28 Aralık 2018 Cuma
ZAMANLARIN BİRİNDE
5 Aralık 2018 Çarşamba
MÜSLÜMAN GENCİN SOSYAL MEDYASI
7 Kasım 2018 Çarşamba
KATİYEN EĞİTİLMEZLİK ÜZERİNE
29 Ekim 2018 Pazartesi
BİR KARAKTER MESELESİ OLARAK AHLAK
Kısa ve Öz
8 Ekim 2018 Pazartesi
AŞIRIĞILI TERK ET KENDİNİ SEV
Günler çabuk geçiyor. Ve günler çabuk geçtikçe her şey git gide farklılaşıyor, değişiyor ve gelişiyor. Olumlu veya olumsuz hayatımızda bu zamana kadar o kadar çok anlar yaşadık ve gözlemledik ki geriye doğru baktıkça nerelerden gelmişiz be kardeşim diyemeden edemiyoruz. Tabi bu söylem bizim nesil için geçerli olsa da bu zamanın içine doğan kardeşlerimizde yine geçmişle günümüzü kıyasladıklarında bize hak verir cinsten bu ve bunun gibi tepkileri verebiliyorlar. Hayat kısa, kısa olmasından dolayı olsa gerek çok hızlı ve her anında yeni bir olgu, terim, buluş ve olaylarla karşılaşmak mümkün. Şaşırmamak elde değil ama milyarlarca insanın yaşadığını düşününce sanki biraz makul bir hale gelebiliyor. Gecesi herkese gece, gündüzü herkese gündüz aslında, ama yine de her insan farklı bir alem. Durum ve hal böyle iken teknolojinin de alıp başını gitmesi de aslında yadırganamayacak bir durum lakin ya bunu da mı yaptılar diyebiliyoruz.
Teknoloji çağındayız arkadaşım. Bir tıkla her şey oluyor sakin. Ne teknoloji çağıymış değil mi? Yavrum bırak o telefonu kör olacaksın gibi şeylerde var onu da eklemeden geçemeyeceğim. Bu ve bunun gibi söyleyemediğimiz ve söylenen şeyler… Aslında teknoloji herkes tarafından karşılık bulan, işleri daha kolaylaştırır hale getiren, fayda sağlayan ama yan etkileri de olan bir ilaç gibi. Çeşitli yönlerinden ziyade çağımızı anlamak adına vesile olduğu tahribatları ele almak daha makul ve yararlı olacak kanaatindeyim. Sağlık açısından ne raddelere geldiği hep konuşulur ve bilinir. Herkesin iyi veya kötü bu konuda bilgisi olduğundan dolayı buraya girmeyeceğim. Bunun yerine biraz daha toplumsal ve birey üzerinden hareket edeceğim. Öncelikle, bireyi toplumdan soyutlamasından başlayacağım. Nasıl yani diyeceksiniz, yeni bir dünya gibi düşünün derim. Hani hakikatte asosyal ama sanalda sosyal olmak var ya işte tam karşılığı budur. Bu durum ile alakalı kıymetli büyüklerimizden çeşitli güzellemeler, değerli görüşlerde var. Çoğumuz bunlara kulak asmıyoruz maalesef. Gerçek hayatta asosyalliği sanalda sosyal olmaya tercih ediyoruz. Kıymetli okuyucu bana darılma ama bende geleneksel ve modernlik arasında git gel yaşayan birisiyim. Sizde bunun gibi git geller yaşayacaksınız veya yaşadınız. Bilenler bilir ama ben bilmeyenler için tekrar edeyim, bir yaş aralığı var, işte o yaşı aralığını herkes için kestirmem mümkün değil ama siz onu hissedeceksiniz o raddeye gelindiğinizde anlayacaksınız. Belki pişman olacak, belki sevineceksiniz geçmişe bakıp. Lakin bir gerçek var ki yürek burkan cinsten, bu da teknoloji denen illetin sokak oyunlarımızı ve kurduğumuz hayal güçlerimizi maalesef satın almasıdır. Ahhh nerde o diye başlayan cümlelerin içinde işte bu yatar. Hayatımızda da çoğu şeyler ile bağdaştırabiliriz. Ama en önemlisi bizi biz yapan değerlerden alı koyması. Mesela insanların birbirine olan güvensizliği, tahammülsüzlüğü bundan ötürü gelir.
Her şeyi bunu içine sıkıştırmışlar da artık burası varmış, yeni dünya burada haydi sende gel, ne kadar cahilsin keşke ölsen ve daha niceleri... Bilmem daha gerçekçi şeylerden bahsetmeme gerek var mı? Hani iliklerimize kadar hissettiğimiz gerçek olan her şeyden. Dostluktan, yardım severlikten, saygı ve hürmetten ve nicelerinden. Hepsi bir bir yıkılıyor. Bunca aşırılığın içinde tükeniyor hepsi ve bizde tükeniyoruz. Bunca aşırılığın, israfın, kötülüklerin alıp başını gittiği günümüzde fitili ateşleyen nedenlerdendir teknoloji. Dikkat çekmek isterim aşırılık ve israf zaten en baştan beri vesile olduğu şeyde buydu. Boşa zaman kaybı da israftır. İsrafı tetikleyen aşırıcılıktır zaten. Olayın bam teli denilen noktası aslında tam olarak burası. Kapitalizmin etkisi ile sürekli içimize işlenen aşırıcılık olgusu insanlığı doyumsuz bir noktaya getirmiş durumda. Zaten fıtrat olarak da nefsimiz nedeni ile buna meyilliyiz.
Çözüm noktasına gelecek olursak aslında çok basit ama bazı ön kabulleri var. Yapabileceğimize kendimizi inandırmak bunun ilk adımı ve ardından hemen harekete geçebilmek kadar basit bir temeli var aslında. Ardından zaten iplik söküğü gibi gelecektir zaten. Teknolojiyi şuan ayaklar altına almış gibi gözüküyor olabilirim lakin tam aksine aslında yaptığım atıflar ile aşırıcılığa vurgu yapıp üstüne daha güzel düşebilmek için bu yolu seçtim. Yaşam sürdürdüğümüz şu dünyada var olan soyut somut her şeyin bir nedeni var. Ve aşırıcılık her zaman kötülüğe ve kötü olana davetiye çıkaran ilk nedendir. Her şey hak ettiği kadarı ile güzeldir. Aşırıcılığı terk et, kendini sev. Sev ki dünyada ve hakikatte güzel olan her şey yine layığını bulsun. Hayat denen bu yolculuk da bundan ibaret zaten.
