28 Aralık 2018 Cuma

ZAMANLARIN BİRİNDE



Başlarım ben bir fayda vermez, belki verir bilinmez. Kelimelere yüklediklerim bir anlam ifade eder belki etmez, karşılık bulur veya bulmaz. Zor bir devirdeyiz bu net bir şekilde ortada. İnsanların kendini ifade ederken veya birilerini anlarken zorlandığı ama iletişim çağı dediğimiz bir zamanın içerisindeyiz. Bunca kolaylıkların ve imkanların olduğu bu zamanda işin bu derece zor olacağını söyleseler inanmazdık bundan bilmem kaç sene önce. Hayal ederdik, böyle böyle kolay olacağını tasarlardık ama bilmezdik şimdiyi ve zorlukların olacağını. Bilmezdik ve durmadan kafamızda kurgulardık. Her kurguladığımız olsaydı eğer dünya garip bir yer olabilirdi. Her şey olacağına varırmış. Varır mı? Niye varmasın ki malum herkesin herkesi yanlış anladığı ama yine söylemekten çekinmeyeceğim vurgulamak hatta tonlamak istediğim adının iletişim çağı olduğu bir zamanda yaşıyoruz cümlesini söylemeden edemeyeceğim. Motivasyonlarımız bozulmasın ama maalesef durum bu ve halimiz içler acısı. Bunlar artık sineye çekilebilir gibi değil çünkü krediler tükenmiş vaziyette. Böyle tahammülsüz bir ortamda da yaşaması oldukça güç. Çeşitli çekişmelerin, manalı lafların, bilmiş tavırların, ben bilirim hem de en iyisini gibi komplekslerin insanlara ilmek ilmek işlendiği bir ortamda yaşamak tekrar yineliyorum elbette güç. Gereksiz tepkiler ile insanların birbirlerini bastırma çabaları tam manası ile gereksiz ve bilinmez çünkü bu durumların çok yönlü sebepleri  ama şöyle oturup sakince düşündükçe bu bize çağın gerekliliği gibi olarak sunulmuş bunu da açık bir şekilde görebiliyoruz. Ve bunun adını koymak için gecikmemişler. Adını da kendin için yaşa koymuşlar. Ne kadar rahat bir yaşama şekli, kendin için yaşayanların, menfaat uğruna oluşan yapıların, kısa süreli ilişkilerin ve dostlukların var olduğu bir dünya. Had bilmezleri bol, kalp kırmayı hobi haline getirmiş insanları bol bir dünya. Kimse önemsemiyor nedense, bu olanların bir karşılığı olmamaya doğru, yok olmaya doğru gidiyoruz. İşin enteresan kısmı ise kimsenin sesinin çıkmıyor olması ve bu durum üzerinden ajitasyon yapması ise ilginç bir mesele olduğunu alenen gösteriyor. Bununla birlikte farklı bir metot olarak bu olayları görmezden gelenlerin sayısı da git gide artıyor. Görünen köy kılavuz istemez. Her şey açık ve net şekilde gözler önünde. Sindiremediklerimiz alenen insanlara yansımakta, yansıtılmakta. Hal böyle iken çağın böylesine can sıkıcı olmasının müsebbiplerini aramak için çok uzaklara da gitmeye gerek yok açıkçası. Hepimiz potansiyel suçluyuz. Bu bir günah çıkarma ayini gibi anlaşılmasın. Üslubum gereğidir, durum tespiti yaparak başlarım ve her zaman çözüm mahiyetinde söyleyeceğim şeyler olur. Ne kadar haddimedir bilmem ama görüşlerimi herkes gibi belirtip insanlara aktarmayı severim. Konu ile iç içe bu söylediklerim sanki kopmuş gibi görünebilir ama yazmakta bir iletişim şeklidir. Bunun için kısmi bir çare olarak üstüne burada üstüne basa basa yine yeniden iletişim çağında olduğumuzu yineleyerek içimi şuraya dökeyim. Kalp kırmaktan imtina ederim. Çağın fotoğrafını çekebilmek adına cümlelerim ile betimleme yapayım. Öncelikle yapılacaklar için hiçbir zaman geç olmadığını belirtmek isterim, bu yüzden en başta umut etmeyi aklımızdan çıkarmamak gerek. Umut ile her şeyin aşılacağı kanaatindeyim. Ardından tahammülsüzlük duvarını hoş görü ile aşılması gerektiği düşüncesindeyim. Güzel bir dünyanın olacağını umut edenler elbette ki hoş görü noktasında sorun yaşamayacaklardır. Acizane reçetemiz bu şekilde kendini bulmuş oluyor. Ama unutmadan işin en temelinde sevgi yatıyor. Bir şiir dizesindedir, dünyayı iyilik ve güzellik kurtaracak bir insanı sevmekle başlayacak her şey. Umut edelim, hoş görelim, sevelim, sevilelim elbette ki güzel bir dünya mümkündür. Bunun için çaba ve gayret sarf edelim. Bundan ötesi zaten olanları seyretmekle devam edecektir. Yapılacaklar yapılsın sonrası bu kısmına erişmek olacaktır. Yükümüz kardeşlik olsun, güzel günler bizim olsun.

5 Aralık 2018 Çarşamba

MÜSLÜMAN GENCİN SOSYAL MEDYASI


Sosyal medya, dünyada git gide popülerleşen ve sürekli yeni akımları ile güncelliğini yitirmeyen bir mecra haline geldi.  Bunun en büyük sebebi kolay ulaşılabiliyor olması nedeni ile cep telefonlarına kadar indirgenmesi ve cep telefonu kullanımının sıklaşması ve herkes tarafından benimsenmesidir. Her geçen gün ahlaksızlık dozajının arttırıldığı ve olanlar karşısında yapılanları normalleştirildiği, hatta ciddi eğiliminin olduğu, bize de empoze edilmesi adına adım adım ilerlendiği görülmektedir. Böyle kaygan bir zeminde ayakta kalabilmek, bu mecraların nasıl kullanılacağına dair örnek olmak, biz Müslüman gençlere düşmektedir.
Sosyal medya elbette kullanım olarak hepimizin kullanma hakkı olduğu bir alandır. Lakin kullanırken ilk dikkat etmemiz gereken şey ise zamandır. Kesinlikle çoğu vaktimizi bu alanda geçirmemeliyiz. Bu konuya bir hadis ile örnek verecek olursak Resulullah ; Beş şeyden evvel beş şeyin kıymetini bil; İhtiyarlık gelmeden önce gençliğin, hasta olmadan önce sıhhatin, fakirlik gelmeden önce zenginliğin, meşguliyetten önce boş vaktin ve ölmeden önce hayatın (Buhârî ve Müslim) buyurmuştur. Bu hadiste de ilk olarak zaman vurgusunun yapılması bu noktada önemlidir. Zaman en kıymetli varlığımızdır. Telafisi olmayan tek şeydir bu yüzden kıymeti bilinmelidir. Zamandan sonra dikkat etmemiz gereken şey ise sosyal medyadaki haramlardan sakınmaktır. Bilinmektedir ki, zina denilen büyük günah artık daha kolay bir şekilde sosyal medyada  sergilenmektedir. Ve yine gün geçtikçe bu günah daha da kolay bir hal almaktadır. Sosyal medya hesaplarımızda istemediğimiz şekilde çeşitli sebepler neticesinde hiç beklemediğimiz anlarda karşımıza çıkmaktadır. Zina sadece cinsi münasebet neticesinde değil, bizi bu günaha sürükleyen her azamız ile yapacağımız bir günah halindedir. Yüce Allah (cc) kuranda; Ey Resulüm, müminlere söyle, harama bakmasınlar ve avret yerlerini haramdan korusunlar! Müslüman kadınlar da zinetlerini göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar örtsünler!" (Nur 31). Bu ayette ilk vurgusu yapılan duyu organımız olan gözümüz aslında sosyal medyaya olan bir atıf gibidir. Bu nedenle hayatımızın her alanında dikkat edeceklerimiz sosyal medya hesaplarımızı ve kullanımımızı da kapsamaktadır. Bu yüzden sosyal medyada bu kadar kolaylaşan ve çok sık karşımıza çıkma olasılığı olan bu duruma karşı dikkatli olmalı gözlerimizi harama bakmaktan sakındırmalıyız. Bir diğer husus ise ailevi, kişisel olan mahremlerimizi sosyal medyada paylaşmamamız ile ilgilidir. Bilmeliyiz ki mahremimiz kimsenin alakadar olmayacağı her ne olursa olsun bilmemesi gerektiği şeylerdir. Sevgili peygamberimiz; Utanmadıktan sonra dilediğini yap!’ (Buhârî, Edeb, 78; Ebu Dâvûd, Edeb, 6) buyurmuştur. Bu hadis ile hayanın ve utanma duygusunun önemi ortaya çıkmaktadır. Utanma duygusu olmadıktan sonra mahrem noktadaki ölçüler ortadan kalkacağı aşikardır. Sosyal medyanın da bir gerçek hayat paralelinde bir dünya kabul edersek mahremiyet noktasında bu ölçüleri hiçe sayacak paylaşımlar yapmakta yine çeşitli noktalarda günah kapısını ardına kadar aralayacaktır. Bunun için bu tarz ahlaki noktada uygun olmayan davranışların burada da yapılmaması gereklidir. Karşımıza çıkan haram şeyler gibi, bizimde buna sebebiyet verecek mahremlerimizi kim olursa olsun açığa çıkarmamız, insanların önüne sermememiz gerekir. Yine Müslüman bir gencin sosyal medyada paylaştığı paylaşımların kötü bir şeye vesile olmaması, üslup olarak da kırıcı ve ayrıştırıcı olmaması gerekir. Yüce Allah (cc); Kullarıma söyle, en güzel sözü söylesinler! ” (İsrâ, 17/53) buyurmuştur. Her ne olursa olsun sosyal medyada bile en güzel sözlerle, fitneye mahal vermelidir.  Bu gibi mecralarda fitne kaynağının çok ve hızlı şekilde yayılması nedeni ile buna vesile olmak ağır vebaldir. Yine herhangi bir paylaşımda fitneye mahal vermemek adına sağlam kaynağa dayanmayan bilgilerle hareket etmemek en doğru hareket olacaktır. Üslup noktasında kırıcı ve kötü sözlerden kaçınmak en doğru olan hareket olacaktır.




Çeşitli yönleri ile sosyal medyada tıpkı gerçek hayattaki gibi birçok olay ve olguyu içinde barındırmaktadır. Bize düşen ise bu mecrada da bize yakışan Müslümanca duruşumuzu sergileyip örnek bir insan olabilmektir. Zamanımızı güzel kullanmayı, günahlara vesile olmamayı bu mecrada da kendimize şiar edinmeliyiz. Böylelikle tam manası ile bir Müslüman gencin örnek bir sosyal medya kullanımına vesile olur hayr ile anılırız. Her alanda iyilikleri yaymak ve kötülükleri def etmek bizim en önemli vazifemizdir. Vazifemizi bilip gereğini yapmak ise boynumuzun borcudur, bu borç sosyal medyamızı da kapsamaktadır. Her yerde örnek olalım, hayırda yarışalım.

7 Kasım 2018 Çarşamba

KATİYEN EĞİTİLMEZLİK ÜZERİNE


Zamanın biri adını siz koyun, çivisi çıkmış da çiviyi tekrardan gediğine çakanı yok. Değişik bir ruh hali ile yaşayan hayatını idame ettirmeye çalışan bir sürü insan var. Kimisi ilkokulda, kimisi ortaokulda, kimisi lisede, elbette ki kimisi imam hatip lisesinde, kimisi üniversitede, kimisi iş temposunda, kimisi emeklik hali ile orda burada dolaşıyor. Daha her şekilde bir sürü hayat tasviri ve tarifi yapabiliriz. Hayat bu ve böyle geçiyor. Dünya dönüyor, günler sırasını bir sonrakine devrediyor. En önemlisi de gece ve gündüz olması, gerçekten enteresan bir olay. Bence öyle sizce de öyledir belki kim bilir? Bunca olanların içinde değişik ruh halleri ile, çeşitli mekanlarda, çeşitli davranış şekilleri ile çığır açan birileri de mevcut. Evet çivisi çıkan zamanın baş aktörleri, insanlık. Şöyle sindire sindire ve yüksek bir sesle yav bu insanlık katiyen eğitilmezdir, demek istiyorum. Genellikle demeye çalışırım, çünkü nefsin gerçekten buna ihtiyacı var. Ama yine yaşadığımız hayat üzerinden bakacak olursak gerçekten belli bir amaç uğruna değil de yaşamak için yaşıyoruz bu hayatı. İşte tam olarak eğitilmezlik noktası da burada vücut buluyor. Bilinmelidir ki eğitim sadece ders kitaplarından ibaret değil. Alınan karneler, başarısız olunan dersler bir vasıfsızlık göstergesi olarak herkes tarafından kabul görülebilir. Lakin hayattır, çok daha acı tecrübeleri tattırır.

