29 Kasım 2021 Pazartesi

Nereye Bu Gidiş ?

 Hayat, bazen su misali, bazen sert esen rüzgar ile savrulan yapraklar, değişen ve her değişimin ardından yenileşen bir döngü gibidir. İnsanların eskiyi yad etmeleride artık git gide de farklılaşıyor. Anılarda saklı olan güzellikler artık yerini ekonomik tartışmalara bırakmış 1 ay öncesini tartışır olmuşuz. Öyleki bu tartışmalarda tarafların radikal ve polyana gibi takılmalarıda itidalin olmadığının en büyük göstergesi olsa gerek. Böylesine her şeyde uç görüşlerde olan toplumumuzun ciddi manada hem sosyolojik hem psikolojik olarak bir takım problemleri ile karşı karşı olduğunu söylemekten kendimi alı koymayacağım. Bunlar ile birlikte elbette çeşitli medyatik algılarla hem radikal tarafa hemde polyana tarafına çekilmelerde mevcuttur. Bunu ile birlikte taraf olmayıp ortalığı alevlendiren bir çok faktörde vardır. Bu mesele daha derinlemesine olması münasebeti ile şimdi değinilecek bir durumda değil. Temel manada ele alınacak durum itidalin ve çözüm odaklı bakma durumunu ortadan kalkmasıdır. Tepki bir çözüm müdür ? Tek başına bir çözüm değildir, sadece çözüme giden yolda ufak bir adımdır. Peki Tepkiyi aşırılaştırmak çözüm müdür ? Elbette değildir, aksine zarardır. Peki olanları sürekli iyi yormak bir çözüm müdür ? Elbette değildir, ortada yanlış varsa ve. üstünü örtülüyorsa buda zarardır. Yani böylesine kutuplaşmanın evveliyetide vardı ve hala var hala devam etmekte, itidal ve çözüm ise bir kenarda keşfedilmeyi beklemektedir. Aslolan milli, yerli ve üreten bir toplum ekonomiye sahip olmaktır. Dışa bağlımlılık her zaman daha kötü sonuçları beraberinde getirecektir. İsraf yatırımlar çare değildir aksine çıkmaz sokakların çıktığı yollardır. Acizane bu ufak bir çözüm alevlenmesi olabilir. Tencereye kaşık vurup gezmek, bizi kıskanıyorlar naraları ile dolaşmak göz boyamaktır. Nereye bu gidiş sorusu bu noktada önemlidir ? İçi boş olmayan hali ve çözümün önemli bir başlangıcı olacaktır. O halde çözüme giden yolda iyi sorular ve niyetimizin çözüm odaklı olmasıdır. Niyet hayr akıbet hayr.

15 Kasım 2021 Pazartesi

Zor Çağ Zalim Zaman


Gün geçmiyor ki, içimizi burkan, kasvete boğan bir birinden beter kötü olaylar serüvenleri ile göğüs göğüse çarpışmayalım. Gün geçmiyor ki, insanımızın umut ve ümitleri bir bir yıkılıp yerle bir olmasın. Ve gün geçmiyor ki geçmişi aramayalım. Öyle bir çağ ve öyle bir zaman ki bereketsizlik buram buram her birimizin üzerine sinmiş ve hiç çıkmayacak bir koku, bir leke gibi yapışmış kalmış. Kara kara düşünmekten zihinlerin karardığı, ve nice kötü betimlemelerin hepsi bu zaman ve çağa birebir ait olduğuna şahitlik ediyoruz. Ve en kötüsüde az yada çok bu durumdan da bizler mesulüz.

Sosyal medyalarda düşen onca haber ve videolarla anlık sarsılmalar yaşarken hiç farkında olmadığımız benlik yetimizi ve tepki fiiliyatımızı kaybediyoruz. Duyarsızlaşmak çok ama çok kötü bir davranıştır. Ve en kötüsü bu davranış her birimizde baş göstermeye başladı. Bir parmağımız ile bir tuşa basarak nice böyle olayları hızlıca geçiyor ve unutuyoruz böylesine olaylarında çoğalması bunun sebeplerinden doğmasından kaynaklı. Şimdi nice olayları peş peşe sıralayabilirim lakin bundan ziyade buralara gelirken neler neler olduğunu iyi etüt etmemiz gerekiyor. Yoksa olayların arasında kaybolmakta çözüm değil. Çağ ve zaman iki önemli unsur, benliğimize yönelik saldırıların çağ ve zamana uyguluğu ve buna hızlıca uyum sağlamamız sonuç olarak her şeyi pekiştirmekte. Hal böyle olunca nice nice güzellikler kaybolup gitmekte. Böylesine umutsuz ve kötü bir yazı yazmak istemezdim ve belkide ekleyemediğim nice sosyo-ekonomik olaylarda cabası. Yitik dünyamızın mahiyeti ellerimizden kayıp giderken ilk olarak başlayıp ve ellerimizden kayarken tutucağımız noktanın bu dünyanın atalardan miras değil, torunlarımızın emaneti olduğunu tüm benliğimiz ile idrak edip buna uygun davranmaktır. Yoksa her horluğun her kötülüğün zaman ve çağı zor olmasına katkı sağlaması içten değildir. Mesele bu kadar açık ve nettir. Gerisi tamamı ile bizdedir.