13 Eylül 2018 Perşembe
NEYE NİYET NEYE KISMET
19 Ağustos 2018 Pazar
Küçük Tatlı Şeyler
9 Ağustos 2018 Perşembe
Heveslerimiz
17 Temmuz 2018 Salı
Bir Fotoğraf Karesi
14 Temmuz 2018 Cumartesi
Badireler
5 Temmuz 2018 Perşembe
Bahçemin Halinden Baharımı Kıyasla
4 Temmuz 2018 Çarşamba
Benden Selam Bütün Dostlara
29 Haziran 2018 Cuma
Bir Gökkuşağı
27 Haziran 2018 Çarşamba
Bir Değerlendirme
25 Haziran 2018 Pazartesi
Bir İç Dip Dalgası
26 Mayıs 2018 Cumartesi
Ekmek, Su, Demokrasi
Temel ihtiyaçlarımızdandır ekmek ve su. Demokrasi olmadanda yapamayız derler. Derler ya öyle işte. Demokrasi naraları atıp o bucu o şucu demekle bir kitleyi dışlamak ne kadar demokratlık göstergesi olabilir sahi ? Bu kadar radikal olmaya gerek yok. Temel kabullerimizi biraz daha sağlama alalım tamam. Yanlışta olan insanlarda olabilir eyvallah. Her yanlış yapanı yafta ile pasifize etmek doğru mu peki ? Elbette değil lakin günümüz Türkiyesi'nde malesef iktidarımızın argümanları bunun üzerine kurulu. Kendi gibi olanlar haricinde herkesi dışlayan ve yaftalayan yapısı ile iktidar olmaktan çok uzak bir halde yolculuklarına devam ediyorlar. Sağcısı, solcusu, Kürdü, Türkü, Alevisi, Sünnisi farketmez. Farkedecek tek şey zulümdür, yenilen haktır buda haksızlığı doğurur.Ötesi,berisi,ilerisi,geriside yok. Olamazda zaten, çok geçmedi üzerinden dün çok vahşice bir olaya şahit olduk. Bu olay farklı görüşlere sahip bambaşka siyasi oluşumlar arasında da olabilirdi. Lakin Saadet Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi arasında oldu. Ve malesef ki kardeş kanı akıtıldı, kardeş kanı bulaştı ellere. Bunun sorumlusu kimdi ? Bu sorunun kulaklarda sıkça yankılanması lazım. Bu bir seçim savaşıdır, bu bir kurtuluş savaşıdır çığırtkanlığı yapanların hiç yürekleri sızlamadı galiba. Hiç bir kanalda esamesi okunmadı çünkü. Bu mu demokrat, adaletli, kalkınan, büyüyen Türkiye ? Sizin yeni Türkiyenizde kin, nefret, kardeşin kardeşe kırılması mı var ? Direksiyonda olanlarla,durdurun şu arabayı diyen kişi aynı kişin olması gibi bir şey bu. Böyle bir Türkiye hayal etmemiştim. Edemem de zaten. Kabul de edemem hatta. Kimse de kabul etmez, edemez, ettirmez. Herkes bir adım geriye çekilsin. Biraz soluklansın onca yalana, iftiraya artık bünyeler ters tepki verir oldu. Bunca insana bunlar reva görülmesin artık. Madem gelişen kalkınan bir ülkeyiz, ağır sanayi hamleleri, ekonomide reformlar, işciye, emekliye zamlar konuşulsun. Seçim meydanlarında savaş çığırtkanlığı değil birlik beraberlik sağlanması için herkes tek ses tek yürek olsun. Şuan buna ihtiyacımız var. Bundan beslenen güruhlara fırsat vermeyelim. Yeniden Büyük Türkiye yolunda batıl dümeni hak yöne çevirip bu düzeni #DEĞİŞTİR elim...
9 Mayıs 2018 Çarşamba
Bende Gerek Duydum
Bende yazma gereği duydum. Bu denli önemli bir hareketin ve hayırlı olduğu toplumun her kesiminden kabul görüşmüş harekete bu reva görülemez. Milli Görüş bütün insanlığa mal olacak bir görüştür.
Farklılıklar bir hayr vesilesi olabilir diye bir giriş yapmak istiyorum. Ayuka çıkan ve insanları bu denli ayrıştırmaya sürükleyen her türlü düşünceden beriyiz. Bu bizim inancımızın gereğidir. Ve yine inancımızın gereği olarak farklı düşünceleri bir sorun olarak değil bu gibi tutum içerisinde olan insanları ayrıştırmak değil birleştiren kucaklayan taraf olmalıyız. Eğer doğruları bir insana güzel bir şekilde aktarmak istiyorsak tek çözüm yolu budur. Esasında tebliğ ve davette budur. Hatırlayalım, Taif'te taşlanan bir peygamberin ümmetiyiz, halkına zeval gelmesin diye ceketini alıp giden Abdülhamit Han'ın torunlarıyız. Hatırlayalım, hocam diye sevdiğimiz o mübarek zatın sözlerini.Bize taş atana biz gül atmayacağız, o gülü bizzat eline vereceğiz derdi ve eklerdi, davamızın esası şefkat, gayesi ise bütün insanlığın saadetidir diye ruhu şad olsun. Bugün harp çığırkanlığı, din düşmanları ile kol kola vatan hainleri ile görüşüyorlar bunlar varya bunlar ile başlayan cümlelerin sonu gelmez. O mübarek zat hayatta ikende bu yaftalar hep vardı. Bu yüzden kemikleri sızlıyor edebiyatını bir kenara bırakın. Hangi haberlerin zihinlerde açtığı tahribat ile müslüman kimliğinizi zedeleyici bir hamlenin içinde buluveriyorsunuz kendinizi. Bu kadar mı zor kardeş olmak ? Bu mudur çözüm ? Benim görüşümü benimseyen ve uygulayan kardeş olmayan düşman bu kadara basit mi ? Ben takkeyi veya şapkayı hiç farketmez önümüze koyup herkesi düşünmeye davet ediyorum. Bu mecralarda bir paylaşım yaparken ardından neler sebebiyet verilebirilirimi düşünerek hareket etmenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Aksi halde ardı arkası kesilmez, gediği dahada açan bir sebebin takendisi olabilirsiniz. Belkide kim bilir, dün dostken bir sabah düşman olarakta uyanabilirsiniz. Ve bunun sebebi ise siz olabilirsiniz. Kendimiz için istemediğimizi kardeşimiz içinde istememeliyiz. Bu ülke bu ümmet bu insanlar hepimizin için gereği ne ise o yapılmalıdır sonucuda bu şekilde hayırlı olacaktır.