Bir umursamazlıktır, aldı başını gidiyor. Herkesin dilinde bir z neslidir pelesenk olmuş vaziyette. Doğrudur, z neslinin davranışları farklı gelebilir, lakin bizim atıfta bulunduğumuz eski zamandaki hallerimizden de eser yok. Bize de bir kuşak adlandırılması yapılmalı bence. İsmini hiç düşünmedim. Ama kayıp kuşak olabiliriz. İşin şakası bir yana ama gerçekten de yeni gelen nesle suç bulmaktansa her birimiz kendi hayatlarımızdaki değişimleri bir bir listelemeliyiz. Ve göreceğiz ki hayatımızda o kadar çok şey değişmiş ki inanamayacağız. Çünkü kayıp gidenlerin gerçekten farkında değiliz. Ve bu gidenlerin ardından doğan her yeni nesil bu kayıplardan habersiz ve bundan sonra hiç olmayacak şekilde hayata atılıyor. Kıymetli okur dikkat kesilelim bunu bir ders kitabında veya eğitim müfredatında bulamayız. Çünkü hayat her anı ile bir eğitim gibi. Ve beşer şaşar olayı var ya hep dillerdedir, üst üste yapılsa bile söylenir işte o eğitilmezliktir hem de net bir eğitilmezliktir. Bir maraton haline dönüşen hayatımızda bize ilmek ilmek işlenen zafere giden her yol mubahtır felsefesi tam bir eğitilmezlik baş yapıtıdır. Gelin yaptığımız onca hatalara birlikte eğitilmezlik adını verelim. Hem madden hem manen bu eğitilmez olan noktalarımızı onarmaya çalışalım. Hayat kısa, okul, iş, kariyer üçgenini kuramadan buralardan göçecek kadar kısa. Ama iyi bir insan olabilmek bu yolda eksik olduğumuz noktaları fark ederek adım adım düzeltmek daha kolay ve daha kısa. Çünkü düzeltme yolunda atılan her adımın devamının teminatı kainatın sahibidir. Uçsuz bucaksız rahmet ve merhametin sahibidir. Farkına varalım, ve gayret gösterelim. Çivisi çıkan zamanın bir dişli çarkı da biz olmayalım. Katiyen eğitilmezlik bir yaşam biçimi olmasın. Sevelim, sevilelim, her şeyi birlikte paylaşalım. Bu esasında evrensel bir kuraldır ve öylede kalmalıdır, tozlu kalmış belli ki tozu da alınmalıdır. Silkelenelim, kendimize gelelim. Hiçbir şekilde ümitsizlik ve yeisse düşmeyelim. Son olarak, vaat edilen gün yakın, gemileri yakın vesselam.

29 Ekim 2018 Pazartesi

BİR KARAKTER MESELESİ OLARAK AHLAK


İçinde bulunduğumuz zaman herkesçe çeşitli adlandırmalara maruz kalmaktadır. Bu adlandırmalarda teknolojinin daha çok ön plana çıktığını değerlerimizin, yaşayış tarzımızın değişti bir dönemin içinden geçmeye devam ediyoruz. Zamana kuş bakışı ile bakacak olursak bunu etkileyen birden fazla faktörler olduğunu göreceğiz.  Fakat çağın iki temel dinamiği olan teknoloji ve konformizmin daha ön plana çıktığını ve bu değişim rüzgârlarına katkı sağladığını görebiliriz. Bu değişim rüzgârlarının kıskacında kalan ve bir toplumun mayası niteliğinde olan ahlak olgumuz bu yaşam tarzının değişiklerinden en çok etkilenen değerlerimizdendir.
Ahlak tanım olarak hem bireysel hem toplumsal açıdan tanımlanmaktadır. Toplumsal açıdan toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kurallarıdır. Bireysel açıdan bireyin kendine has davranış ve huyları olarak da nitelendirilmektedir. Yani tam manası ile ahlak, toplumu toplum yapan bireylerin gerek bir aradayken gerek yalnızken göstermesi gerektikleri davranışların toplum kurallarına uygun olmasıdır. Ahlak, dinimiz açısından da temel bir terim olmakla birlikte önemli bir yere de sahiptir.  Yapmış veya yapacak olduğumuz davranışlarımızın Rabbimizin emir ve yasaklarına uygun olup olmaması ahlakın dinimizin içine dâhil olan kısmıdır. Birey ve toplum nezdinde dinimiz yaşantımızı  etkilediği için belli amaçlar ile hem bizi hem de evrensel olması hasebi ile bütün insanlığı kapsamaktadır. Evrenselliği nedeni ile dinimizde mutlak iyiyi amaçlarken, kısıtlama yapmadan bütün insanları kapsayarak ortak bütün insanlığa yönelik ahlak kurulları ile bütünleşmektedir. Bütünleşmesindeki en büyük etken yaratılış bakımından fıtrat ile bağının olmasıdır. Bu yüzden ahlak kavramına nerden bakarsak bakalım dinimize hem fıtrat hem de yaşayış olarak dahil olmuş oluyor. Fıtrat daha kapsamlı ele alacak olursak daha çok bireye indirgeyerek huy ekseninde inceleyebiliriz. Yüce Allah (cc) Kuran’da; Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur (Şems 9) buyurmaktadır. Bir birey olarak, nefis fıtrat gereği bütün insanlarda vardır. Bu yüzden onu bastırmak sureti ile temiz tutmak elbette ki bir kurtuluş vesilesi olacaktır. Aksi halinde nefsin kötü emellerine alet olacak olursak bu huy haline gelecektir. Yine Yüce Allah (cc) Kuran’da; Bu, Allah'ın bir kavme verdiği nimeti, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmemesinden dolayıdır. Gerçekten de Allah hakkiyle işiten, her şeyi bilendir (Enfal 53) buyuruyor. Toplumsal açıdan bir topluluk kendini değiştirmez ise çeşitli merhaleler atlatacağına işaret edilmektedir. Toplumun ahlaken yaşamış olduğu sorunlar ile haşr olacağı ve güzel olanlardan mahrum kalacağı dinimizin bir kıstasıdır ve bu ayet ile açıkça bu durum vurgulanmıştır. Bizlerde bu kıstaslar neticesinde hayatımıza çeki düzen verme mecburiyetindeyiz.
Ahlak, bireyler ile topluma yansıyan bir ayna gibidir. Yapı gereği ahlak, toplumun temellerini oluşturan tabiri caizse ruh köküne inen bir mefhumdur.  Bu temellerin öncüsü olan peygamberimiz ışığında bizler de hareket ederek güzel ahlakı yaymalıyız. Güzel ahlakın yeryüzündeki temsilcisi sevgili peygamberimiz (sav); Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim (Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 8; Ahmed b. Hanbel, 2/381) buyurmaktadır. Birey olarak bütün insanların örnek alacağı bir rehber mahiyetinde olan peygamberimiz yeryüzüne gönderilme sebebini bu hadisi ile özetlemektedir. Yine sevgili peygamberimiz (sav); İman bakımından müminlerin en mükemmeli, ahlâkça en güzel olanlar ve ailesine en güzel davrananlardır (Tirmizi) buyurmaktadır. Ahlak kişide başlayıp, dinimize göre ise iman bakımından en mükemmellik makamı ahlaken güzel olanlara ait olduğu bu hadisi şerif ile vurgulamaktadır. Toplumca zor günler geçirdiğimizi şu günlerde bunun tek nedeninin ahlaksal olarak çöküntü yaşadığımızdan kaynaklandığını fark etmemiz uzun bir zaman almayacaktır. Yitirilen zamanımızın, hayatımızın en verimli çağı olan gençliğimizin nerelerde eriyip bittiğine bir göz atmanın vakti geldi de geçiyor. Bunca olan bitenin arasında hem Müslümanlığımıza yakışır hem de bütün insanlığın bu durumdan kurtulmasına vesile olabilmek adına bir işaret fişeği vazifesini kendimize addetmeliyiz. Kuran ve sünnet düsturunda önce bireysel olarak kendimizin güzel ahlak ile ahlaklanması ardından bir tebliğ vazifesi olarak toplumun imar ve inşası adına insanlara güzel ahlakı tavsiye etmeli ve hakkı söylemeliyiz. Güzel ahlaka erişmenin tek kurtuluş olacağı günümüzde onsuz devam edersek nelerden mahrum kalacağımızı ve neleri daha kaybedeceğimizi seyretmek bir çare niteliği taşımamaktadır. Tek çare kuran ve sünnettir. Aksi halde çabalar sonuçsuz kalacak ve hüsran olan son gerçekleşecektir. Herkesin hüsranı kendinedir. Ama kurtuluş reçetesi beraber olmaktır. Bir peygamber emaneti olan güzel ahlakı yaymak için gelin beraber olalım sınıflardan yeni bir dünya ideali, adil bir dünya ideali ile herkesi sarıp sarmalayalım.

Kısa ve Öz

Hala aklımdadır. Bir pazar günüydü vefat haberini aldığımda. Babamla beraber çalışıyordum. Ve babamın ağzından sadece vay be kelimesini duydum ve ardından işine kaldığı yerden devam etti. Hatta ondan sonraki kaldığı her işinede aynı titizlikle devam etti. İçi elbetteki buruk oldu. Ama her doğumunda ölümün gibi bir başlangıç olduğunu biliyordu. Elbetteki her şartlar altındada bunu bana anlatırdı. O yüzdendir hiç ananlardan olmadım. Anacak kadar da aciz bırakmasın. Tek kişicide olmadım, şahısçıda olmadım. Ama her zaman bir örnek teşkil etmiştir. Hep dile getirdik örnek alacağız, örnek olacağız, temsil alacağız, temsil edeceğiz. Bütün insanlığın saadet ve selametini kendine yük edinenler böyle yapar. Böyle yapar ki kendisinden sonrakilere örnek teşkil edebilsin. Yeni Erbakanlara, yeni Fatihlere, yeni Süleymanlara. Bizim üstümüze düşende bu zaten. Mesele kişide bitseydi alemlerin sultanının dünyayı terk edişi ile bu gaye biter miydi? Hak ve batıl mücadelesi her zamankinden daha alevli. Her yer yangın yeri. Ötesi yok söylenecek sözde. Aksiyon almak Erbakan hoca ve nice bu uğurda fedakarlık yapan şahsiyetleri en iyi anmak olacaktır. Söz değil aksiyon vaktidir...

8 Ekim 2018 Pazartesi

AŞIRIĞILI TERK ET KENDİNİ SEV


Günler çabuk geçiyor. Ve günler çabuk geçtikçe her şey git gide farklılaşıyor, değişiyor ve gelişiyor. Olumlu veya olumsuz hayatımızda bu zamana kadar o kadar çok anlar yaşadık ve gözlemledik ki geriye doğru baktıkça nerelerden gelmişiz be kardeşim diyemeden edemiyoruz. Tabi bu söylem bizim nesil için geçerli olsa da bu zamanın içine doğan kardeşlerimizde  yine geçmişle günümüzü kıyasladıklarında bize hak verir cinsten bu ve bunun gibi tepkileri verebiliyorlar. Hayat kısa, kısa olmasından dolayı olsa gerek çok hızlı ve her anında yeni bir olgu, terim, buluş ve olaylarla karşılaşmak mümkün. Şaşırmamak elde değil ama milyarlarca insanın yaşadığını düşününce sanki biraz makul bir hale gelebiliyor. Gecesi herkese gece, gündüzü herkese gündüz aslında, ama yine de her insan farklı bir alem. Durum ve hal böyle iken teknolojinin de alıp başını gitmesi de aslında yadırganamayacak bir durum lakin ya bunu da mı yaptılar diyebiliyoruz.
Teknoloji çağındayız arkadaşım. Bir tıkla her şey oluyor sakin. Ne teknoloji çağıymış değil mi? Yavrum bırak o telefonu kör olacaksın gibi şeylerde var onu da eklemeden geçemeyeceğim. Bu ve bunun gibi söyleyemediğimiz ve söylenen şeyler… Aslında teknoloji herkes tarafından karşılık bulan, işleri daha kolaylaştırır hale getiren, fayda sağlayan ama yan etkileri de olan bir ilaç gibi. Çeşitli yönlerinden ziyade çağımızı anlamak adına vesile olduğu tahribatları ele almak daha makul ve yararlı olacak kanaatindeyim. Sağlık açısından ne raddelere geldiği hep konuşulur ve bilinir. Herkesin iyi veya kötü bu konuda bilgisi olduğundan dolayı buraya girmeyeceğim. Bunun yerine biraz daha toplumsal ve birey üzerinden hareket edeceğim. Öncelikle, bireyi toplumdan soyutlamasından başlayacağım. Nasıl yani diyeceksiniz, yeni bir dünya gibi düşünün derim. Hani hakikatte asosyal ama sanalda sosyal olmak var ya işte tam karşılığı budur. Bu durum ile alakalı kıymetli büyüklerimizden çeşitli güzellemeler, değerli  görüşlerde var. Çoğumuz bunlara kulak asmıyoruz maalesef. Gerçek hayatta asosyalliği sanalda sosyal olmaya tercih ediyoruz. Kıymetli okuyucu bana darılma ama bende geleneksel ve modernlik arasında git gel yaşayan birisiyim. Sizde bunun gibi git geller yaşayacaksınız veya yaşadınız. Bilenler bilir ama ben bilmeyenler için tekrar edeyim, bir yaş aralığı var, işte o yaşı aralığını herkes için kestirmem mümkün değil ama siz onu hissedeceksiniz o raddeye gelindiğinizde anlayacaksınız. Belki pişman olacak, belki sevineceksiniz geçmişe bakıp. Lakin bir gerçek var ki yürek burkan cinsten, bu da teknoloji denen illetin sokak oyunlarımızı ve kurduğumuz hayal güçlerimizi maalesef satın almasıdır. Ahhh nerde o diye başlayan cümlelerin içinde işte bu yatar. Hayatımızda da çoğu şeyler ile bağdaştırabiliriz. Ama en önemlisi bizi biz yapan değerlerden alı koyması. Mesela insanların birbirine olan güvensizliği, tahammülsüzlüğü bundan ötürü gelir.
Her şeyi bunu içine sıkıştırmışlar da artık burası varmış, yeni dünya burada haydi sende gel, ne kadar cahilsin keşke ölsen ve daha niceleri... Bilmem daha gerçekçi şeylerden bahsetmeme gerek var mı? Hani iliklerimize kadar hissettiğimiz gerçek olan her şeyden. Dostluktan, yardım severlikten, saygı ve hürmetten ve nicelerinden. Hepsi bir bir yıkılıyor. Bunca aşırılığın içinde tükeniyor hepsi ve bizde tükeniyoruz. Bunca aşırılığın, israfın, kötülüklerin alıp başını gittiği günümüzde fitili ateşleyen nedenlerdendir teknoloji. Dikkat çekmek isterim aşırılık ve israf zaten en baştan beri vesile olduğu şeyde buydu. Boşa zaman kaybı da israftır. İsrafı tetikleyen aşırıcılıktır zaten. Olayın bam teli denilen noktası aslında tam olarak burası. Kapitalizmin etkisi ile sürekli içimize işlenen aşırıcılık olgusu insanlığı doyumsuz bir noktaya getirmiş durumda. Zaten fıtrat olarak da nefsimiz nedeni ile buna meyilliyiz.



