizede müsade....
26 Ocak 2018 Cuma
9 Ocak 2018 Salı
Doğru Yaşamak
Hayat acısı, tatlısı, gerçekleri ile gözler önünde ve an ve an yaşanıyor. Gecesi, gündüzü peşi sıra. Kapılmamak elde değil ama güzel olanı tadında bırakabilmek. Yani işin açıkcası nefis taşıyoruz fazla köreltip nirvanaya ulaşıcam derken bünyeye zarar vermeyelim. Bunu içinde başta birey olarak ve ardından toplum olarak aşmamız gereken duvarlar var. Birey bazlı ilerliyecek olursak kişi kesinlikle salt gerçekçilik putunu yıkmalı. Çünkü bu hayatta mucizelerede yer var. Yani doğru bile olsa zor olduğu için tercih edilmeyen olmasına ihtimal dahi verilmeyen şeyler doğru olduğu için tercih edilmeli. Çünkü doğru olan bir şey batıl olmadığı müddetçe (asılda batıldan tarafta bunu anlayabilse) herkesin faydasına olan bir durumdur. Birey bazlı yıkılan salt gerçeklik tabusu toplumada sirayet eder fazla gerçeklik iyi değil çünkü manevi olan şeylerde hali hazırda hayatta yer edinmiş durumda. Temelde bireyden yıkılan bu tabu toplumuda yönlendireceği kanatimdeyim. Aksi takdirde alacağımız ve aldığımız kararların ne kadar sığ ve dünyevi yaşayış üzerine olduğunu anlayacağız. Bu yüzden terazinin iki kefesi var biri dünya diğeri ahiret. Ve bu yüzden ölçülülük önemli ister birey bazlı karalarda, ister toplumsal bazlı kararlarda, ister siyasette,ister eğitimde bu çok önemli bir tutumdur. Bakın göreceksiniz ölçülü oluşunuzla dengeleri yeniden sağlayacak ve dünya ile ahiret arasındaki kefede ölçüyü tutturacaksınız. Dünyadan ölçülü olan bu kefe ahirette ahireti kurtaracak tarafa eğilimli olacak ne kadar eğilimli olacağıda sizin ne kadar itidalli ve ölçülü olmanıza bağlı. Evet gerçekler var ama bu bizi yıldıramaz çünkü doğru olan hayal bile olsa hiç gerçekleşmemiş dahi olsa yapılmalı yapılmalı ki bu denge kurulabilsin. Yıkılmaya meyilli olmak kaybetmektir. Ne mutlu dengeyi kurabilene. Her alanda itidal her alanda ölçülülük tek şiarımız olsun. Canımız sağolsun.
6 Ocak 2018 Cumartesi
Baba, Oğul ve Kudüs
Babamın en büyük oğluyum. Bugüne kadar hep onu örnek alarak bir şeyler yapmışımdır. Ve hep onun doğruları ile bir yerlerde yer edinmişimdir. Belkide çoğu yönüm ona çekmiştir ondan heralde. Babam hep başkadır bende. Çocuklar anne anne diye ağlarken, ben baba diye ağlarmışım. Babamın iş saati dönüşünü balkondan dört gözle bekleyen, annemin aaa babişko geldi demesiyle gözleri parlayan çocuktum. Bir orda heyecanlanırdım, birde her hafta sonu dedemlere gideceğimizde babamın gelip bizi alışını beklerken, ikiside babamın iş saati dönüşlerini beklemek üzerine nedense. İşe giderken arkasından ağlamalar falan. Biz babacıyız be gardaş bu net yani. Çocukluğumun ilkleri hep babamladır. Babam sağolsun ilklerin adamıdır. İlklerin enlerinde ise babamın bana tutku ile kazandırdığı iki şey var; biri TRABZONSPOR biri ise SAADET PARTİSİ. Ben ilk parti rozetimi 5 yaşında babam tarafından aldım. Hayatımdaki bu ince ayrıntılı ama hayati dokunuşları babam hep yapmıştır. İlk Trabzonsporlu eşofmanımı yine babam almıştır. Bilmem bunu tattınız mı ? Bir sınıfta hem Trabzonsporlu hem de Milli Görüşçü olan tek kişi olma duygusu muazzam bir duygu. Her zaman fark oluşturabiliyorsunuz. Bu açıdan muazzam şeyler yaşadım ben. Babamla birlikte gözümü açtım, oda benle birlikte ilkleri yaşamıştır kim bilir. Yavuz koş oğlum sandık sonuçları açılıyor, Yavuz koş oğlum Trabzonspor'un maçı özetini gösteriyor. Ben her şeyi ondan öğrendim demişmiydim belkide bunu hayatta kaçıncı söylemişimdir kim bilir. Çoğu vaktim hep onunlaydı. O en güvenilir limandı, ben onu sürdüğü arabada uykum olamasa bile uyur başkasının sürdüğü arabada uykum olsa bile uyumazdım. Babam sağolsun be. Bu aralar büyüsekte, biraz belli meseler üzerine tartışsakta (ah bu askerlik işi bizi biraz geciktirecek anladınız mevzuyu) olsun ne yapalım müzakerelere devam pes etmemeyide onda gördüm. Bir fotoğraf karesi, aslında bundan daha fazlası. İşte böyle dağınık ama bir o kadarda duygu yüklü bir şey çıktı babam olunca cümleleri toparlayamamak ve heyecanlanmak elde değil hayatımın mini özeti gibi şurda söylediklerim. Son olarak baba, oğul ve Kudüs söyleyeceklerim bu kadar gerisi yaşanacak şekilde bende kalsın.
5 Ocak 2018 Cuma
Hiç Oralı Değildim Hiç de Oralı Olmayacağım
Bir rüzgar esiyor. Mevsim kış. Rüzgarından belli mevsimi sert ve can yakıcı. Herkes herkes olmuş. Farklı şeyler beklerken hep aynı cevapları almak yakıyor. Böyle boğazdan başlayıp karına ordan bütün vücudu sarıp sarmalıyor. Sizede olmuyor mu ? Derde derman olacak kişileri arayıpta bulamadığınız zamanlar. Bazen yok oluyorlar. Belkide hiç karşımıza dahi çıkmamıştır. Çoğu kez yaptığımız şey belkide iç dökmektir. İnsan kapalı kalır mı öyle manasızca. Yürekler daralıyor, akıllar tutuluyor. Nefesler sayılı alıp verirken bedenler kala kalıyor oldukları yerde. İçime sığmayan bir şeyler var benim. Anlamlı anlamsız. Gel gitler var, istikrarsız bazı meseleler var. Bazen sonra devam ederim diye yarıda bırakabiliyorum. Görmezden geliyorum, düşünmüyorum. Düşünsem heralde kapatılırdım bir yerlere. Derdi verenin dermanı imtihan ettiği vakitlerde, ben şükür ettim. Belkide bu beni rahatlatıyordur. Yoksa dedim ya bir yerlere kapatılırdım. Ümit variyim ama herkesin herkes olması çözüm için çabalamaması canımı sıkıyor. Sıradanlaşmak, bizi yakacak ateştir. Kendimizi kandırmaya başlamak ise diri diri gömülmektir toprağa. Yanlış anlaşılmasın bu kişisel hayattada böyledir, sosyal olarak nitelendirdiğimiz hayattada. Biz bu oyunu bozarız. Sinirim buna yeter eminim. Hiç oralı değildim, hiç oralı da olmadım olmayacağım. Buda kayıtlara böyle geçsin.