16 Nisan 2018 Pazartesi
Mutlak Yaşananlar
Evet ara verdim. İç dökmeye, gündeme dair konuşmaya falan. Ama hiç kalp kırmadım. En çokta buna dikkat ettim. Nedense bugünlerde insanlar anlamlandıramadığım şekilde bu amaç için yarışır halde. Hatta işi dahada boyutlandırarak insanların başından aşağı bombalar yağdırır halde. Çivi civiyi sökermiş. Hakikaten çocuk masalı bunlar. Hurafe hatta. Gaye açıkça belli değil mi ? Onca yapılanlar ve günah çıkarma çabası ile yapılan açıklamalar. Hakikaten enteresan değil mi ? Yürek dayanmaz akıl almaz kabullenmez olanları. Niyet sadece daha fazla kan ve sömürü. Daha fazla kırılan kalp, daha fazla ve daha fazla. Kürsülere çıkan şahısların açıklamalarını dinliyoruz. Sanırsın yapılanları meşrulaştırmak için Jonylere dua ediyoruz evlerine dönsünler diye. Onlarda çoluk çocuk sahibi nede olsa. Bunun hiç bir şekilde meşru bir zemini olamaz. Ben insanım diyen bunu kabullenemez. Saçma sapan yasanan olaylar sizi kararlarınızdan saptırmasın. Ortada hainler var evet onları yönlendirenlerde var taksimatı iyi yapmak lazım. Herkese hakkını verebilmek lazım. Yoksa onca yetki bu ümmetin gazı almak için değil doğruları bilip haklı tepkilerle doğrunun yanında olmalarını sağlamalıdır. Evet biraz ara vermiş olabilirim kendi çapımda değerlendirmelere ama çizgimi kaybetmedim. Hiç bir zaman Amerika'ya stratejik müttefik olarak da görmedim. Veya İsrail'e dostumda demedim. Hep onlara karşı tavırlı ve aslında ne yapmak istediklerini bilir halde idim. Milli Görüş sağolsun. Çocukluğumdan bu zamana bir bakış açısı kazandırdı bana. Gösterilen hedefe değil ardındaki sebeblerede tepki göstermeyi öğretti. Bugün başımazdakilerin ne yaptığını kimse kestiremiyor. Veya abuk sabuk çıkarımlar ile haklılık denklemleri kuruyorlar. Onlara sadece şunu demek istiyorum. Sizin yerinize sizin ülkeniz için karar veren bir guruh olsaydı ve olmayan bir şey nedeni ile ülkenize askeri hamleler yapsa idi ne hissederdiniz? Arap Baharı bahane arkadaşlar. Halkların özgürlüğü vs. de yalan dolan çokta şey etmeyin yani. Ortada tepki gösterilecek kişiler barış çubuğu uzatıp arkasında silah gizleyen adamlardır. Yani kimse masum değil kimisi dili ile kimisi fiileri ile kimisi silah ile kimisi diplomatik baskılar ile beklenen ve gerçekleşen son mazlumların canlarını teslim edişi oldu hep. Kendimize gelelim bütün insanlık için yoksa yaşanabilecek bir dünyamız bile kalmayacak. Evet kalmayacak vakit daralıyor. Der ve hakikatlere sarılırım. Veleddalin amin.
9 Mart 2018 Cuma
Kısa Belirsizlik
Her gecenin bir belirsizliği var. İnsanoğluyuz. Bu belirsizlik bizi geriyor. Gerildikçe, kasıldıkça rahatlıyamıyoruz. Bunca plan bunca program çoğu boşa. Hayallerimizi bile yitirdik. Allah aşkına bu meselelerin sorumlusu kim ? Hakikati bizden koparıyorlar hemde ruhumuz dahi duymadan. Sonra başlıyan bir belirsizlik ve gerginlik. Hiç unutulmamalı bunlar. Üstü örtülmemeli gün yüzüne çıkmalı. Yıkılanların, kaybolanlarının hesabını sorma vakti. Bizi belirsizliğe itmeyin. Bunun müsebbibi olmayın. Kısa kesmek en doğrusu sonrasını yaşıyor olmak gerek...
8 Mart 2018 Perşembe
İtidal Meselesi
Hizaların kaydığı, kazanların devrildiği bir zamandayız. Öyleki insanların sabrı kalmamış günah keçisi arar halde. Birisini yakalasakda yersek. Diri diri toprağa gömsek. Ardından vakit geçince hayır ile yad edsek. Bırakın meyveli ağacı taşlamayı baltalıyorlar. Bıcaklar bileniyor. Otoriteler kürsülerden, hayır getirmeyecek söylemlerle yükseliyor. Kaybın dibindeyiz. Boy versek dahi kurtulamayız. İnsan kendi kendisine en iyi zararı verdiği devirdeyiz. Bir hastalığın pençesinde. Seviyoruz öldürene kadar, nefret ediyoruz öldürene kadar. Ortası yok çünkü itidalimizi kaybetmişiz. Bizi biz yapan medeniyetimizin en önemli unsuru dinmizin bize emrettiği kaidedir itidal. Kasketli dayı, tek bildiği şey o kanalı açmak olan falan teyze, reelpolitik filan abi, tek bildiği etiket ve yafta olan bu kardeş sanadır bu söylenenler açta kulaklarını dinle. Bunca hırsa, bunca aksiyona bunca gereksizliğe gerek yoktu. İnsanların sadece doğrulara ihtiyacı vardı. Küstürmek en basit olanıydı. Niye kayıp gidiyor elden bu değerler ? Bu kadar mı yakışıksız ? Niyetleri tazeleyin abiler, kardeşler, amcalar ve bir sirkelenin. Ötesi berisi aşağısı yukarısı yok bu işin olmazda. Yakıp yıkmayalım onca güzel gönülleri. Bu sefer kayıplar çok olacak. Olmasın, dert, tasa, keder ugramasın. İyilik ve güzellikler sarsın. Sıkı sıkıya kardeşçe. Bilinirki Dünya güzellikle kurturulur. Haklını ve mazlumun yanındayız. Bu devranda döner.
7 Mart 2018 Çarşamba
Tadımız Kaçmasın
Gün geçmiyor ki tadımız kaçmasın. Diyorlar ki yalanmış dünya. Bitmez tükenmek bilmez heveslerin de sonu gelmiş. Bu nasıl iştir ? Diye soranlara selam olsun. Kalbimiz eridi. Çiğerimiz bitmiştir. Göz yaşlarıda kurumuş artık. Bitmez denen her şey bitiyor. Ömüre güvenenler, ölümü unutanlar, ahireti unutanlar, mizan var...
Tadımızı kaçırdınız, hayallerimizi yıktınız. Üstüne beton döktünüz. Her eli malalı adam kötülük misyonuna bürünmüş. Mezarcılar desen gırla. Fırsattan istifade küçük vurgunlar yapanlar köşeyi döndü. Ben büyük oynar, büyük kazanırım diyenlerde ihya oldu, temizlenip, pürü pak olup işin içinden sıyrıldı. Tadımız kaçtı evet, hakikatin önüne set çekenler, ardında toz bulutlar bırakıp, yakıp yıkıyor. Ne yıktığı önemli değil. Genelde iyi olanlara saldırılıp yakılır zaten. Taşlanır, hor görülüp dışlanır. Ne yani hain olalım, dayanılmaz olalım, çekinilmez olalım, aaaaa gerisini siz getirin. İçimiz karardı, içim karardı.