Çözüm noktasına gelecek olursak aslında çok basit ama bazı ön kabulleri var. Yapabileceğimize kendimizi inandırmak bunun ilk adımı ve ardından hemen harekete geçebilmek kadar basit bir temeli var aslında. Ardından zaten iplik söküğü gibi gelecektir zaten. Teknolojiyi şuan ayaklar altına almış gibi gözüküyor olabilirim lakin tam aksine aslında yaptığım atıflar ile aşırıcılığa vurgu yapıp üstüne daha güzel düşebilmek için bu yolu seçtim. Yaşam sürdürdüğümüz şu dünyada var olan  soyut somut her şeyin bir nedeni var. Ve aşırıcılık her zaman kötülüğe ve kötü olana davetiye çıkaran ilk nedendir. Her şey hak ettiği kadarı ile güzeldir. Aşırıcılığı terk et, kendini sev. Sev ki dünyada ve hakikatte güzel olan her şey yine layığını bulsun. Hayat denen bu yolculuk da bundan ibaret  zaten.

13 Eylül 2018 Perşembe

NEYE NİYET NEYE KISMET


Bir heyecanla girilen yaz tatilinin mutlak sonuna erişmenin vermiş olduğu bir takım tarif edilmez duyguları içerisindesiniz ve mutlak gerçek ben de içerisindeyim. Siz ne alaka diyeceksiniz, duyuyorum sizi. Hala bazı şeylerin etkisinden kurtulamamış olmamdandır. Hala kaybetmediğim ama herkesten sakladığım yanlarım var, tıpkı herkesin kendine has özellikleri gibi.
Bir deniz havasıdır, bir tatil esintisidir geldi geçiyor. Tabi emekçi ve çalışıp ekmeğini taştan çıkaran kardeşlerimizi de unutmamak lazım gelir. Bu esintilerle, havalarla geçen hayatımızın gelenekselleşen ve yaklaşık 3 aylık bu periyoduna tekabül eden  genelde yaz tatili diye tabir edilen dönemin sonuna geldik. Kah eğlendik, kah üzüldük, kah sevindik. Ve o mutlak gün hiç gelmesin istedik. Evet, bildiniz ve içinizden ilk onu geçirdiniz. O ilk pazartesi, her şeyin başlayacağı o an yaklaşıyor. Ya o ilk haftadan bir şey olmaz hikayelerine kesinlikle inanmayın sakın. Çünkü bir şey başladı mı ardı arkası kesilmez. Hem kendimizi hem de başkalarını avutup, kandırmaya da hakkımız yok. Pazartesiler bir kabulleniştir. O gün bittikten sonra haftaya alışılır sonra günler birbirini kovalarlar. Sendrom olarak da bilinir. Çoğu kimse bunu böyle kabul eder ve içselleştirir. Hal böyle olunca 3 aylık bir aradan sonra da bu kabullenişin daha baskın şekilde vücuda nüfus edeceği ihtimalleri ne yazık ki yüksektir. Aslında her şeyin başı içimizdedir. Herhangi bir olayda veya durumda insan her şeyi kendi kendine aşıp, kendi içinde halledebilmelidir. Ama maalesef çağın bize sunduklarına kendimizi kaptırmakla çoğu bize ait olmayan şeyleri aslında bir bir içimize işlemişiz. Ve bundan dolayıdır ki içimizde aşılmaz duvarlar, içimizi kemiren şeyler mevcut. Pazartesi sendromu nedir kardeşim ? Pazartesinin bereketidir o. Sendrom olsa duramazsın. Zaten durduğun kabahat. Durmak çözümse eğer herkes dursun. Diyelim ki kesin çözüm durmak, bu zamana kadar her şey kendiliğinden olurdu ama olmadı. Bir dalgadır aldı başını gidiyor, bu kadar basit olmamalı bazı şeyler. Birde şunu anlamıyorum, nitelikli zaman derdinde olan kimselerin, bu olguyu ağızlarından düşürmemesi enteresan değil mi ? Çağın çıkmazları aslında burda başlıyor. “Pazartesi Sendromu” denen mesele aslında çoğu  olumsuzlukların başlangıcı. Zaten Pazartesi günü haftanın başlangıcı. Neye niyet neye kısmet öyle değil mi ? Önümüze çıkarılan ve aşmamızın beklendiği onca şey. Bazen takılıp kaldığımız, bazen oturup düşündüğümüz, bazen baka kaldığımız şeylerinde temelinde bunun yattığını bazılarına da vesile olduğunu öğrenmek. Mesele çözüm üretebilmekten geçiyor. Yoksa her zorlukta kolayca yılan, sendromlardan sendromlar beğenen birileri oluruz. Deveye hendekte atlatmıyoruz sadece bazı şeyleri kabul etmemiz gerekiyor. O yüzden, zaman kıymetlidir. Zaman kadar günlerimizde kıymetlidir. Onları kıymetsizleştirmenin hiçbir faydası olmayacak aksine zararı olacaktır. Sonra bu gidiş nereye naraları sarmasın etrafımızı. Bir kabulleniş harekatı sarsın bedenimizi.
Farklı yaşayışlar, farklı pazartesiler… Salaş bir tarz ile öyle de geçiyor hayat böyle de geçiyor zaman demek de, sendromlardan sendromlar beğenmekte, bahaneler üretmekte çare değil. 3 aylık bir tatil periyodunu arkamızda bıraktık. Ve yine bir pazartesi ile başlangıcımızı yapacağız. Zamanın değerini, günlerin kıymetini geçtikten sonra anlamaktansa, o anları ve o günleri kıymetli kılmak için elimizden gelenin en güzel olanını yapmaya çalışalım derim. Böylelikle ne sendrom kalır, ne boş vermişlik. Nitelik kuşanılıp bereket gelir. Hayat bayram olur belki kim bilir, her gün belkide.

19 Ağustos 2018 Pazar

Küçük Tatlı Şeyler

Tatlı telaşelerin akışı bazen hayatlarımıza renk katabilir. İnsanların gönüllerinin çöle dönüştüğü, sıcakların beyinlerine beyinlerine işlediği şu zamanda bir damla su düşmemiş çorak toprakların kalıntıları ile yaşamlarını sürdürüyorlar. Neler geldi geçti. Bayramlar bayramları kovaladı. Yine bir bayram arifesinde hüzün, sevinç, keder ve nice karmaşık duygular ile yol alıyoruz. Kalplerin pasını, gözlerin yaşının eksik olmadığı bu köhne dünyanın içine hapsedilmişcesine yaşayanlar görüyorum. Bu kadar karamsarlıkla elbetteki her şey günlük güneşlik olmayacak. Veya tam tersi istikamette mutlu olmakla bu sorunlarda çözülmeyecek. Hani görmezden gelmek gibi bünyenin alışması gibi bişey bu. Hakikaten bi bedenimizden sıyrılıp kendimizi seyr edelim. Ben neymişim, aaa bu ben miyim ? Diyeceğiz. Böylesine hatalara endeksli hayatta bu tarz küçük tatlı telaşeler olmasa ne yapacağız Allah bilir. Hakikaten monotonluk iliklerimize, karamsarlık ise atomlarımıza ilmek ilmek işlenmiş. Şartlamışız kendimizi dikine gidiyoruz. Sonra patlatıyoruz bir isyan feryadı. Ben şunu bilirim, ne isek onunla karşılaşır, muhattap olur, onu yaşarız. Var mı bundan ötesi ? Bence yok. Sizde düşünün bana hak vereceksiniz. Bu yüzden sinirleniyorum. Meseleyi idrak edip sonunu bağlayamayan havuz medyası yazarlarına, sırf muhalefet olmak için muhalefet olan köşe yazarlarına, sağ sol farketmez yalan haber yapanlara kızıyorum. Nerden nereye geldim değil mi ? Aslında bunların hepsi birbiri ile bağlantılı. Bilinçaltı denen bir meselenin aklımıza vurması gerçeği ihtimaller arasına alınmalı kesinlikle. Bazen ya ben ne yapıyorum diyoruz ya, sık sık değil ama bazen, keşke sık sık diyebilsek. He işte o bilinçaltının eseridir. Biraz tevekkül etme vakti geldi. Havalar sıcak biliyorum. Bunca betonlaşan ülkemde tabi havalar sıcak olur ama isyan etmeyin, kendinizide kötünün iyisi buymuş diye kandırmayın, görmezden kesinlikle gelmeyin. Çözüm üretin, alternatifler oluşturun ve tevekkül edin. En önemliside buydu sanırım. Ve böyle olmalıydı. İnşallah böyle de olur.

9 Ağustos 2018 Perşembe

Heveslerimiz

İç ferahlatmak isteriz. İç dökmek isteriz. Nedir ? Ne değildir ? Bilmeksizin hayatın akışına kapılmış bir halde gidiyoruz, gitmekte isteriz. Bilmek isteriz. Her şeyi ama çaba ve gayret isteyince köşeye çekilmek isteriz. Kolaya kaçmak isteriz. Kendiliğinden olsun isteriz. İsteriz de isteriz. Ben de sizler gibi bunca isteklerin arasında kalmış durumdayım. Herkes ister bu dünya güzel bir yer olsun. O yüzden sever sevilir ya. Biraz absürt gelebilir belki veya biraz da basma kalıp bir Zeki Müren bestesi tadında hayat. Tadımlık, her zaman aranan istenen ama bolca olmayan. Onca istek ile başlayan hayatın güzel olması ne kadar olası olabilir bilinmez. O yüzden maalesef  bazı şeyler tadımlıktır. Ama herkesin de güzel bir dünya betimlemesi vardır. Ben oraya girmeyeceğim tabiki. Sizdekiler de sizde kalsın iyi muhafaza edin yarın lazım olabilir. Hayatın rengi, tadı, kokusu bizi isteklerimiz netincesinde nereye sürükleyecek ise sürüklesin içimizdeki sevgi kırıntısı olsa bile olmayacak şeylerin bile olacağına işarettir. Aza kanaat güfteleri ile sizi boğmayacağım veya böyle neticeye varılmaz bir yerde bırakanlar gibide bırakmayacağım. En iyisi olarak hayatta hep şunu tecrübe ettim doğru yapılması ne kadar zor olsada yapıldığı takdirde veya yapılmaya çalışıldığı takdirde bile güzel neticelere gebedir. Her isteğinde bir reel boyutu var değil mi ? Bizde çocuk değiliz artık. Vesselam.

17 Temmuz 2018 Salı

Bir Fotoğraf Karesi

Her resmin bir hikayesi vardır. Bazılarıda konuşur. Bazıları ağır tevafuklar içerir. Rıza-ı İlahiyi kazanmanın gayretinde olan bir topluluğunun birer müdavimleri olarak güzel bir karenin içinde bulunma şerefine nail olduk. İşte bu fotoğrafta 3 tane üniversite başkanı hemde nizami sıra ile dizilmiş vaziyette. Sanırsam benim üniversite başkanlığım döneminde çekildi. Böyle fotoğrafları karıştırırken önüme çıkı verdi yüzüme yüzüme parladı. Yüzünde tebessüm oluşturdu. Fotoğrafın ayrıca güzel oluşu İl başkanımız Hasan Zengin abimizi içten gülüşü. Böyle karelerin bol olduğu bir şehirde böyle insanlarla omuz omuza verip batıla kafa tutmak ayrı bir güzellik olsa gerek. Güzellikler bu davada bitmez. Bitseydi bir dava olamazdı belkide. Gözümüzün nuru Sakaryamız ve Sakarya Üniversite Komisyonumuz bir lokomotif gibi Rabbim daha kuvvetli eylesin. Hani derler ya kervan yürüyor o hesap işte. Biz güzellikleri ardımızda bırakmadık sadece farklı bir kulvara geçtik. Nice güzellikleri tatmaya, nice güzel karelerde bir olmak için canla başla çalışmaya, güzel anılmaya ve en önemlisi Rabbimizi hoşnut etmeye devam ettik. Kulvar değişede sevda aynı, davada aynı. Bir olalım, diri olalım gerisi angarya vesselam.

14 Temmuz 2018 Cumartesi

Badireler

Hayatımızın her safasında gerek fevri gerek toplum olarak çeşitli olaylar ile karşı karşıya kalıyoruz. Badire diyoruz, badireler diyoruz, olaylar, olaylar olaylar...
Badireler hep aşılır. Mesele aşıldıktan sonra hayatımıza etkisi nasıl olduğudur. Günün anlam ve önemi mazimizde kirli bir gün, hiç olmasın isterdik öyle değil mi ? Onca cana kıyılmasın, kardeş kanı ellere bulaşmasın isterdik. Buda bir badireydi işte . Ve atlatıldı. Mesele çizgi olarak nerede kaldığımızdı aslında. Çünkü hayat devam ediyor. Bazıları için ebediyete göç iken bazılarımız için yeni bir başlangıç olmalıydı. Olmalıydı diyorum çünkü benliğimizi kaybettiğimiz şu son 5 yılda yaşananlar işin tuzu, biberi oldu maalesef. Bir tavır bile sergilememek tavır haline geldi ise vay valimize. Bize hedef gösterileni, yapmamızı isteneni yapmamız doğru seçenekmiş gibi sunuluyorsa önümüze vay halimize. Vay ki ne vay ...

Sloganlaşıp, özden koparılış projesinin hızla ilerlediği, narkoz ile tepkisizleştirip acıları alınan bir toplumun bırakın çizgisini hayat damarlarından biri kopmuş demektir. O yüzden dobra dobra olabilmek lazım. Yanlışa yanlış diyebilmek lazım. Hakikat bize kadar olmamalı. Adı üstünde hakikat. Bunca atlatılan badireler sadece atlatmak için yok o yüzden. Musibette bile hayr arıyan bir dinin mesupları olarak badirelerede bu göz ile bakmak, hayatı düzenli bir hal almasını sağlayacak bir tutum, eylem içinde kendimizi bulmalıyız. Eğer bulamıyorsak kendimizi kandırıyor, edebiyat ve ajitasyon yapıyor, kuklacıyı değil kuklayı hedef alıp tetiğe basıyoruzdur. İncitmek haddimize değil ama beyin bedava. Hislerinizin ve nefsiniz ile birlikte hak gibi gözüken veya gözükmeyen çoğunluğun yanında olmayın. İnanın o kalabalıkta bile yalnızken, hakikatin yanında somut olarak tek gözükseniz bile kainatın sahibi sizlerle bu hep böyleydi ve böyle kalacak. Yani anlayacağınız iç sesimi bu şekide dile getirdiğim mecrada buraya döktüklerimi okuyup bu satırlara gelen sevgili okur, mesele güzel bir muhakeme ile badirelerden ders alıp hayatı ona göre idame ettirmekte. Anlayana. Yoksa havalar ne kadar sıcak olursa olsun bir rüzgar yeter yoldan çıkartmaya...