Güneşin önüne set olmayın. Güneşin doğmasına engel olma çabaları falan. Karanlıkların ardına saklanmayın. Gelin kapışalım. Diyordum semt çocuğu atarı oldu bu. Velevki bu gaye ile yön veriyosun hayatına veya veriyorsunuz. Kardeş siz hayırdır ? Atar yapacağım hakikaten. 3. Sayfa gazete haberleri artık olmasın arkadaş. Bu millet bir gün yüzü görsün. Durdurun dünyayı kardeşim. Bir nevirleri şaşsın. Kötülük baki değil yani. Tadımız kaçtı dedik dedik de, aman Ali Rıza Bey tadımız kaçmasın olmasın o. Görmezden gelerek bir sonucada varılmaz he. Akıllı olun çok atarlıyım. Hey tadımızı kaçıranlar, gerçekler gün yüzüne çıkıyor uyandırıyım. Sonra ben duymadım, ben görmedim olmasın. Yani bunlar olsa bile sonuç değişmeyecek ya. Tamam beyler dağılalım çok yüklendik. Tadımız kaçmasın, tadınız kaçmasın. Hayat bayram olsun, çiçekler açsın, böcekler ötsün. Buda kayıtlara böyle geçsin...
6 Mart 2018 Salı
Taraf Ve Objektiflik
5 Mart 2018 Pazartesi
Biz İktidar Olacağız
4 Mart 2018 Pazar
Bir Mücadelemiz Vardı
Neyin mücadelesini verdiğimizi ve ne şekilde vermemiz gerektiğini bilseydik, geceler güzel olabilirdi. Öyle güzel olurdu ki gece gökyüzü yıldızlarla çevrili olabilirdi mesela. Mesela sokak lambaları yolumuzu aydınlatmasa bile güven ve huzur içinde yürüyebilirdik sokaklarda. Bir kış günü bile dahi olsa içimiz sıcacık olur etrafa güzellikler saçardık. Bir yaz günü ferahlatan rüzgar olurduk belki. Belki bir ilkbaharda çicek kokuları saçardık kim bilir ? Kim bilir ? Bir sonbaharda kol kola yürürdük mevsime inat kardeşçe, birlikte yanlızlığa savaş açmışcasına. Her yaptığımız iş bereketli olurdu verdiğimiz mücadeleyi bilseydik. Dik durabilseydik. Ne olursa olsun doğrulardan şaşmasaydık. Küfüre en büyük darbeyi biz vururduk. Dize gelen her kötülükte daha bir aşk ile savunurduk mücadelemizi. Var mı bundan ötesi ? Elbette ki yok. Ama mücadelemizi bilseydik oysaki. Nedir bu mücadele ? Neyin mücadelesi ? Belkide kaybedeceğiz diye çatırdıyan seslere inat yürümemiz gereken mücadele. Eğer böyle yapmasalı bol tavizli cümlelere inat bir mücadele. Doğruya en yakın olan yanlışı değil en doğrusunu seçen mücadele. Birlik mücadelesi, beraberlik mücadelesi, kardeşlik mücadelsi adını siz koyun. Onca koyulan ada rağmen aynı kapıya çıkması ile keşisin yollar. Ama dedik ya bilseydik mücadelemizi. Bilmeden olmaz. Biliyormuş gibi davranarak hiç olmaz. Olmayacak yollar ile güzel sonuçlar için dua edilmez, beklemekte olmaz. Usül, kaide her kapıyı açar bazen zorlayarak sınar, bazen sanki yanlış bir yoldaymışsın hissiyatı verir ama bilinmelidirki sabırda bir mücadeledir. Ve mücadelelerin en şereflisidir. Bilmek lazım, öğrenmek lazım. Unuttuysak hatırlamak lazım. Bir kalbimiz vardı onu hatırlayalım. Kalbimizin içinde ümmet için kocaman bir yer vardı işte onuda hatırlayalım. Nefsimizin kurbanı olmayalım.
3 Mart 2018 Cumartesi
SABIR
Her işin birde bekleme kısmı vardır. Yapılacaklar, elden gelenler yapılır ve beklemeye çekilir. Kimi zaman da doğrulara ulaşılması için beklenir. Beklemek sabretmektir aslında. Gayret, sabır, selamet üçlüsü. Muhteşem üçlü ama burda en kilit nokta tabikide sabır. Sabır, nefse ağır gelen öyle zor bir davranıştır ki gerekli olduğu kadar olmazsa saptırır. Fazla olursa çatlatır. Her hali ile mükemmel bir davranıştır. Kararında olunca bütün işler rayına oturur. Her türlü ahlaksal davranışın can yoladaşıdır. Sıkıntıya, dara düşmeye, azime, kararlılığa. Sabır imanımızında bir parçasıdır aslında. Sabreden her şekilde muradına erer. Mükafatsız kalmaz. Zaten sabreden kişinin bakış açısıda dünyevi olmaz olamaz. Sabır demiştik. Her şeyi güzelleştirendir o. Beklenene kavuşmadaki o tattır. Budan daha güzeli görülmedi zaten. Öyleki o tat bazen bizlere şükretmeyi bile unutturuyor. Hani hata payı bizdede olsa birazda o tarafa keselim faturayı. Tanımlarken bütün duygu ve davranışları bir arada tutandır diyebiliriz. Öyleki müslüman bir şahsiyetin üzerinde izzetli bir gömlek olabilir ve en çokta müslümanlara yakışır sabır. Çünkü niçin sabır ettiğini bilen ve farkında olan kimse daha sıkı sıkı sarılır. Sabır bir sıçrama tahtasıdır sonu güzel biter. Ne demiştik gayret, sabır ve selamet. Bu istikamet üzerine bir hayat kurmayı Rabbim herkese nasip etsin. Sabırınız bol olsun, yolun sonu aydınlık, yolun sonu göründü.
2 Mart 2018 Cuma
Herkes SAADET İstiyor
Bir tutam mutluluğa hasretiz. Sevinemiyoruz artık kolay kolay. Sevinçlerimizin arkasında bir tedirginlik, tedirginliklerin arkasında bir korku korkuların, arkasında korku imparatorluğu var. Bu durumdan beslenenler var inanın insanlığımızdan utanmamak elde değil. Köşe başlarından dönemez olduk. Çıkar olmadan sebebsiz sevemez, güvenemez olduk. Ocu, bucu, şucu, sonu ne ola ki bunun. Çok mu görüldü herkesin yüzünde olması gereken bir tebessüm ? Tek kişide bunca tebessümler toplanıp kahkahaya mı dönüşmeli ? Tam bir sistemsizlik, tam bir sömürü tezgahı. Yaklaşan yaklaştı ve alıp götürdü bütün güzellikleri. Ardında ürkek, yarından ümidini kesmiş insalar bıraktı. Kücük mutluluklar diye bir şey kalmadı. Aksine büyük vurgunlar için birbirleri ile yarışan insanlar kaldı. Bir orman habitatı gibi. Güçlü olan yaşar, güçlü olan kazanır. İnsanlar artık canlarını bile mutsuz teslim ediyorlar. Bunları hak edicek bir bedel olabilir ama sonuçta insanlara hata payı verilmiş ve her yanlıştan dönülme gibi bir seçenek hep çepte. Güzel dönüşler lazım bize. Asilce ve en asil olana doğru. Bugünlerde bir zat-ı muhterem var takip ediyorsunuz güncel ittifak olaylarını. Herkesin birlikte hareket etmek için sıraya girdiği bir zat. Ne hikmetse içi boş birlikteliklerden olmamaktan yana haklı olarak. Ve kutuplaşma ayrışmadan yana değil her geleni aynı şeffaflıkta karşılayıp, yanlışlarını güzel bir dil ile dile getirmekte. Bütün insaların hislerine tercüman olmuş belli. Çünkü oda SAADETTEN yana ve insanımız da SAADET istiyor. O zaman gür bir ses ile herkes SAADET istiyor. Adalet, barış, huzur, beraberlik, kalkınma böyle gelecektir. Ama SAADETE ermek gerek. SAADETE giden yollarınız açık olsun. Korku medeniyetlerine elveda SAADETE merhaba...
1 Mart 2018 Perşembe
Bencillik Başa Bela
Bencilik ne maksatla olursa olsun kötü bir şeydir. İnsanlara bir kişinin değil herkesin mutlu olması gerektiğini anlatmalıyız. Paylaşmanın önemini, paylaşınca her şeyin bereketlendiğini, üzüntü ve kötülüklerin ortadan kalktığını yeniden hatırlatmalıyız. Hakikaten ne ara bu hale geldik ? Ne inandığımız dinde, ne örf ve adetimizde bencillik söz konusudur. Yüzyılardır misafir perverliği ile tanınanan ve fetihleri yağmalama için değil medeniyet ve tebliğ için yapan bir peygamberin ümmeti, ecdadınında torunlarıyız. Ah ile başlayıp vah ile biten cümlelere bağladık kendimizi. Ah o eski ramazanlar, bayramlar, sokaklarda oynayan çocuklar falan da filan. Geçmiş sadece özlenip, diz dövülecek mesele midir ? Tabikide değildir. Geçmiş tecrübe etmektir, gelecek için ayakları sapa sağlam yere basmaktır. Bencilliğin hayatımızın her alanındaki etkilerinide gözlememiş olduk geçmiş itibari ile. Gerek nefsi gerek kolay olması hasabi ile hala cazibeli. Ama elbetteki yanlış. İşte tam burda söylenecek şeyler var.Bizi bireyselliğe iten, bencil ve cimriliğe hapis eden, bizi biz yapan her şeyden alı koyup yozlaştıran fikirlerden uzaklaşma vakti geldi. Beton yığınlarından, çelik kapılı odalardan çıkma vakti geldi. Komşunu, mahalleni, semtini ihya etmenin, kardeşlik hukukunu kurmanın zamanı geldi. Beklenenek bir vakit yoktu. Veya beklemek ile gelinecek bir şey de değildi. Toplumu toplum yapan bir şeydir paylaşmak. Bencillik her yönü ile ziyan. Tam bir fiyasko, tam bir hüsran. Yüreğimizin sesinin volümünü yükseltelim. Vicdanımızın sesine kulak verelim. Ve bilelim ki zor ve bizi hırpalayacak olsada sonu hep güzel olan şeyleri seçelim. Anı kurtarmak, geleceği karanlığa atmaktır. Ertelemeyelim hayatı. Bencillik kötüdür, paylaşılacak binlerce şey varken. Hayat güzel ve kısa. Layık olana doğru yürümek gerek ve yürümek işte.
28 Şubat 2018 Çarşamba
28 Şubat
27 Şubat 2018 Salı
Necmettin Erbakan
Başlangıçlar her zaman zordur. Heleki bahsedecekleriniz önemli bir meselenin üzerinde odaklanmış ise. Velevki olmasaydı, iyiki oldu gibi bir temenniler içermiyor. Hiçte içermeyecek. Dünya işte, düzen öyle bir düzen ki kollamak ve yürütebilirliğinin sağlıklı olabilmesi için tarihin her safhasında derleyici, toparlayıcı, yenileyici şahsiyetler ön plana çıkmış. Zamanın kurgusuna göre biraz farklı metodla yürürlülüğü sağlamış ve yine üstüne düşen hak,batıl kavgasında hak taraflı bir mantık ile hareket edip batılı köşeye sıkıştırmıştır. Zamanı iyi okuma bu olsa gerek ki işin tıkandığı noktadan, batılın en büyük silahı olan siyaset ile yeni bir çığır açıcak potansiyal yakalamıştır. Son yüzyılın büyük bir devlet adamıydı o. Kimine göre mücahit, kimine göre beyefendi, kimine göre hoca, kimine göre siyaset adamı, kimine göre ilim adamı. Bu kadar güzel vasıflar ile insanlığa hizmet adına ilk adımını attığı hareketin 49. senesine doğru giderken milim kaymaması hem fikir hem eylem hem söylem birliğini koruması en önemli noktalardan bir tanesi. 5 siyasi partinin onca zorluklara rağmen insanlığa hizmet hakka hizmettir düsturundan kopmaması yine önemli bir noktadır. Saymakla önünü alamayacağımız onca çalışma Allah rızası için çalışarak geçen bir ömür bize bu zamanın rehberliğini yapacak cinsten. Methiyeler kifayetsizliği ve her zaman sadelikten yana olmasından öturü icraat kısmında susacağım. Bugün çıkıp onun gibisi gelmez diyenlere seseleniyorum; Mücahitler ölmedi, ölmez. Bir Milli Görüş bütün insanlığın saadetine yetti. İdaaler hep aynı sadece zihinlerin bir yozlaşması söz konusu. Herkesin içinde ondan bir parça var. Aynı ufuk aynı idealleri miras bıraktığı davada bayrağı en yüksek burca dikme vakti. Allah ondan razı olsun. Sensiz ama senin yürüdüğün yollardayız rabbim saptırmasın. Hocaların Hocası Necmettin Erbakan hocamız nebiler nebisi ile haşr olasın cennette. Verdiğin müjdeler hala kulaklarda "Allah nurunu tamamlayacaktır" şimdi daha çok çalışma vakti. Ruhun şaad olsun güzel insan saygı, sevgi ve hürmetle...