5 Temmuz 2018 Perşembe

Bahçemin Halinden Baharımı Kıyasla

Hayatın beni sürüklediği serüvenin 23. yılını tamamladım. Ve 24. yaşıma bastım. Cahit Sıtkı Tarancı 30 yaş yolun yarısı diyorsada bende kıyısından köşesinden dahil oluyorum. 1 sene daha yaşladım desem nasıl olur bilmem ama öyle oldu veya 1 sene daha tecrübe kazandık. Böyle ikilemlerdeyim. Kurtuluruz inşallah o ikilemlerden,umut vari bir insanımdır atlatırım.  Hayatın tam manasında farkına varıp deli çağlardanda tam manası ile sıyrıldığım çağa eriştim sanırım. Bakış açımın değiştiğini meselelere daha başka bakabildiğimi fark edebilmek çok keyifli. Ama eski Yavuz Saygın’ından eserler hala var. Yine etrafı neşelendiren şen şakrak halimle, üzüntümün hemen anlaşılır olması devam ediyor mesela onlarda değişmesin zaten. Bizi biz yapan şeyler değişmesin. Hayat ne tuhaf değil mi ? Yaşın büyüdükçe değer görüyor ve dinleniyorsun. Hakikaten ilginç. Oysa çocukken saçmalamalarımızın bile altında tatlılık yatardı. Ajitasyon yapmayacağım korkmayın. Her yaşla birlikte bir güzellik hayatımıza katılmış, katılıyor. Elbetteki sorumluluklarda artıyor. Gül dükensiz olmaz. Yaşamımızla birlikte bu dünyamız içinde geçerli. Hayat işte bize irademiz ile sunulmuş bir imtihan yeri. Bunu 24 yaşında birinin söylemeside absürt olabilir ama kendimce benimde deneyimlerim var. Ve daha ne deneyimlerle elde edeceğim çıkarımlarım olacak . Ama asla ümit kesmeyeceğim. İyilik ve güzelliklerle dolu bir dünya için çalışacağım. Belkide bu deneyim benim hayatımdaki mihenk taşı olmuştur. Böyle güzel deneyimlere can kurban. Hayat işte, ne demiş şair bahçemin halinden baharımı kıyasla. Ötesi yok galiba bu sözden sonra, herkes bahçesinin başına...

4 Temmuz 2018 Çarşamba

Benden Selam Bütün Dostlara

4 sene benim her türlü cefamı çeken güzel kardeşim @kaanyavas ‘ a Rabbim iki cihan saadeti versin diyerek sözlerime başlamak istiyorum. Ondan yola çıkarak söyleyeceğim şeyler var elbette...
Dostluğun kamil manada olması için hiç bir çıkar göz edilmemesi gerekmekte. Elhamdülillah Rabbim o kadar güzel dostlar edinmeyi nasip ettiki Sakarya’da hepsi bir bir benim cefamı çekip hiç bir karşılık dahi beklemediler. Gerek ev, teşkilat, sınıf arkadaşlarım bu dört sene gibi bir sürede hiç bir zaman eksiklerini hissettirmeyip kara gün dostu da olabildiler. Güzel şeyler biriktirebilmek önemli. Ve tabi en önemliside bitmeyecek dostluklara başlayabilmek. Her birinin yeri ayrı ayrı güzel olan bu esaslı kardeşlerimle güzel anıları biriktirebilmenin onuru ile mezu olabildim. (Eylülde tam mezun inşallah şuanlık mezuyuz😂 ) Konu dostlukdan açılmıştı değil mi ? Çoğu zaman az olduğundan yakınırız veya fazla olduğundan da yakınabiliriz. Ben çok olduğuna şükür edenlerdenim. Ne zaman başım sıkışsa illaki arayacak bir kardeşim oluyor. Hayatın bu badirelerle dolu akışında solunuklanabilecek limanlarımız olmalı olduda. Ya şimdi sen bize ne anlatıyorsun var git yoluna diyeceksiniz. Bir vefa borcu ile soluklanıp içimi döktüğüm yerde yine bir şeyler dile getirmeye çalıştım. Yarın bir gün dönüp baktığımda elimde sadece bu söylediklerim kalacak ve kayıt altında olsunlar. Her zaman yaptığım şey işte. Neyse konu dağılmasın. Dostluk güzel bir şey kimse eksikliğini hissetmesin. İyi ki var diyebilecek dostlarınız hep olsun. Çünkü şu fani dünyada çekilebilir  şeylerin başında onların varlığı geliyor. Kaanın nezdinde bütün dostlara selam olsun hepiniz şükür sebebisiniz her daim baş tacısınız.

29 Haziran 2018 Cuma

Bir Gökkuşağı

Hayatın renklerinden bir haber insanlara gök kuşağını anlatmak gibi bir şeydi aslında bizimkisi. Hayat insanları farklı farklı yerlerden dahada farklı farklı yerlere sürükleyebiliyor. Çünkü hayatın ana gayesi bu, bir imtihan oluş vesilesinin sebebi bu. Renk demiştik öyle deği mi ? Gök kuşağından bahsettik. Nitelik bakımından da bir ayrıma gitmek gerek. Onca güzellikleri fani olanlar için terk etmek meselesi işte bu niteliklerin başlangıcı. Çağın hastalığı olan dünyevileşme bu şekilde vücut buluyor bu evrende. Tabi birde ahireti için cefa çekenler var. Onlarada geleceğiz. Bugün muhafazakar kimliği ile (ben bu kimliği asla tasvip etmem) belli başlı şeyleri koruduğunu idda edenler aslında büyük kayıpların içinde kendilerini buldular. Bunca kategorize ve kalıp içine girmeye çalışan ve sokulmaya çalışılan insanların tabikide onca bulanıklık arasında gökkuşağını görmesi mümkün değil. Onca kalıp ve kategorize olunmuş şeyler varki işte bunların hepsi birer engel. Ama bu kalıpların nedense hep İslam dinine yönelik olması manevi açıdan dinimize açık bir hedef olarak alınmasının göstergesi. Ben müslümanım diyebilmek yerine muhafazakarım diyebilmek ve bununla anılmayı istemek utanç verici bir tablo. Keza İslamcılık meselesi bunun bir tık ötesinde bir mesele. Bunca kalıplardan en göze çarpanları bu şekilde. Güneşi görmek isteyipte kara bulutlara teslim olmak böyle bir şey. Hiç bilmezdim ben susardım ama büyüdükçe yaşadıkça görebildim. Siyasetin ve ülke yönetmenin sosyoloji açıdan topluma ne gibi etkiler verebildiğini. Hala bunun farkında olmayıp hayatını idame etmeye çalışan gençlerimiz var. Veyahut öğrenilmiş ve öğretilmiş çaresizliğe kendini kaptıranlar var. Güç her zaman haklılık alameti değildir. Tabi fani güçleri kast ediyorum. Yani bu güçler vesilesi ile toplumumuzun eğilimi hayata bakış açısı değişti, yeni tabirler yeni kalıplar gelişti ve kimlik gibi her birimize verildi. Güzellikleri kast etmiştim. Gök kuşağı bunun sadece bir örneği tasvir etmesi kolay olsada gün geçtikçe inanın zorlaşıyor. Cefa galiba burda başlıyor. Uyuyanları uyandırmak kolay ama uyuyor taklidi yapanları uyandırmak zor demişti hani, bilge bir kişi işte orda çağı işaret etmişti. İşte onun öncesinde yine Türkiye’de yükselen en çok cefa çeken kişi ile buna işaret etmişti. Rahmetle..
Hans’ın anladığı ama Hasan’nın anlamadığı 21. yüzyıldayız işte. Cefaya tabiyiz bu yoldanda ayrılmayacağız. Ayaklarımız sabit kılsın Rabbim. Bütün güzelliklerle gökkuşağınıda anlatacağız kapanan,kapatılan ve kapatmaya çalışılan bütün gözleri açacağız. Güzelliğin gücü bir vesile ve onu var edenin gücü her şeye kadir. Güzel günler için cefa çekmeye devam. Vardır bununda bir hikmeti. Sabır ve ilk günki aşkla yine yeniden. O tabir ile çay koy keçeli başlıyoruz, sadece ufak bir çay molası verdik.

27 Haziran 2018 Çarşamba

Bir Değerlendirme

İnsanların yoğun duygularının yıkmış olduğu köprülerin enkazları gün geçtikçe gözler önüne gelmeye başladı. Onca kampanyalar, onca yalan, iftiralar, hırslar kör etti gözleri. Malum atlattığımız bir seçim meselesinden bahsediyorum. Durumu dahada boyutlandıracak olursak belki de zor toparlanacak, belki de tarihin tozlu raflarına karışacak bizi biz yapan şeylerin kayıpları ile bir zafer kazanmış edası ile açıklarımızı kapatmaya çalışıyoruz. Şimdi sürekli yapılan şeyleri yıkıp yıkıp inşa etmekle bu memleketin sorunları çözülmeyeceği aşikar. Her seçim insanları tembelliğe sürükleyecek vaadlerle aslında insanlarımıza zarar verildiği gözler önündeyken gözleri kapatmak çare olmayacaktır. Bir Anadolu irfanı temeli ile ve teknik açıdan ağır sanayi hamlesi ile 1969’da doğan Milli Görüş hareketine bile reva görülen ve çeşitli spekülasyonlarla sindirilme, bastırılma çabası yine bir şekilde insanların kalbine işlenmiş ve sonucunda vatan hainliğine gidecek bir süreç yaşanmıştır. Şimdi kardeşlik edası ile herkesi kucaklamanın derdine düşmüş olanlar ise ne yazıkki burdan oy devşirmektedirler. Her seçim kutuplaşmadan uzak durulmasını bas bas bağıran Milli Görüş bu söylemi ile haklı çıkmıştır ki asıl olan tehlike ırkçılığa doğru eğilen insanımız ile gelecekte bir etnik unsur vesilesiyle doğcak kargaşanın alt yapı çalışmaları tamamlanmıştır. Durum ne kadar kötü gözükse de ümmetçilik kucaklaşması ile Milli Görüş mevsimlik değil her daim ahlak ve maneviyat bekçiliği görevini kendine addetmiştir. Müsterih olmanın ve samimiyetin temsilcisi Milli Görüş yine var ve var olacaktır. Onca kutuplaşmanın, ideoloji karmaşasının son bulması için çözüm Milli Görüştür. Bu da böyle bilip tekraren hatırlatılmış olsun.

25 Haziran 2018 Pazartesi

Bir İç Dip Dalgası

Bir iç dalga vursa bizi. En içimizden bir dip dalga kendini hüsrana bırakanıda alsa içine, kendini sevinç çığlıklarının içine bırakanıda. Ne ne değildir,bilinmez ama bile bile yanlışa sobelenmek bu iç dalganın hepimizin için gerekli olduğunu gözler önüne serdi. Bunca bariz yanlışların yanında gözden kaçanları, görmezden gelinenleri ile atlatılmış görünsede hiç öyle olmadığını yakın zamanda göreceğiz. Taraflı değilim, bütün yanlışları dile getiriyorum. Ama bariz olanları gerçekten kabul edilebilir değil. Her seferinde aynı yanlışa kaymak artık arsız bir noktaya gelindiğinin göstergesi. Kalp kırma taraftarı değilim niyetim belki olurda şapkayı öne koyup düşünebilmeye katkı sağlamak. Basit sloganlarla işin içinden çıkmakla veya sanki geçmişte olanlar unutulup hiç yaşanmamış var sayıp işin içinden çıkmakta doğru değil. Ama ikinci seçenek sizin karakterinizi belirler bunuda söylemeden edemeyeceğim. Kitleleri yönetenlere sesleniyorum. Doğruya en yakın olan yanlış ile senelerdir bir yerler edinebildiniz, ya sonra ? Koca bir meçhul. Bir tercih meselesidir. Sonucunda verilen karara göre nasılsak zaten öyle yönetiliriz. İşte buda bir fırsat olsun belki kulak kabartırsanız...
Birazda kendimize çuvaldız, belki kazanmış olabiliriz yine o eskiyen deyimle lakin niye kalplere giremeyişimizin sorgulama vakti bu kez gerçekten geldi. Daha yeni projeler ve fikirler ile yere daha sağlam basıp ait olduğumuz yere dönmenin vakti geldi. Yoksa onlar bizi haketmiyor demekle biz zaten hiç bir şeyi hakedemeyiz. Eğer haketseydik zaten hak ederdik. Kuru ve klasikleşen sloganları geride bırakalım bence asıl herkes için değişim şimdi başlıyor. Allah yardımcımız olsun olan her şey hayırlara vesile olsun.