26 Şubat 2018 Pazartesi
Dünya Fani Ölüm Ani
25 Şubat 2018 Pazar
Yalana Son Hak Batılı Zelil Eder
Az ve öz. Sadece söylenecekler. İnanır mısınız? Milletçe alkışlayıp sonra susanları hatırlar mısınız ? Yalan yazan tarih mi ? Yoksa insanlar mı ? Neyin yarışıdır bilinmez ama yalanların ardı arkası kesilmiyor. Bir manşet, bir 3. sayfa haberi ne olduğu belirsiz siyasi söylemler ve bunların arasında kaybolan hakikat. Sahi neydi hakikat ? Hayal meyal hatırlıyorsunuz. Yalan dilinize pelesenk olmuş. Gözleriniz bağlı, elleriniz kelepçeli, biri kafanıza silah dayamışta ölüm tehlikesi ile karşı karşıyasınız sanki. Allah'tan korkun bunca insanın vebali sırtınızda. Her gün saatlerce bilgi akışını içerisinde zihinleri bulanıklaştırma çabanız sonuç vermiş olacak ki insanlar haber muhabirleri gibi haber uydurur olmuşlar. Bu çaba batılı ihya eder. Masumane gibi görünen ama aslında toplum olgusunu içten içe kemiren bu haberleşme ağı toplumun en uç şinirlerine bile sinmiş. Tam bir fitne yumağı. Yalanın ardına bir tane,bir tane, ardından bilmem kaç bir tane daha. Bıkmadan,usanmadan, yorulmadan,sıkılmadan. Kayıp umurlarda değil olsaydı da farklı olmazdı olanlarda gördük. Belkide işin en ahlaksızcası farkında olduğu halde devam ettirmek. Fütursuzca, durmak yok yola devam. Yol bitsede o çıkmaz sokaktakilere bile o fitne tohumunu saç. Olay bu. Sadece bu, çok kolay ve zaman almaz. Umutları yıkmayın, kabuslara sebeb olmayın. Nizam var mizan var. Hak batılı zelil eder. Başka söze ne hacet. Onca yalana bunca fitneye gerekirse ceketimizi satarız yine çıkarırız bundan geri durmayız diyerek, her gün hak olan gür bir nida ile yankılanmalı diye bizlere ulaşan Millet-i İbrahimin gazetesi var. Düstur hak, amaç doğruları haykırmak. Savunun bire gafiller diye her sabah kuşatıyor dünyayı. Kaçacak bir yer yok, durun ve teslim olun. Bitmeyen bir hak sevdası kazanacak. Ve hak layık olduğu yere gelecek. Kabullenin her kabulleniş hak eksenli ise kazanmaktır bunuda unutmayın.He birde Milli Gazete almayı unutmayın. Hala istatisliklerde yanlış haber yapmayan tek gazete. Duyanlara duymayanlara bizden nacizane tavsiye. Hak geldi, batıl zail oldu vesselam...
24 Şubat 2018 Cumartesi
Yapmak Yada Yıkmak
Sert bir girizgah yapsaydım. Hesap sorarcasına, fütursuzca sağa sola sataşır bir hava ile sadece ağız oynatırdım. Ötesi olmadı olmazdı. Eleştirmek güzeldir. Ama tadında. Aslında her şey tadında güzeldir ve yerinde. Eleştirmek ve sorgulamak yapıcı olabilecek bir durumda vaziyetin 10 katı kadar daha verimli olmasını sağlayacaktır. Lakin insanların doğasına yıkıcı olmak ne kadar nakış nakış işlenmiş olacak ki vaziyetler sadece bardağın boş tarafına endeksli. Misal vericek olursak burdan fizana yol olur. Mesele çözüm odaklı olamak. Yoksa hakikaten söylenecek sözlerin bir manası kalmaz. İnsanların bu denli her seferinde bu tuzağa düşmeside şaşırtıcı. Beşer şaşar diyoruz ama belli bir şirazemizde olmalı sanki. Öylesine bir yer değil burası. Eleştirmek, konuşurken yıkmak, kalp kırmak, üzmek, üzülmek. Bunlarda önemli dikkat edilmesi gereken husular. Kimse sorgulanamaz değil, hiçbir şey eleştirilmez değil. Lakin güzel olan şeyleri eleştiri kılıfı ile baltalamak da caniliktir. Dünyada güzel olan şeylerin önü kesilmesin. Velevki sebebi basit olan fitne fücurla. Basit şeyler ile mutlu olmak varken, basit şeylerle mutsuz olmak güzel değil. Dünya güzel bir yer değil diyenlerede çağrım var, bize emanet olan bu mirası layık olduğu gibi teslim etmek için ne yaptık ? Zalimler de sonuçta insan. Madem öyle işte böyle. Herkes herkese denk, herkes herkesle eşit. Meydan ortada bir üstünlük durumu varsa kanun nizamda ortada bu çercevelere uyarak üstünlük kuralım. Durum bu şekilde son olarak söylemek istediğim ise;
Bizim beyefendiliğimizi de, jantiliğimizi de, ufuktaki hayallerimizi de kimse sorgulamasın. Sorgulamasın ki hevesimiz kursağımızı aşıp yeni bir Dünya'ya varsın. Saygı ve hürmetle...
23 Şubat 2018 Cuma
Hatıralar Yeter Birgün Gitsek Bile
Bilmem ben dillerde hangi mısaralar var. Bilmem karanlık sokakta söylenen acıklı türkülerin isimlerini. Bilmem işte niye bileyim ki hem ? Herkesin bir hikayesinin özetidir ağızlardaki söylenenler. Bir kaybediş öyküsüde olabilir, yeniden yükseliş öyküsüde. Kalplerin atış ritimleri farklı, bakışlar, nefes alıp vermeler, hisler, düşünceler, yaşanmışlıklar farklıdır besbelli. Herkesin kesiştiği ortak noktası her şeyin bir imtihan olması ve sonunun ya cennet ya cehennem olmasıdır. Niyet ve akıbet eksenli hayat yolculuğumuz yer yer çakıllı yollar yer yer çukurlu yollar yer yer dümdüz kara asfaltlı yollar oluyor. Gidesimiz var o yüzden gitmek, yaşamak, tecrübe etmek insanoğlunun şanından olsa gerek. Onca türküler, onca şiirler nasıl yazılacaktı yoksa ? Bunca yaşanmışlığın elbette bir karşılığı olacaktı. Bir Neşet Ertaş'ta türküsü olur, bir Erdem Beyazıt mısrasıda, bir Reşat Nuri romanıda oluverir. Hayat demiştik bir gün gitsek bile daha daha farklı yerlere, yeni yeni yerlere hatıralar, anılar, dünler yeter. Unutmak çoğu kez güzel bir şey değildir hatta hiç iyi bir şey değildir. İyi olan şeyler kadar kötü olan şeylerde unutulmamalı. Ama bu bizim basiretimizi bağlamasın çünkü gelecek yeni yeni bir çok yaşanacak tecrübe edilecek güzelliği ile bizlere kucak açmış durumda. İçten içe söyliyelim şiirleri, türküleri. Güzel olanı beklemek, güzel olan için çaba sarfetmek ve güzel olanı hayırla yad etmek lazım gelir. Kötü olanlara tabikide sünger çekeceğiz ama kesinlikle unutmayacağız, içli şiir ve türkükerimizde kendilerine yer bulmalılar çünkü. Hatırladıkça ufak bir sızı olmalı oda bize ders olmalı. Durum bundan ibaret geçmiş bize ders, gelecek umut. Bilinmez neyi getirir zaman, bilinmez neyi götürür zaman. Olan her şeye rağmen hatıralar yeter. Yollar kesişecek gül bahçelerinde, yokuşun sonu olacak düzlük. Bizi yaşatacak neler var neler. Dedik ya işte hatıralar yeter.