26 Mayıs 2018 Cumartesi

Ekmek, Su, Demokrasi

Temel ihtiyaçlarımızdandır ekmek ve su. Demokrasi olmadanda yapamayız derler. Derler ya öyle işte. Demokrasi naraları atıp o bucu o şucu demekle bir kitleyi dışlamak ne kadar demokratlık göstergesi olabilir sahi ? Bu kadar radikal olmaya gerek yok. Temel kabullerimizi biraz daha sağlama alalım tamam. Yanlışta olan insanlarda olabilir eyvallah. Her yanlış yapanı yafta ile pasifize etmek doğru mu peki ?  Elbette değil lakin günümüz Türkiyesi'nde malesef iktidarımızın argümanları bunun üzerine kurulu. Kendi gibi olanlar haricinde herkesi dışlayan ve yaftalayan yapısı ile iktidar olmaktan çok uzak bir halde yolculuklarına devam ediyorlar. Sağcısı, solcusu, Kürdü, Türkü, Alevisi, Sünnisi farketmez. Farkedecek tek şey zulümdür, yenilen haktır buda haksızlığı doğurur.Ötesi,berisi,ilerisi,geriside yok. Olamazda zaten, çok geçmedi üzerinden dün çok vahşice bir olaya şahit olduk. Bu olay farklı görüşlere sahip bambaşka siyasi oluşumlar arasında da olabilirdi. Lakin Saadet Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi arasında oldu. Ve malesef ki kardeş kanı akıtıldı, kardeş kanı bulaştı ellere. Bunun sorumlusu kimdi ? Bu sorunun kulaklarda sıkça yankılanması lazım. Bu bir seçim savaşıdır, bu bir kurtuluş savaşıdır çığırtkanlığı yapanların hiç yürekleri sızlamadı galiba. Hiç bir kanalda esamesi okunmadı çünkü. Bu mu demokrat, adaletli, kalkınan, büyüyen Türkiye ? Sizin yeni Türkiyenizde kin, nefret, kardeşin kardeşe kırılması mı var ? Direksiyonda olanlarla,durdurun şu arabayı diyen kişi aynı kişin olması gibi bir şey bu. Böyle bir Türkiye hayal etmemiştim. Edemem de zaten. Kabul de edemem hatta. Kimse de kabul etmez, edemez, ettirmez. Herkes bir adım geriye çekilsin. Biraz soluklansın onca yalana, iftiraya artık bünyeler ters tepki verir oldu. Bunca insana bunlar reva görülmesin artık. Madem gelişen kalkınan bir ülkeyiz, ağır sanayi hamleleri, ekonomide reformlar, işciye, emekliye zamlar konuşulsun. Seçim meydanlarında savaş çığırtkanlığı değil birlik beraberlik sağlanması için herkes tek ses tek yürek olsun. Şuan buna ihtiyacımız var. Bundan beslenen güruhlara fırsat vermeyelim. Yeniden Büyük Türkiye yolunda batıl dümeni hak yöne çevirip bu düzeni #DEĞİŞTİR elim...

9 Mayıs 2018 Çarşamba

Bende Gerek Duydum

Bende yazma gereği duydum. Bu denli önemli bir hareketin ve hayırlı olduğu toplumun her kesiminden kabul görüşmüş harekete bu reva görülemez. Milli Görüş bütün insanlığa mal olacak bir görüştür.

Farklılıklar bir hayr vesilesi olabilir diye bir giriş yapmak istiyorum. Ayuka çıkan ve insanları bu denli ayrıştırmaya sürükleyen her türlü düşünceden beriyiz. Bu bizim inancımızın gereğidir. Ve yine inancımızın gereği olarak farklı düşünceleri bir sorun olarak değil bu gibi tutum içerisinde olan insanları ayrıştırmak değil birleştiren kucaklayan taraf olmalıyız. Eğer doğruları bir insana güzel bir şekilde aktarmak istiyorsak tek çözüm yolu budur. Esasında tebliğ ve davette budur. Hatırlayalım, Taif'te taşlanan bir peygamberin ümmetiyiz, halkına zeval gelmesin diye ceketini alıp giden Abdülhamit Han'ın torunlarıyız. Hatırlayalım, hocam diye sevdiğimiz o mübarek zatın sözlerini.Bize taş atana biz gül atmayacağız, o gülü bizzat eline vereceğiz derdi ve eklerdi, davamızın esası şefkat, gayesi ise bütün insanlığın saadetidir diye ruhu şad olsun. Bugün harp çığırkanlığı, din düşmanları ile kol kola vatan hainleri ile görüşüyorlar bunlar varya bunlar ile başlayan cümlelerin sonu gelmez. O mübarek zat hayatta ikende bu yaftalar hep vardı. Bu yüzden kemikleri sızlıyor edebiyatını bir kenara bırakın. Hangi haberlerin zihinlerde açtığı tahribat ile müslüman kimliğinizi zedeleyici bir hamlenin içinde buluveriyorsunuz kendinizi. Bu kadar mı zor kardeş olmak ? Bu mudur çözüm ? Benim görüşümü benimseyen ve uygulayan kardeş olmayan düşman bu kadara basit mi ? Ben takkeyi veya şapkayı hiç farketmez  önümüze koyup herkesi düşünmeye davet ediyorum. Bu mecralarda bir paylaşım yaparken ardından neler sebebiyet verilebirilirimi düşünerek hareket etmenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Aksi halde ardı arkası kesilmez, gediği dahada açan bir sebebin takendisi olabilirsiniz. Belkide kim bilir, dün dostken bir sabah düşman olarakta uyanabilirsiniz. Ve bunun sebebi ise siz olabilirsiniz. Kendimiz için istemediğimizi kardeşimiz içinde istememeliyiz. Bu ülke bu ümmet bu insanlar hepimizin için gereği ne ise o yapılmalıdır sonucuda bu şekilde hayırlı olacaktır.

16 Nisan 2018 Pazartesi

Mutlak Yaşananlar

Evet ara verdim. İç dökmeye, gündeme dair konuşmaya falan. Ama hiç kalp kırmadım. En çokta buna dikkat ettim. Nedense bugünlerde insanlar anlamlandıramadığım şekilde bu amaç için yarışır halde. Hatta işi dahada boyutlandırarak insanların başından aşağı bombalar yağdırır halde. Çivi civiyi sökermiş. Hakikaten çocuk masalı bunlar. Hurafe hatta. Gaye açıkça belli değil mi ? Onca yapılanlar ve günah çıkarma çabası ile yapılan açıklamalar. Hakikaten enteresan değil mi ? Yürek dayanmaz akıl almaz kabullenmez olanları. Niyet sadece daha fazla kan ve sömürü. Daha fazla kırılan kalp, daha fazla ve daha fazla. Kürsülere çıkan şahısların açıklamalarını dinliyoruz. Sanırsın yapılanları meşrulaştırmak için Jonylere dua ediyoruz evlerine dönsünler diye. Onlarda çoluk çocuk sahibi nede olsa. Bunun hiç bir şekilde meşru bir zemini olamaz. Ben insanım diyen bunu kabullenemez. Saçma sapan yasanan olaylar sizi kararlarınızdan saptırmasın. Ortada hainler var evet onları yönlendirenlerde var taksimatı iyi yapmak lazım. Herkese hakkını verebilmek lazım. Yoksa onca yetki bu ümmetin gazı almak için değil doğruları bilip haklı tepkilerle doğrunun yanında olmalarını sağlamalıdır. Evet biraz ara vermiş olabilirim kendi çapımda değerlendirmelere ama çizgimi kaybetmedim. Hiç bir zaman Amerika'ya stratejik müttefik olarak da görmedim. Veya İsrail'e dostumda demedim. Hep onlara karşı tavırlı ve aslında ne yapmak istediklerini bilir halde idim. Milli Görüş sağolsun. Çocukluğumdan bu zamana bir bakış açısı kazandırdı bana. Gösterilen hedefe değil ardındaki sebeblerede tepki göstermeyi öğretti. Bugün başımazdakilerin ne yaptığını kimse kestiremiyor. Veya abuk sabuk çıkarımlar ile haklılık denklemleri kuruyorlar. Onlara sadece şunu demek istiyorum. Sizin yerinize sizin ülkeniz için karar veren bir guruh olsaydı ve olmayan bir şey nedeni ile ülkenize askeri hamleler yapsa idi ne hissederdiniz? Arap Baharı bahane arkadaşlar. Halkların özgürlüğü vs. de yalan dolan çokta şey etmeyin yani. Ortada tepki gösterilecek kişiler barış çubuğu uzatıp arkasında silah gizleyen adamlardır. Yani kimse masum değil kimisi dili ile kimisi fiileri ile kimisi silah ile kimisi diplomatik baskılar ile beklenen ve gerçekleşen son mazlumların canlarını teslim edişi oldu hep. Kendimize gelelim bütün insanlık için yoksa yaşanabilecek bir dünyamız bile kalmayacak. Evet kalmayacak vakit daralıyor. Der ve hakikatlere sarılırım. Veleddalin amin.

9 Mart 2018 Cuma

Kısa Belirsizlik

Her gecenin bir belirsizliği var. İnsanoğluyuz. Bu belirsizlik bizi geriyor. Gerildikçe, kasıldıkça rahatlıyamıyoruz. Bunca plan bunca program çoğu boşa. Hayallerimizi bile yitirdik. Allah aşkına bu meselelerin sorumlusu kim ? Hakikati bizden koparıyorlar hemde ruhumuz dahi duymadan. Sonra başlıyan bir belirsizlik ve gerginlik. Hiç unutulmamalı bunlar. Üstü örtülmemeli gün yüzüne çıkmalı. Yıkılanların, kaybolanlarının hesabını sorma vakti. Bizi belirsizliğe itmeyin. Bunun müsebbibi olmayın. Kısa kesmek en doğrusu sonrasını yaşıyor olmak gerek...

8 Mart 2018 Perşembe

İtidal Meselesi

Hizaların kaydığı, kazanların devrildiği bir zamandayız. Öyleki insanların sabrı kalmamış günah keçisi arar halde. Birisini yakalasakda yersek. Diri diri toprağa gömsek. Ardından vakit geçince hayır ile yad edsek. Bırakın meyveli ağacı taşlamayı baltalıyorlar. Bıcaklar bileniyor. Otoriteler kürsülerden, hayır getirmeyecek söylemlerle yükseliyor. Kaybın dibindeyiz. Boy versek dahi kurtulamayız. İnsan kendi kendisine en iyi zararı verdiği devirdeyiz. Bir hastalığın pençesinde. Seviyoruz öldürene kadar, nefret ediyoruz öldürene kadar. Ortası yok çünkü itidalimizi kaybetmişiz. Bizi biz yapan medeniyetimizin en önemli unsuru dinmizin bize emrettiği kaidedir itidal. Kasketli dayı, tek bildiği şey o kanalı açmak olan falan teyze, reelpolitik filan abi, tek bildiği etiket ve yafta olan bu kardeş sanadır bu söylenenler açta kulaklarını dinle. Bunca hırsa, bunca aksiyona bunca gereksizliğe gerek yoktu. İnsanların sadece doğrulara ihtiyacı vardı. Küstürmek en basit olanıydı. Niye kayıp gidiyor elden bu değerler ? Bu kadar mı yakışıksız ? Niyetleri tazeleyin abiler, kardeşler, amcalar ve bir sirkelenin. Ötesi berisi aşağısı yukarısı yok bu işin olmazda. Yakıp yıkmayalım onca güzel gönülleri. Bu sefer kayıplar çok olacak. Olmasın, dert, tasa, keder ugramasın. İyilik ve güzellikler sarsın. Sıkı sıkıya kardeşçe. Bilinirki Dünya güzellikle kurturulur. Haklını ve mazlumun yanındayız. Bu devranda döner.

7 Mart 2018 Çarşamba

Tadımız Kaçmasın

Gün geçmiyor ki tadımız kaçmasın. Diyorlar ki yalanmış dünya. Bitmez tükenmek bilmez heveslerin de sonu gelmiş. Bu nasıl iştir ? Diye soranlara selam olsun. Kalbimiz eridi. Çiğerimiz bitmiştir. Göz yaşlarıda kurumuş artık. Bitmez denen her şey bitiyor. Ömüre güvenenler, ölümü unutanlar, ahireti unutanlar, mizan var...


Tadımızı kaçırdınız, hayallerimizi yıktınız. Üstüne beton döktünüz. Her eli malalı adam kötülük misyonuna bürünmüş. Mezarcılar desen gırla. Fırsattan istifade küçük vurgunlar yapanlar köşeyi döndü. Ben büyük oynar, büyük kazanırım diyenlerde ihya oldu, temizlenip, pürü pak olup işin içinden sıyrıldı. Tadımız kaçtı evet, hakikatin önüne set çekenler, ardında toz bulutlar bırakıp, yakıp yıkıyor. Ne yıktığı önemli değil. Genelde iyi olanlara saldırılıp yakılır zaten. Taşlanır, hor görülüp dışlanır. Ne yani hain olalım, dayanılmaz olalım, çekinilmez olalım, aaaaa gerisini siz getirin. İçimiz karardı, içim karardı.


Güneşin önüne set olmayın. Güneşin doğmasına engel olma çabaları falan. Karanlıkların ardına saklanmayın. Gelin kapışalım. Diyordum semt çocuğu atarı oldu bu. Velevki bu gaye ile yön veriyosun hayatına veya veriyorsunuz. Kardeş siz hayırdır ? Atar yapacağım hakikaten. 3. Sayfa gazete haberleri artık olmasın arkadaş. Bu millet bir gün yüzü görsün. Durdurun dünyayı kardeşim. Bir nevirleri şaşsın. Kötülük baki değil yani. Tadımız kaçtı dedik dedik de, aman Ali Rıza Bey tadımız kaçmasın olmasın o. Görmezden gelerek bir sonucada varılmaz he. Akıllı olun çok atarlıyım. Hey tadımızı kaçıranlar, gerçekler gün yüzüne çıkıyor uyandırıyım. Sonra ben duymadım, ben görmedim olmasın. Yani bunlar olsa bile sonuç değişmeyecek ya. Tamam beyler dağılalım çok yüklendik. Tadımız kaçmasın, tadınız kaçmasın. Hayat bayram olsun, çiçekler açsın, böcekler ötsün. Buda kayıtlara böyle geçsin...

6 Mart 2018 Salı

Taraf Ve Objektiflik

Taraf olmıyacağım derken neyi kast ediyoruz? Hiç şüphesiz ki taraf olmalıyız hak olandan taraftan hemde. Objektif olmak için koparılan organik bağların haddi hesabı yok. Tarafsız olacağım, herkese eşit olacağım ile başlayan cümleler artık bunaltmaya başladı. Neyin çabası olduğu net şekilde bilinmez ama dolaylı yoldan kime hizmet, kime fayda sağlayacak olduğunu görebiliyoruz. Bunun en önemli örneği dinler arası diyalog denilen safsatadır. Öyleki insanların tutumları eksen kayması ile saydamlaştırılıp yok ediliyor. Tutulup kalıyoruz. Neden mi ? Muhasır medeniyeti İslam değilde Batı ve batıl kültür olarak görmemiz. Çünkü batı tutum olarak bizi tarafsızlığa itiyor. Ve çok büyük bir tehlikedir, insanları tepkisiz hale getiriyor. Neyi tarafsızlığı bu bilinmez ama iki yanlış düşüncede olmaz belki fakat biri hak biri batılsa ne olacak ? Hak olana tepkisiz kalmanın vebali ağırdır. İnsanların mücadelesine ve azmine göz dikmiş bazı oluşumlar bu doğrultuda çalışmalarını ilerletmekte. Kayıtsız kalmak, bakar kör olana kadar devam edecek bu çalışmaları. Algıları, fikirleri yönlendiren bu yapı baştan aşağı dinimizin içini boşaltma çabasında ve tabikide bunu insanımız üzerinden yapıyor. Yarın bir gün tarafsız olmak bir kültür olarak yer edinirse bunun sorunu büyük olur. Mücadelemiz baltalanır, her şey sil baştan olur. Bu durumda tek çare Allahın ipine sımsıkı sarılmak. Yoksa bizden söküp alınan aksiyonerlikle ve yüklenen objektiflikle büyük kayıplar yaşanır. Saadet istiyorsak Hakkı üstün tutup ibreyi ona doğru çeviricez. Ondan gayrısı yürektir, sesi saadete vardırır. Yüreğimizin sesini dinleyelim.

5 Mart 2018 Pazartesi

Biz İktidar Olacağız

Ben ötesini bilmem. Geçmişten bildiklerim yanıma kar, an itibari ile yaptıklarım bir manası ile benimle şuan. Söylediklerim, söyleceklerimin teminatı olsun. Temelimi şimdiden oluştururum ve ötesi için umut edebilir, bakabilirim. Hiç bir korkumda olmamalı aynı zamanda, ümitvari olmalıyım. Kalbim ferah olmalı. Yoksa aşamam kendimi ulaşamam kimseye. O yüzden bir ben var, benden iceru derken kapıları kapatıp sığınmaktansa, ardına kadar açmalıyım. Ne olursan ol gel demeliyim. Hatalar ile doğrular ile doğrularak hatalardan sıyrılmalıyım. İşte tam olarak böyle bir durum. Benim mikrodan, makroya topluma yansıyanlar. Her birimiz bir yapboz parçasıyız ya hani o hesap. Mesele bütün olunca ortaya çıkanlarda. Parçalar birleşmiştir umarım. Tekraren kısaca son şeklini verecek olursak. Öncesinde geçmişimde temellendirdiğim doğrular ile geleceğe ışık tutarım ve bir birey olarak toplumun bütünlüğü için ilkadım, ön ayak olurum. Olay tamami ile bundan ibaret. Bunu başarabilmiş ve herkesi kucaklamak için büyük gayret gösteren asla yılmayan, her yeni güne bir yeniliklre giren, bir tuğla, bir adım daha atan ve kendini güzel bir şekilde ifade ederek, hakikatin gölgesinde çölleri aşma yolunda ilerleyen bir yapı var. İsmi mi ne önemi var ki ? Liderinin bugün bir açıklaması vardı. Bütün sosyal medya hesaplarını süsledi. O açıklama " Afrikalı bir annenin o tabaktaki yemekler bitecek diyene kadar çalışmalarımız devam edecek " demesi. Tüyleri diken diken etti. Hamd olsun diyoruz bu yüzden. Hala milim sapma olmamış onca çalışmadan. Bir ideal cürümesi yaşanmamış aksine üstüne koya koya devam etmiş. Düsturu ve temel mefumları korumuş ve harita olarak önüne koymuş. Biz islamcı değiliz, müslümanız diyip bütün ithamları delip geçmiş. İşte böyle bir hareket. İsim olarak, kim olarak bir önemi yok ama ona uyarak yola devam etmek, güzel günleri müjdelemesine sebebtir. Sükürler olsun diyorum bu harekete.Milli Görüş, iktidar olacağız ve herkes kazanacak düsturu sardı etrafınızı ve etrafımızı. Bir popüler cümle ile son nokta; iktidar olacağız, davullarla zurnalarla. Bu kadar bekledik,beklerizde, çalıştık, çalışmalara devam...

4 Mart 2018 Pazar

Bir Mücadelemiz Vardı

Neyin mücadelesini verdiğimizi ve ne şekilde vermemiz gerektiğini bilseydik, geceler güzel olabilirdi. Öyle güzel olurdu ki gece gökyüzü yıldızlarla çevrili olabilirdi mesela. Mesela sokak lambaları yolumuzu aydınlatmasa bile güven ve huzur içinde yürüyebilirdik sokaklarda. Bir kış günü bile dahi olsa içimiz sıcacık olur etrafa güzellikler saçardık. Bir yaz günü ferahlatan rüzgar olurduk belki. Belki bir ilkbaharda çicek kokuları saçardık kim bilir ? Kim bilir ? Bir sonbaharda kol kola yürürdük mevsime inat kardeşçe, birlikte yanlızlığa savaş açmışcasına. Her yaptığımız iş bereketli olurdu verdiğimiz mücadeleyi bilseydik. Dik durabilseydik. Ne olursa olsun doğrulardan şaşmasaydık. Küfüre en büyük darbeyi biz vururduk. Dize gelen her kötülükte daha bir aşk ile savunurduk mücadelemizi. Var mı bundan ötesi ? Elbette ki yok. Ama mücadelemizi bilseydik oysaki. Nedir bu mücadele ? Neyin mücadelesi ? Belkide kaybedeceğiz diye çatırdıyan seslere inat yürümemiz gereken mücadele. Eğer böyle yapmasalı bol tavizli cümlelere inat bir mücadele. Doğruya en yakın olan yanlışı değil en doğrusunu seçen mücadele. Birlik mücadelesi, beraberlik mücadelesi, kardeşlik mücadelsi adını siz koyun. Onca koyulan ada rağmen aynı kapıya çıkması ile keşisin yollar. Ama dedik ya bilseydik mücadelemizi. Bilmeden olmaz. Biliyormuş gibi davranarak hiç olmaz. Olmayacak yollar ile güzel sonuçlar için dua edilmez, beklemekte olmaz. Usül, kaide her kapıyı açar bazen zorlayarak sınar, bazen sanki yanlış bir yoldaymışsın hissiyatı verir ama bilinmelidirki sabırda bir mücadeledir. Ve mücadelelerin en şereflisidir. Bilmek lazım, öğrenmek lazım. Unuttuysak hatırlamak lazım. Bir kalbimiz vardı onu hatırlayalım. Kalbimizin içinde ümmet için kocaman bir yer vardı işte onuda hatırlayalım. Nefsimizin kurbanı olmayalım.

3 Mart 2018 Cumartesi

SABIR

Her işin birde bekleme kısmı vardır. Yapılacaklar, elden gelenler yapılır ve beklemeye çekilir. Kimi zaman da doğrulara ulaşılması için beklenir. Beklemek sabretmektir aslında. Gayret, sabır, selamet üçlüsü. Muhteşem üçlü ama burda en kilit nokta tabikide sabır. Sabır, nefse ağır gelen öyle zor bir davranıştır ki gerekli olduğu kadar olmazsa saptırır. Fazla olursa çatlatır. Her hali ile mükemmel bir davranıştır. Kararında olunca bütün işler rayına oturur. Her türlü ahlaksal davranışın can yoladaşıdır. Sıkıntıya, dara düşmeye, azime, kararlılığa. Sabır imanımızında bir parçasıdır aslında. Sabreden her şekilde muradına erer. Mükafatsız kalmaz. Zaten sabreden kişinin bakış açısıda dünyevi olmaz olamaz. Sabır demiştik. Her şeyi güzelleştirendir o. Beklenene kavuşmadaki o tattır. Budan daha güzeli görülmedi zaten. Öyleki o tat bazen bizlere şükretmeyi bile unutturuyor. Hani  hata payı bizdede olsa birazda o tarafa keselim faturayı. Tanımlarken bütün duygu ve davranışları bir arada tutandır diyebiliriz. Öyleki müslüman bir şahsiyetin üzerinde izzetli bir gömlek olabilir ve en çokta müslümanlara yakışır sabır. Çünkü niçin sabır ettiğini bilen ve farkında olan kimse daha sıkı sıkı sarılır. Sabır bir sıçrama tahtasıdır sonu güzel biter. Ne demiştik gayret, sabır ve selamet. Bu istikamet üzerine bir hayat kurmayı Rabbim herkese nasip etsin. Sabırınız bol olsun, yolun sonu aydınlık, yolun sonu göründü.

2 Mart 2018 Cuma

Herkes SAADET İstiyor

Bir tutam mutluluğa hasretiz. Sevinemiyoruz artık kolay kolay. Sevinçlerimizin arkasında bir tedirginlik, tedirginliklerin arkasında bir korku korkuların, arkasında korku imparatorluğu var. Bu durumdan beslenenler var inanın insanlığımızdan utanmamak elde değil. Köşe başlarından dönemez olduk. Çıkar olmadan sebebsiz sevemez, güvenemez olduk. Ocu, bucu, şucu, sonu ne ola ki bunun. Çok mu görüldü herkesin yüzünde olması gereken bir tebessüm ? Tek kişide bunca tebessümler toplanıp kahkahaya mı dönüşmeli ? Tam bir sistemsizlik, tam bir sömürü tezgahı. Yaklaşan yaklaştı ve alıp götürdü bütün güzellikleri. Ardında ürkek, yarından ümidini kesmiş insalar bıraktı. Kücük mutluluklar diye bir şey kalmadı. Aksine büyük vurgunlar için birbirleri ile yarışan insanlar kaldı. Bir orman habitatı gibi. Güçlü olan yaşar, güçlü olan kazanır. İnsanlar artık canlarını bile mutsuz teslim ediyorlar. Bunları hak edicek bir bedel olabilir ama sonuçta insanlara hata payı verilmiş ve her yanlıştan dönülme gibi bir seçenek hep çepte. Güzel dönüşler lazım bize. Asilce ve en asil olana doğru. Bugünlerde bir zat-ı muhterem var takip ediyorsunuz güncel ittifak olaylarını. Herkesin birlikte hareket etmek için sıraya girdiği bir zat. Ne hikmetse içi boş birlikteliklerden olmamaktan yana haklı olarak. Ve kutuplaşma ayrışmadan yana değil her geleni aynı şeffaflıkta karşılayıp, yanlışlarını güzel bir dil ile dile getirmekte. Bütün insaların hislerine tercüman olmuş belli. Çünkü oda SAADETTEN yana ve insanımız da SAADET istiyor. O zaman gür bir ses ile herkes SAADET istiyor. Adalet, barış, huzur, beraberlik, kalkınma böyle gelecektir. Ama SAADETE ermek gerek. SAADETE giden yollarınız açık olsun. Korku medeniyetlerine elveda SAADETE merhaba...

1 Mart 2018 Perşembe

Bencillik Başa Bela

Bencilik ne maksatla olursa olsun kötü bir şeydir. İnsanlara bir kişinin değil herkesin mutlu olması gerektiğini anlatmalıyız. Paylaşmanın önemini, paylaşınca her şeyin bereketlendiğini, üzüntü ve kötülüklerin ortadan kalktığını yeniden hatırlatmalıyız. Hakikaten ne ara bu hale geldik ? Ne inandığımız dinde, ne örf ve adetimizde bencillik söz konusudur. Yüzyılardır misafir perverliği ile tanınanan ve fetihleri yağmalama için değil medeniyet ve tebliğ için yapan bir peygamberin ümmeti, ecdadınında torunlarıyız. Ah ile başlayıp vah ile biten cümlelere bağladık kendimizi. Ah o eski ramazanlar, bayramlar, sokaklarda oynayan çocuklar falan da filan. Geçmiş sadece özlenip, diz dövülecek mesele midir ? Tabikide değildir. Geçmiş tecrübe etmektir, gelecek için ayakları sapa sağlam yere basmaktır. Bencilliğin hayatımızın her alanındaki etkilerinide gözlememiş olduk geçmiş itibari ile. Gerek nefsi gerek kolay olması hasabi ile hala cazibeli. Ama elbetteki yanlış. İşte tam burda söylenecek şeyler var.Bizi bireyselliğe iten, bencil ve cimriliğe hapis eden, bizi biz yapan her şeyden alı koyup yozlaştıran fikirlerden uzaklaşma vakti geldi. Beton yığınlarından, çelik kapılı odalardan çıkma vakti geldi. Komşunu, mahalleni, semtini ihya etmenin, kardeşlik hukukunu kurmanın zamanı geldi. Beklenenek bir vakit yoktu. Veya beklemek ile gelinecek bir şey de değildi. Toplumu toplum yapan bir şeydir paylaşmak. Bencillik her yönü ile ziyan. Tam bir fiyasko, tam bir hüsran. Yüreğimizin sesinin volümünü yükseltelim. Vicdanımızın sesine kulak verelim. Ve bilelim ki zor ve bizi hırpalayacak olsada sonu hep güzel olan şeyleri seçelim. Anı kurtarmak, geleceği karanlığa atmaktır. Ertelemeyelim hayatı. Bencillik kötüdür, paylaşılacak binlerce şey varken. Hayat güzel ve kısa. Layık olana doğru yürümek gerek ve yürümek işte.