22 Şubat 2018 Perşembe
Sadece Hayrına Düşünmek
Gecenin bir vaktinde derin düşüncelerin içindeyiz yine kim bilir. Veya en derin uykularda rüyalardayız. Farklılık göstersede hep kafamızın içinde bir şeyler döner halde. Heleki geceleri daha bir hızlı döner. Fikirler, fikirler diğer fikir ötekisine devrim yaparak ilerler yoluna. Kalp atışlarımız bir önemi yok aldırış etmediğimizden. Göz kırpışlarımızında bir önemi yok sahiden. Sahiden de neyin önemi var bunca fikirler kafamızda uçuşurken ? Geri kalan ihtiyaçları tamamlamış olmanın rahatlığı ama çözümlenmemiş meselelerin can sıkması. İşte bu tarz gel gitlerle dolu bir hayat. Hayatta böyle yani tabiri caizse bir Karadeniz ya. Asi ve hırçın. Dalgaları gelip gider. Bir de şu yönden bakacak olursak insan doğup geldiği dünyadan ölerek gidiyor. Yani doğru bir hipotez hayatımızın her safasında var gel gitler. İşte düşüncelerde böyledir. Gel gitleri, git gelleri sever. Birde geceleri seviyorsanız gel gitleride seviyorsunuz demektir. O zaman bir felsefe ilmine eğilin derim. Aslında herkese lazım. Düşünmeyi esas alan bir ilim herkese lazım. Heleki şu zamanda değil mi ? Düşünmek, gel gitleride olsa da, nihayi karar verilince yine bir rahatlama geliyor. İşte her düşünce bir niyete her niyette bir amele kapı açıyor. İyi mi kötü mü ? En temel gel git. Bazen herkes zorlanıyor bu kıyasta. Bu zamanın önemli basamaklarından biri. Sağlıklı düşünmek hayra sevk ettirir çünkü. Vakitlice güzel düşünelim tabi en başta güzel niyet edelim bazen kısa vadede bize zarar vericekmiş gibi gözüken şeyler zamanla dahada güzelleşiyor. Düşünmek bir atılım gibidir, hayır ise güzel sonuçlara sevk ettirir. Bol gel gitler ve kıyaslamalar. Hayat kısa olsada güzel değerlendirene bir hazine. Buyrunuz gel git ve kıyasınız bol iradeniz hak eksenli olsun. Güzel düşünüp güzel düşünenlerle haşr olun. Bilinki güzel düşünenler daha samimi olacak ve bu kutlu yolda dev adımlar atacak. Bereketli olsun...
21 Şubat 2018 Çarşamba
Holiganizme Son
Şu zamanlarda nedense hep bir farklılık var bizlerde. Havasında mı ? Suyundan mı ? Bilmem ama herkeste bir ötekileştirme çabaları. Hakikaten çok garip. Ve ötekileştirme ile birlikte gelen şuursuz bir şekilde taraf olma, fanatiklik ve faşistlik tutkusu. Holiganlık resmen. Ne yani, ya hep ya hiç mi bizim hayatımız ? Orta kararı herkesi mesut edicek bir noktası kalmadı mı bu hayatın ? Nedense eleştirilerde bu durum sıkça karşımıza çıkıyor. Ne yazıkki insanlıkta akli ve dengeli eleştirmekte kalmamış malesef. Tek misyon senden değilse onu orda yak yık. Ne hoşgörü ne samimiyet ne sevgi ne hürmet. Hepsi al aşağı edilip talan edildi. Bu kadar kolay olmamalıydı inanırmısınız. Kaybetmemeliydik bizi biz yapan değerleri. Heleki hoşgörmeyi hatalara eleştirel yaklaşırken düzeltebilmeyi ve düzeltirmeyi. Bizden parçalar koparılıyor bilmem farkındamıyız ? Sen şucusun, ben bucu, o ocu falan. Hakikati savunduktan sonra neci olduğunun hiç bir önemi yok. Birlikten, beraberlikten kardeşlikten yana olduktan sonra bir problem yok, olmamalıda. Net bir cümle söylemek istiyorum. Her türlü etnik holiganlık müslüman şahsiyetin ve bütün insanlığın ayakları altında olması gerek. Sebebi aşırıcılık olan şey ya zarar ya ziyandır. Terazimizi ona göre ayarlıyalım. Ayarlıyalım ki hesabımız şaşmasın. Yoksa işimiz burdan göçtükten sonra hiç şaşmayan terazi ile daha zor olacak. O yüzden bazı şeyler kolayken aşılmalı ve zorlaştırılmamalı. Günümüzün sorunu olan kutuplaşma ve kamplaşmadan beriyim ve herkes beri olmalı. Olmalı ki dünya güzel bir yer olsun. Kendimize sahip çıkalım ki insanlığa sahip çıkmış olalım. Ötekileştirme çözümün sonu değil sorunun başlangıcıdır. Kendimizi bilelim ve ona göre davranalım bundan faydalanmak isteyenlere fırsat vermeyelim. Buyrun, İNADINA KARDEŞLİK, İNADINA BİRLİK VE BERABERLİK...
19 Şubat 2018 Pazartesi
Gariplikler
İnsan ne gariptir. Doğar şaşılası,ölür şaşılası. Yalan söyler şaşılası, hatalar yapar şaşılası. Gideceğimiz yerin veya şuan bulunduğumuz yerin veya veya geçmişte olduğumuz yerin bir önemi yok gibi sanki. Sanki mevsimlerden de hep bahar . Toz pembe her şey buda geçecekmiş gibi. İnsan işte hep ümit eder kolayı seçer. Bir mücadelenin içerisinde zor görünür her şey, kolay olana sığınır insan. Faydasız ilimden,bilgiden Allah'a sığınalım. Hakikaten zor bir dönemdeyiz. İnsan oluşumuz her dönem imtihanımız olsada şimdilerde daha bir zor. Onca gelişme ve ilerlemeyle gelen kolaylıklar değil zaten zorluklar aslında. Kısılan sesler ve soluk soluğa kalmış bedenler var aslında dünyada. Soluk kesmek için yemin etmiş kişilerde vardır. İnsan, insan, ademoğlu. Ne kadar garip ki bunlarıda yapan insandır. İyi veya kötü olmayı seçende. Onca duygu, davranış, tutum insanın ruhunda ve bedeninde vücud bulunca garipleşir. Sıradanlıkta gariptir o yüzden. Farklılıkta. İkisinin ortasında kararında olmakta gariptir. Aslında hayat değil insanlar gariptir. Hayatıda garipleştiren insanların hayatlarıdır. İnsanın dokunduğu, bulunduğu, ilişki içerisinde olduğu her şey gariptir. Bu kadar garip olan ne ki ? Diye sormayın bu kadar garip olmasına şaşırdığınız şeyde aslında bir garipliktir. Bunca garipliğin sebebini üzerimizde topladığımıza göre, bizi ve bunca garipliği yaratıp bize sebeb kılan Allah'a bolca şükür etmek lazım gelir. Mesele tamamı ile bizde her şey garip ama iyi veya kötü olmak bizim elimizde. Garip olan şey her şeyin garip olması. Asıl olan şükür ve teslimiyettir. Ötesi ondadır...