28 Şubat 2018 Çarşamba

28 Şubat

Dünün geride kalanları bugün önümüze servis ediliyor. Niye mi ? Maksat bir algı oluşturmak. Sanki 28 şubat bir o günmüş gibiler. Tarihe geçmişe takılı kalmamak lazım çünkü 28 şubat sonrası hala devam ediyor. Bu sefer bankalar kan emiyor, kirtli ittifaklar, yalan söylemler ve bir çoğu devam ediyor. Bunu yapanlar ise ne hikmetse hep mağdur edebiyatı yapanlar. 28 şubat bir edebiyat ürünü değil. Veya bitmiş bir şeymiş gibi konuşmakta doğru değil. Öncesi ve ardından sonrası var. Ve sonrası hala devam ediyor yinelemek isterim. Dün mücadelesi verilen bir çok kutsal şey bugün ayaklar altında. Ama dillerden düşmeyen bir 28 şubat doğrusu. Haykırsan neye yarar ki ? Kaybedilen bir samimiyet söz konusu ortada. İnsanlar bu gibi olaylarla bilenip her karşı karşıya getirilme çabasında bu hiç mi idrak edilemedi ? Bugün çoğu sorunun temelinde bu yok mu ? Bu sözü çok kullanırım hakikaten yıkmak kolay yapmak zordur. Bir algıdır,insanlar karşı karşıya gelir ve canlar pisi pisine verilir. Bu ve bunun gibi maşa, kukla gibi yapılar ve kişilerin misyonu bu ve tamamlanmalı görev onlara göre. Herkes işini yapıyor bizim işimizde hakkı müdaafa etmek henüz kazanılmış bir zafer yok. Dünden bugünde, bir bakın 28 şubatın batılı hala batıl ve tam karşımızda. Siperleri terk etmeyin, sevinç ve heyecan seline kapılmayın. Çünkü mücadele hala taze. 28 şubat bir mücadeleydi. Hala mücadele olmak zorunda. Suriye'de, Patani'de, Arakan'da, Afrin'de, Doğu Türkmenistan'da, bütün sömürü ve zulüm bölgelerinde bu mücadele devam etmeli herkese ulaşmalı. Allah için savaşa. Kainatın sabihine emanet olanı teslim edip kavuşmaya. 28 şubat bitmedi, böyle sürerse ne olur bilinmez ve hak galip olana kadar da bitmeyecek bu süreç. Ümit vari olalım. Geçmesini beklemeyelim mücadele edelim. 28 şubat İsraildir. 28 şubat Abd, 28 şubat şer odaklarıdır. Hiç bir şey bitmedi aksine hergün daha güncel daha yeni versiyonu ile karşımızda. Zihinleri kalpleri aynı istikamete çevirelim. Hak ve hakikat ayrımını yapıp mücadelemizi devam ettirip, sonunda hakkın kazandığı ve bizim kazandığımız neticeye varalım. Olay ne eksik nede fazla...

27 Şubat 2018 Salı

Necmettin Erbakan

Başlangıçlar her zaman zordur. Heleki bahsedecekleriniz önemli bir meselenin üzerinde odaklanmış ise. Velevki olmasaydı, iyiki oldu gibi bir temenniler içermiyor. Hiçte içermeyecek. Dünya işte, düzen öyle bir düzen ki kollamak ve yürütebilirliğinin sağlıklı olabilmesi için tarihin her safhasında derleyici, toparlayıcı, yenileyici şahsiyetler ön plana çıkmış. Zamanın kurgusuna göre biraz farklı metodla yürürlülüğü sağlamış ve yine üstüne düşen hak,batıl kavgasında hak taraflı bir mantık ile hareket edip batılı köşeye sıkıştırmıştır. Zamanı iyi okuma bu olsa gerek ki işin tıkandığı noktadan, batılın en büyük silahı olan siyaset ile yeni bir çığır açıcak potansiyal yakalamıştır. Son yüzyılın büyük bir devlet adamıydı o. Kimine göre mücahit, kimine göre beyefendi, kimine göre hoca, kimine göre siyaset adamı, kimine göre ilim adamı. Bu kadar güzel vasıflar ile insanlığa hizmet adına ilk adımını attığı hareketin 49. senesine doğru giderken milim kaymaması hem fikir hem eylem hem söylem birliğini koruması en önemli noktalardan bir tanesi. 5 siyasi partinin onca zorluklara rağmen insanlığa hizmet hakka hizmettir düsturundan kopmaması yine önemli bir noktadır.  Saymakla önünü alamayacağımız onca çalışma Allah rızası için çalışarak geçen bir ömür bize bu zamanın rehberliğini yapacak cinsten. Methiyeler kifayetsizliği ve her zaman sadelikten yana olmasından öturü icraat kısmında susacağım. Bugün çıkıp onun gibisi gelmez diyenlere seseleniyorum; Mücahitler ölmedi, ölmez. Bir Milli Görüş bütün insanlığın saadetine yetti. İdaaler hep aynı sadece zihinlerin bir yozlaşması söz konusu. Herkesin içinde ondan bir parça var. Aynı ufuk aynı idealleri miras bıraktığı davada bayrağı en yüksek burca dikme vakti. Allah ondan razı olsun. Sensiz ama senin yürüdüğün yollardayız rabbim saptırmasın. Hocaların Hocası Necmettin Erbakan hocamız nebiler nebisi ile haşr olasın cennette. Verdiğin müjdeler hala kulaklarda "Allah nurunu tamamlayacaktır" şimdi daha çok çalışma vakti. Ruhun şaad olsun güzel insan saygı, sevgi ve hürmetle...

26 Şubat 2018 Pazartesi

Dünya Fani Ölüm Ani

Hiç sevemedik şu dünyayı. Hep sitem ettik. Hep şikayet ettik. Bunca zulümün olduğu yeride beğenecek değildik ama bir sınır da belirlemek lazım. Şimdi gülüyoruz 2 saniye sonra ağlamayacağımızın garantisi var mı ? Elbette ki yok. Soğuk kış geceleri gibi dünya hayatı. Bunca insanı içinde barındıran bunca yaşananlara şahit olan dünyanın zalim olmaması içten bile değil. Zaten zalimde. Çünkü olan her şeye kayıtsız kaldı.Ama çuvaldızımız elimizde olsun. Bir birey olarak yaşanılana şahit olduğumuz veya olmadığımız şeylerde bile kendimizi sorumlu tutmalı kendimize cuvaldızı batırmalıyız. Yoksa sitem ve şikayet en kolayı. Geriside devede kulak zaten. Abartmanın, şekil yapmanın ne getirisi olabilir ki. Hakikaten kolaya kaçma bizim insanımızda huy olmuş. Nitelik köreltici bu durum elimizden insanların kayıp gitmesine ve modernizim illeti ile savrulmasına kadar devam edecektir. Bizim kaybımız burda sitem ederken kayıtsız kalmak, seyretmek öylesine. Ama mangalda kül bırakmıyoruz lafta. Bazı vasıflarımızı kaybetmeye gerek yok. Niye derseniz, çünkü vasıfsız eleman bu tür koşuşturmalarda yetersiz kalır ve silinir gider. Dünya dedik, yalan dedik, dedikte dedik bitiremedik. Bitiremeyizde. Bizi kalben sevenler gelsin. Bir bedel ödenmişse bunların bir manası olur. Aksi takdirde bir tık öteye dahi gidemeyiz. Seveceksek dünya için değil, Allah için sevicez. Kalbimizin buna ihtiyacı var. Körelmeye kararmaya gerek yok. Susmayalım, konuşalım, düzeltelim, tartışalım aksi halde kendimizi kandırır,kala kalırız. Kala kalmayalım kışın ortasında yine aldanmayalım dünyaya. Menfaatsiz sevelim, Allah için sevelim. Sevdikçe açılacak, açıkdıkça sorunlarla boğuşacağıx ve çözümler bulacağız. Dünya fani, ölüm ani bu kadar yani...

25 Şubat 2018 Pazar

Yalana Son Hak Batılı Zelil Eder

Az ve öz. Sadece söylenecekler. İnanır mısınız? Milletçe alkışlayıp sonra susanları hatırlar mısınız ? Yalan yazan tarih mi ? Yoksa insanlar mı ? Neyin yarışıdır bilinmez ama yalanların ardı arkası kesilmiyor. Bir manşet, bir 3. sayfa haberi ne olduğu belirsiz siyasi söylemler ve bunların arasında kaybolan hakikat. Sahi neydi hakikat ? Hayal meyal hatırlıyorsunuz. Yalan dilinize pelesenk olmuş. Gözleriniz bağlı, elleriniz kelepçeli, biri kafanıza silah dayamışta ölüm tehlikesi ile karşı karşıyasınız sanki. Allah'tan korkun bunca insanın vebali sırtınızda. Her gün saatlerce bilgi akışını içerisinde zihinleri bulanıklaştırma çabanız sonuç vermiş olacak ki insanlar haber muhabirleri gibi haber uydurur olmuşlar. Bu çaba batılı ihya eder. Masumane gibi görünen ama aslında toplum olgusunu içten içe kemiren bu haberleşme ağı  toplumun en uç şinirlerine bile sinmiş. Tam bir fitne yumağı. Yalanın ardına bir tane,bir tane, ardından bilmem kaç bir tane daha. Bıkmadan,usanmadan, yorulmadan,sıkılmadan. Kayıp umurlarda değil olsaydı da farklı olmazdı olanlarda gördük. Belkide işin en ahlaksızcası farkında olduğu halde devam ettirmek. Fütursuzca, durmak yok yola devam. Yol bitsede o çıkmaz sokaktakilere bile o fitne tohumunu saç. Olay bu. Sadece bu, çok kolay ve zaman almaz. Umutları yıkmayın, kabuslara sebeb olmayın. Nizam var mizan var. Hak batılı zelil eder. Başka söze ne hacet. Onca yalana bunca fitneye gerekirse ceketimizi satarız yine çıkarırız bundan geri durmayız diyerek, her gün hak olan gür bir nida ile yankılanmalı diye bizlere ulaşan Millet-i İbrahimin gazetesi var. Düstur hak, amaç doğruları haykırmak. Savunun bire gafiller diye her sabah kuşatıyor dünyayı. Kaçacak bir yer yok, durun ve teslim olun. Bitmeyen bir hak sevdası kazanacak. Ve hak layık olduğu yere gelecek. Kabullenin her kabulleniş hak eksenli ise kazanmaktır bunuda unutmayın.He birde Milli Gazete almayı unutmayın. Hala istatisliklerde yanlış haber yapmayan tek gazete. Duyanlara duymayanlara bizden nacizane tavsiye. Hak geldi, batıl zail oldu vesselam...

24 Şubat 2018 Cumartesi

Yapmak Yada Yıkmak

Sert bir girizgah yapsaydım. Hesap sorarcasına, fütursuzca sağa sola sataşır bir hava ile sadece ağız oynatırdım. Ötesi olmadı olmazdı. Eleştirmek güzeldir. Ama tadında. Aslında her şey tadında güzeldir ve yerinde. Eleştirmek ve sorgulamak yapıcı olabilecek bir durumda vaziyetin 10 katı kadar daha verimli olmasını sağlayacaktır. Lakin insanların doğasına yıkıcı olmak ne kadar nakış nakış işlenmiş olacak ki vaziyetler sadece bardağın boş tarafına endeksli. Misal vericek olursak burdan fizana yol olur. Mesele çözüm odaklı olamak. Yoksa hakikaten söylenecek sözlerin bir manası kalmaz. İnsanların bu denli her seferinde bu tuzağa düşmeside şaşırtıcı. Beşer şaşar diyoruz ama belli bir şirazemizde olmalı sanki. Öylesine bir yer değil burası. Eleştirmek, konuşurken yıkmak, kalp kırmak, üzmek, üzülmek. Bunlarda önemli dikkat edilmesi gereken husular. Kimse sorgulanamaz değil, hiçbir şey eleştirilmez değil. Lakin güzel olan şeyleri eleştiri kılıfı ile baltalamak da caniliktir. Dünyada güzel olan şeylerin önü kesilmesin.  Velevki sebebi basit olan fitne fücurla. Basit şeyler ile mutlu olmak varken, basit şeylerle mutsuz olmak güzel değil. Dünya güzel bir yer değil diyenlerede çağrım var, bize emanet olan bu mirası layık olduğu gibi teslim etmek için ne yaptık ? Zalimler de sonuçta insan. Madem öyle işte böyle. Herkes herkese denk, herkes herkesle eşit. Meydan ortada bir üstünlük durumu varsa kanun nizamda ortada bu çercevelere uyarak üstünlük kuralım. Durum bu şekilde son olarak söylemek istediğim ise;


Bizim beyefendiliğimizi de, jantiliğimizi de, ufuktaki hayallerimizi de kimse sorgulamasın. Sorgulamasın ki hevesimiz kursağımızı aşıp yeni bir Dünya'ya varsın. Saygı ve hürmetle...

23 Şubat 2018 Cuma

Hatıralar Yeter Birgün Gitsek Bile

Bilmem ben dillerde hangi mısaralar var. Bilmem karanlık sokakta söylenen acıklı türkülerin isimlerini. Bilmem işte niye bileyim ki hem ? Herkesin bir hikayesinin özetidir ağızlardaki söylenenler. Bir kaybediş öyküsüde olabilir, yeniden yükseliş öyküsüde. Kalplerin atış ritimleri farklı, bakışlar, nefes alıp vermeler, hisler, düşünceler, yaşanmışlıklar farklıdır besbelli. Herkesin kesiştiği ortak noktası her şeyin bir imtihan olması ve sonunun ya cennet ya cehennem olmasıdır. Niyet ve akıbet eksenli hayat yolculuğumuz yer yer çakıllı yollar yer yer çukurlu yollar yer yer dümdüz kara asfaltlı yollar oluyor. Gidesimiz var o yüzden gitmek, yaşamak, tecrübe etmek insanoğlunun şanından olsa gerek. Onca türküler, onca şiirler nasıl yazılacaktı yoksa ? Bunca yaşanmışlığın elbette bir karşılığı olacaktı. Bir Neşet Ertaş'ta türküsü olur, bir Erdem Beyazıt mısrasıda, bir Reşat Nuri romanıda oluverir. Hayat demiştik bir gün gitsek bile daha daha farklı yerlere, yeni yeni yerlere hatıralar, anılar, dünler yeter. Unutmak çoğu kez güzel bir şey değildir hatta hiç iyi bir şey değildir. İyi olan şeyler kadar kötü olan şeylerde unutulmamalı. Ama bu bizim basiretimizi bağlamasın çünkü gelecek yeni yeni bir çok yaşanacak tecrübe edilecek güzelliği ile bizlere kucak açmış durumda. İçten içe söyliyelim şiirleri, türküleri. Güzel olanı beklemek, güzel olan için çaba sarfetmek ve güzel olanı hayırla yad etmek lazım gelir. Kötü olanlara tabikide sünger çekeceğiz ama kesinlikle unutmayacağız, içli şiir ve türkükerimizde kendilerine yer bulmalılar çünkü. Hatırladıkça ufak bir sızı olmalı oda bize ders olmalı. Durum bundan ibaret geçmiş bize ders, gelecek umut. Bilinmez neyi getirir zaman, bilinmez neyi götürür zaman. Olan her şeye rağmen hatıralar yeter. Yollar kesişecek gül bahçelerinde, yokuşun sonu olacak düzlük. Bizi yaşatacak neler var neler. Dedik ya işte hatıralar yeter.

22 Şubat 2018 Perşembe

Sadece Hayrına Düşünmek

Gecenin bir vaktinde derin düşüncelerin içindeyiz yine kim bilir. Veya en derin uykularda rüyalardayız. Farklılık göstersede hep kafamızın içinde bir şeyler döner halde. Heleki geceleri daha bir hızlı döner. Fikirler, fikirler diğer fikir ötekisine devrim yaparak ilerler yoluna. Kalp atışlarımız bir önemi yok aldırış etmediğimizden. Göz kırpışlarımızında bir önemi yok sahiden. Sahiden de neyin önemi var bunca fikirler kafamızda uçuşurken ? Geri kalan ihtiyaçları tamamlamış olmanın rahatlığı ama çözümlenmemiş meselelerin can sıkması. İşte bu tarz gel gitlerle dolu bir hayat. Hayatta böyle yani tabiri caizse bir Karadeniz ya. Asi ve hırçın. Dalgaları gelip gider. Bir de şu yönden bakacak olursak insan doğup geldiği dünyadan ölerek gidiyor. Yani doğru bir hipotez hayatımızın her safasında var gel gitler. İşte düşüncelerde böyledir. Gel gitleri, git gelleri sever. Birde geceleri seviyorsanız gel gitleride seviyorsunuz demektir. O zaman bir felsefe ilmine eğilin derim. Aslında herkese lazım. Düşünmeyi esas alan bir ilim herkese lazım. Heleki şu zamanda değil mi ? Düşünmek, gel gitleride olsa da, nihayi karar verilince yine bir rahatlama geliyor. İşte her düşünce bir niyete her niyette bir amele kapı açıyor. İyi mi kötü mü ? En temel gel git. Bazen herkes zorlanıyor bu kıyasta. Bu zamanın önemli basamaklarından biri. Sağlıklı düşünmek hayra sevk ettirir çünkü. Vakitlice güzel düşünelim tabi en başta güzel niyet edelim bazen kısa vadede bize zarar vericekmiş gibi gözüken şeyler zamanla dahada güzelleşiyor. Düşünmek bir atılım gibidir, hayır ise güzel sonuçlara sevk ettirir. Bol gel gitler ve kıyaslamalar. Hayat kısa olsada güzel değerlendirene bir hazine. Buyrunuz gel git ve kıyasınız bol iradeniz hak eksenli olsun. Güzel düşünüp güzel düşünenlerle haşr olun. Bilinki güzel düşünenler daha samimi olacak ve bu kutlu yolda dev adımlar atacak. Bereketli olsun...

21 Şubat 2018 Çarşamba

Holiganizme Son

Şu zamanlarda nedense hep bir farklılık var bizlerde. Havasında mı ? Suyundan mı ? Bilmem ama herkeste bir ötekileştirme çabaları. Hakikaten çok garip. Ve ötekileştirme ile birlikte gelen şuursuz bir şekilde taraf olma, fanatiklik ve faşistlik tutkusu. Holiganlık resmen. Ne yani, ya hep ya hiç mi bizim hayatımız ? Orta kararı herkesi mesut edicek bir noktası kalmadı mı bu hayatın ? Nedense eleştirilerde bu durum sıkça karşımıza çıkıyor. Ne yazıkki insanlıkta akli ve dengeli eleştirmekte kalmamış malesef. Tek misyon senden değilse onu orda yak yık. Ne hoşgörü ne samimiyet ne sevgi ne hürmet. Hepsi al aşağı edilip talan edildi. Bu kadar kolay olmamalıydı inanırmısınız. Kaybetmemeliydik bizi biz yapan değerleri. Heleki hoşgörmeyi hatalara eleştirel yaklaşırken düzeltebilmeyi ve düzeltirmeyi. Bizden parçalar koparılıyor bilmem farkındamıyız ? Sen şucusun, ben bucu, o ocu falan. Hakikati savunduktan sonra neci olduğunun hiç bir önemi yok. Birlikten, beraberlikten kardeşlikten yana olduktan sonra bir problem yok, olmamalıda. Net bir cümle söylemek istiyorum. Her türlü etnik holiganlık müslüman şahsiyetin ve bütün insanlığın ayakları altında olması gerek. Sebebi aşırıcılık olan şey ya zarar ya ziyandır. Terazimizi ona göre ayarlıyalım. Ayarlıyalım ki hesabımız şaşmasın. Yoksa işimiz burdan göçtükten sonra hiç şaşmayan terazi ile daha zor olacak. O yüzden bazı şeyler kolayken aşılmalı ve zorlaştırılmamalı. Günümüzün sorunu olan kutuplaşma ve kamplaşmadan beriyim ve herkes beri olmalı. Olmalı ki dünya güzel bir yer olsun. Kendimize sahip çıkalım ki insanlığa sahip çıkmış olalım. Ötekileştirme çözümün sonu değil sorunun başlangıcıdır. Kendimizi bilelim ve ona göre davranalım bundan faydalanmak isteyenlere fırsat vermeyelim. Buyrun, İNADINA KARDEŞLİK, İNADINA BİRLİK VE BERABERLİK...

19 Şubat 2018 Pazartesi

Gariplikler

İnsan ne gariptir. Doğar şaşılası,ölür şaşılası. Yalan söyler şaşılası, hatalar yapar şaşılası. Gideceğimiz yerin veya şuan bulunduğumuz yerin veya veya geçmişte olduğumuz yerin bir önemi yok gibi sanki. Sanki mevsimlerden de hep bahar . Toz pembe her şey buda geçecekmiş gibi. İnsan işte hep ümit eder kolayı seçer. Bir mücadelenin içerisinde zor görünür her şey, kolay olana sığınır insan. Faydasız ilimden,bilgiden Allah'a sığınalım. Hakikaten zor bir dönemdeyiz. İnsan oluşumuz her dönem imtihanımız olsada şimdilerde daha bir zor. Onca gelişme ve ilerlemeyle gelen kolaylıklar değil zaten zorluklar aslında. Kısılan sesler ve soluk soluğa kalmış bedenler var aslında dünyada. Soluk kesmek için yemin etmiş kişilerde vardır. İnsan, insan, ademoğlu. Ne kadar garip ki bunlarıda yapan insandır. İyi veya kötü olmayı seçende. Onca duygu, davranış, tutum insanın ruhunda ve bedeninde vücud bulunca garipleşir. Sıradanlıkta gariptir o yüzden. Farklılıkta. İkisinin ortasında kararında olmakta gariptir. Aslında hayat değil insanlar gariptir. Hayatıda garipleştiren insanların hayatlarıdır. İnsanın dokunduğu, bulunduğu, ilişki içerisinde olduğu her şey gariptir. Bu kadar garip olan ne ki ? Diye sormayın bu kadar garip olmasına şaşırdığınız şeyde aslında bir garipliktir. Bunca garipliğin sebebini üzerimizde topladığımıza göre, bizi ve bunca garipliği yaratıp bize sebeb kılan Allah'a bolca şükür etmek lazım gelir. Mesele tamamı ile bizde her şey garip ama iyi veya kötü olmak bizim elimizde. Garip olan şey her şeyin garip olması. Asıl olan şükür ve teslimiyettir. Ötesi ondadır...

14 Şubat 2018 Çarşamba

Sevelim Sevilelim

Her şeyin temelinde sevgi yatar. Her şey sevmek ile başlar. Sevmek duyguların en saf ve en temizidir. Bugün sevmek eylemini ötekileştirerek, karmaşık ortamlar üretip insanları bu ortamlara meyil etmesini isteyen kimseler neyin derdinde olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Bu gibi ortamlarla beslenenlerin sonunuda az buçuk bilmekteyiz. Kalkıp bunun yanlış olduğunu ve bundan beslenenleri ifşa edildiğinde, kendilerinin kutuplaşmadan değil kardeşlikten yana olduklarını söylerler. Eğer sevgi bu ise bu sevginden beri durmak bizlerin en temel vazifemiz olmalı. Bu ve bunun gibi bir çok fayda getirmeyen birlik ve beraberliği zedeleyen hususların üstünü kapatma çabaları boşa çıkacaktır. Malumunuz en klasik ve en çabuk sonuç alınan bir çalışmadır kutuplaştırma. Mesele basittir. İki karşıt grupları çatıştırmak. Ve bu çatıştırma farklılıklar üzerinden ilerleyerek sonunda kin ve nefrete dönüşmelidir. Buda hiç istemediğimiz bir durum. Kimse istemez. Velhasıl sevgi emek ister. Yıkmak ve kırmak en basit olanı. Buda imtihan dünyasının cilvesi heralde. Çünkü yapmak ve onarmak hep zordur. Zora tabi olanların hedefinde Allah'ın rızası vardır. Ve rızaların en büyüğünün sahibini sevmek ise bu yolun başlangıcıdır. Keramete gerek yok. Hak ve batıl ortadayken nefsi hafeket etmeyip, çeşitli bahaneler ile kılıf uydurmayıp zor olan yola çıkmak boynumuzun borcudur. Hasat vakti yaklaşmakta ektiklerimiz ile o kutlu günde hesap vereceğiz. Kırmak yerine sevmeyi deniyelim. Sevelim, sevilelim...

26 Ocak 2018 Cuma

Kalp Kırmamak

Kalp kırılır yen içinde kalmaz. Vücuda yayılır. Bugün insanların çoğunun kalbi kırık. Ve öyleki vücuda yayıylan yen zehirleyecek nitelikte. Bunca acıyı sırtlayan bu bedenlerin ömür vadesi kısalmaya devam ediyor. Vadenin dolmasına doğru giden ömrün, zamanın geriye gelmeyeceği aşikar. Ama bunca acı, zulüm, sömürü ve batıl düzen yanına kar kalıyor dünyanın. Yalan dünya diye boşa demiyoruz ama biliyoruz ki bu kötülüklerle beraber oda yok olacak. He iyilikler mi ? Eğer layığı ile yaptıysak yanımıza kar kalacak. Ama meselemiz kırılan kalpler. Kırılan her şey acı verir. Ya batar ya keser ya da ne bileyim işte. Sonuçta kötülüğün sonucunda olan bir durum değil mi ? Hani biraz genelleyici oldum gibi ama bu da benim tarzım galiba. Birey yönü ile de kalp her noktada kırılabilir. Narindir. Dikkat etmeli. Çok noktalarla kesiyorum cümleleri. Eğer uzatırsam istemeden olsa kalp kırabilirim belki. Aman olmaz olsun o yüzden. Kalp sadece kan pompalanan bir organ değildir bu yüzden. Kalp kırıklıkları, her bir parçası birleştirmesi çok zor olandan. O yüzden 2 düşünüp bir söylemeli veya 2 düşünüp bir yapmalı. Nabza göre şerbet verme meselesi bu durumda pek tutacak bir strateji değil. Doğru olan ne ise, o anda yapılması gereken şey en güzeli ise o yapılmalıdır. Köprüden geçene kadar olmamalı ilişkiler hep bir menfaat gizlememeli içinde. İşte bunlar hep derin kalp kırıklığına vesile olacak şeyler bilinmelidir ki derin yaralar da geç kapanır. O kadar çok kalp kırılmasına vesile olan durum varki saymakla bitmez ama insanın kendi kabesi olan kalbi yıkmamak gerek buda bir gerçek. Reelpolitik olmaya gerek yok, sevelim ve sevilelim gerisi gelecektir. Bizede müsade....

9 Ocak 2018 Salı

Doğru Yaşamak

Hayat acısı, tatlısı, gerçekleri ile gözler önünde ve an ve an yaşanıyor. Gecesi, gündüzü peşi sıra. Kapılmamak elde değil ama güzel olanı tadında bırakabilmek. Yani işin açıkcası nefis taşıyoruz fazla köreltip nirvanaya ulaşıcam derken bünyeye zarar vermeyelim. Bunu içinde başta birey olarak ve ardından toplum olarak aşmamız gereken duvarlar var. Birey bazlı ilerliyecek olursak kişi kesinlikle salt gerçekçilik putunu yıkmalı. Çünkü bu hayatta mucizelerede yer var. Yani doğru bile olsa zor olduğu için tercih edilmeyen olmasına ihtimal dahi verilmeyen şeyler doğru olduğu için tercih edilmeli. Çünkü doğru olan bir şey batıl olmadığı müddetçe (asılda batıldan tarafta bunu anlayabilse) herkesin faydasına olan bir durumdur. Birey bazlı yıkılan salt gerçeklik tabusu toplumada sirayet eder fazla gerçeklik iyi değil çünkü manevi olan şeylerde hali hazırda hayatta yer edinmiş durumda. Temelde bireyden yıkılan bu tabu toplumuda yönlendireceği kanatimdeyim. Aksi takdirde alacağımız ve aldığımız kararların ne kadar sığ ve dünyevi yaşayış üzerine olduğunu anlayacağız. Bu yüzden terazinin iki kefesi var biri dünya diğeri ahiret. Ve bu yüzden ölçülülük önemli ister birey bazlı karalarda, ister toplumsal bazlı kararlarda, ister siyasette,ister eğitimde bu çok önemli bir tutumdur. Bakın göreceksiniz ölçülü oluşunuzla dengeleri yeniden sağlayacak ve dünya ile ahiret arasındaki kefede ölçüyü tutturacaksınız. Dünyadan ölçülü olan bu kefe ahirette ahireti kurtaracak tarafa eğilimli olacak ne kadar eğilimli olacağıda sizin ne kadar itidalli ve ölçülü olmanıza bağlı. Evet gerçekler var ama bu bizi yıldıramaz çünkü doğru olan hayal bile olsa hiç gerçekleşmemiş dahi olsa yapılmalı yapılmalı ki bu denge kurulabilsin. Yıkılmaya meyilli olmak kaybetmektir. Ne mutlu dengeyi kurabilene. Her alanda itidal her alanda ölçülülük tek şiarımız olsun. Canımız sağolsun.