14 Şubat 2018 Çarşamba
Sevelim Sevilelim
Her şeyin temelinde sevgi yatar. Her şey sevmek ile başlar. Sevmek duyguların en saf ve en temizidir. Bugün sevmek eylemini ötekileştirerek, karmaşık ortamlar üretip insanları bu ortamlara meyil etmesini isteyen kimseler neyin derdinde olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Bu gibi ortamlarla beslenenlerin sonunuda az buçuk bilmekteyiz. Kalkıp bunun yanlış olduğunu ve bundan beslenenleri ifşa edildiğinde, kendilerinin kutuplaşmadan değil kardeşlikten yana olduklarını söylerler. Eğer sevgi bu ise bu sevginden beri durmak bizlerin en temel vazifemiz olmalı. Bu ve bunun gibi bir çok fayda getirmeyen birlik ve beraberliği zedeleyen hususların üstünü kapatma çabaları boşa çıkacaktır. Malumunuz en klasik ve en çabuk sonuç alınan bir çalışmadır kutuplaştırma. Mesele basittir. İki karşıt grupları çatıştırmak. Ve bu çatıştırma farklılıklar üzerinden ilerleyerek sonunda kin ve nefrete dönüşmelidir. Buda hiç istemediğimiz bir durum. Kimse istemez. Velhasıl sevgi emek ister. Yıkmak ve kırmak en basit olanı. Buda imtihan dünyasının cilvesi heralde. Çünkü yapmak ve onarmak hep zordur. Zora tabi olanların hedefinde Allah'ın rızası vardır. Ve rızaların en büyüğünün sahibini sevmek ise bu yolun başlangıcıdır. Keramete gerek yok. Hak ve batıl ortadayken nefsi hafeket etmeyip, çeşitli bahaneler ile kılıf uydurmayıp zor olan yola çıkmak boynumuzun borcudur. Hasat vakti yaklaşmakta ektiklerimiz ile o kutlu günde hesap vereceğiz. Kırmak yerine sevmeyi deniyelim. Sevelim, sevilelim...
26 Ocak 2018 Cuma
Kalp Kırmamak
Kalp kırılır yen içinde kalmaz. Vücuda yayılır. Bugün insanların çoğunun kalbi kırık. Ve öyleki vücuda yayıylan yen zehirleyecek nitelikte. Bunca acıyı sırtlayan bu bedenlerin ömür vadesi kısalmaya devam ediyor. Vadenin dolmasına doğru giden ömrün, zamanın geriye gelmeyeceği aşikar. Ama bunca acı, zulüm, sömürü ve batıl düzen yanına kar kalıyor dünyanın. Yalan dünya diye boşa demiyoruz ama biliyoruz ki bu kötülüklerle beraber oda yok olacak. He iyilikler mi ? Eğer layığı ile yaptıysak yanımıza kar kalacak. Ama meselemiz kırılan kalpler. Kırılan her şey acı verir. Ya batar ya keser ya da ne bileyim işte. Sonuçta kötülüğün sonucunda olan bir durum değil mi ? Hani biraz genelleyici oldum gibi ama bu da benim tarzım galiba. Birey yönü ile de kalp her noktada kırılabilir. Narindir. Dikkat etmeli. Çok noktalarla kesiyorum cümleleri. Eğer uzatırsam istemeden olsa kalp kırabilirim belki. Aman olmaz olsun o yüzden. Kalp sadece kan pompalanan bir organ değildir bu yüzden. Kalp kırıklıkları, her bir parçası birleştirmesi çok zor olandan. O yüzden 2 düşünüp bir söylemeli veya 2 düşünüp bir yapmalı. Nabza göre şerbet verme meselesi bu durumda pek tutacak bir strateji değil. Doğru olan ne ise, o anda yapılması gereken şey en güzeli ise o yapılmalıdır. Köprüden geçene kadar olmamalı ilişkiler hep bir menfaat gizlememeli içinde. İşte bunlar hep derin kalp kırıklığına vesile olacak şeyler bilinmelidir ki derin yaralar da geç kapanır. O kadar çok kalp kırılmasına vesile olan durum varki saymakla bitmez ama insanın kendi kabesi olan kalbi yıkmamak gerek buda bir gerçek. Reelpolitik olmaya gerek yok, sevelim ve sevilelim gerisi gelecektir. Bizede müsade....
9 Ocak 2018 Salı
Doğru Yaşamak
Hayat acısı, tatlısı, gerçekleri ile gözler önünde ve an ve an yaşanıyor. Gecesi, gündüzü peşi sıra. Kapılmamak elde değil ama güzel olanı tadında bırakabilmek. Yani işin açıkcası nefis taşıyoruz fazla köreltip nirvanaya ulaşıcam derken bünyeye zarar vermeyelim. Bunu içinde başta birey olarak ve ardından toplum olarak aşmamız gereken duvarlar var. Birey bazlı ilerliyecek olursak kişi kesinlikle salt gerçekçilik putunu yıkmalı. Çünkü bu hayatta mucizelerede yer var. Yani doğru bile olsa zor olduğu için tercih edilmeyen olmasına ihtimal dahi verilmeyen şeyler doğru olduğu için tercih edilmeli. Çünkü doğru olan bir şey batıl olmadığı müddetçe (asılda batıldan tarafta bunu anlayabilse) herkesin faydasına olan bir durumdur. Birey bazlı yıkılan salt gerçeklik tabusu toplumada sirayet eder fazla gerçeklik iyi değil çünkü manevi olan şeylerde hali hazırda hayatta yer edinmiş durumda. Temelde bireyden yıkılan bu tabu toplumuda yönlendireceği kanatimdeyim. Aksi takdirde alacağımız ve aldığımız kararların ne kadar sığ ve dünyevi yaşayış üzerine olduğunu anlayacağız. Bu yüzden terazinin iki kefesi var biri dünya diğeri ahiret. Ve bu yüzden ölçülülük önemli ister birey bazlı karalarda, ister toplumsal bazlı kararlarda, ister siyasette,ister eğitimde bu çok önemli bir tutumdur. Bakın göreceksiniz ölçülü oluşunuzla dengeleri yeniden sağlayacak ve dünya ile ahiret arasındaki kefede ölçüyü tutturacaksınız. Dünyadan ölçülü olan bu kefe ahirette ahireti kurtaracak tarafa eğilimli olacak ne kadar eğilimli olacağıda sizin ne kadar itidalli ve ölçülü olmanıza bağlı. Evet gerçekler var ama bu bizi yıldıramaz çünkü doğru olan hayal bile olsa hiç gerçekleşmemiş dahi olsa yapılmalı yapılmalı ki bu denge kurulabilsin. Yıkılmaya meyilli olmak kaybetmektir. Ne mutlu dengeyi kurabilene. Her alanda itidal her alanda ölçülülük tek şiarımız olsun. Canımız sağolsun.