Bir heyecanla girilen yaz tatilinin
mutlak sonuna erişmenin vermiş olduğu bir takım tarif edilmez duyguları
içerisindesiniz ve mutlak gerçek ben de içerisindeyim. Siz ne alaka
diyeceksiniz, duyuyorum sizi. Hala bazı şeylerin etkisinden kurtulamamış
olmamdandır. Hala kaybetmediğim ama herkesten sakladığım yanlarım var, tıpkı
herkesin kendine has özellikleri gibi.
Bir deniz havasıdır, bir tatil
esintisidir geldi geçiyor. Tabi emekçi ve çalışıp ekmeğini taştan çıkaran
kardeşlerimizi de unutmamak lazım gelir. Bu esintilerle, havalarla geçen hayatımızın
gelenekselleşen ve yaklaşık 3 aylık bu periyoduna tekabül eden genelde yaz tatili diye tabir edilen dönemin
sonuna geldik. Kah eğlendik, kah üzüldük, kah sevindik. Ve o mutlak gün hiç
gelmesin istedik. Evet, bildiniz ve içinizden ilk onu geçirdiniz. O ilk
pazartesi, her şeyin başlayacağı o an yaklaşıyor. Ya o ilk haftadan bir şey
olmaz hikayelerine kesinlikle inanmayın sakın. Çünkü bir şey başladı mı ardı
arkası kesilmez. Hem kendimizi hem de başkalarını avutup, kandırmaya da
hakkımız yok. Pazartesiler bir kabulleniştir. O gün bittikten sonra haftaya
alışılır sonra günler birbirini kovalarlar. Sendrom olarak da bilinir. Çoğu
kimse bunu böyle kabul eder ve içselleştirir. Hal böyle olunca 3 aylık bir
aradan sonra da bu kabullenişin daha baskın şekilde vücuda nüfus edeceği
ihtimalleri ne yazık ki yüksektir. Aslında her şeyin başı içimizdedir. Herhangi
bir olayda veya durumda insan her şeyi kendi kendine aşıp, kendi içinde
halledebilmelidir. Ama maalesef çağın bize sunduklarına kendimizi kaptırmakla
çoğu bize ait olmayan şeyleri aslında bir bir içimize işlemişiz. Ve bundan
dolayıdır ki içimizde aşılmaz duvarlar, içimizi kemiren şeyler mevcut.
Pazartesi sendromu nedir kardeşim ? Pazartesinin bereketidir o. Sendrom olsa
duramazsın. Zaten durduğun kabahat. Durmak çözümse eğer herkes dursun. Diyelim
ki kesin çözüm durmak, bu zamana kadar her şey kendiliğinden olurdu ama olmadı.
Bir dalgadır aldı başını gidiyor, bu kadar basit olmamalı bazı şeyler. Birde
şunu anlamıyorum, nitelikli zaman derdinde olan kimselerin, bu olguyu
ağızlarından düşürmemesi enteresan değil mi ? Çağın çıkmazları aslında burda
başlıyor. “Pazartesi Sendromu” denen mesele aslında çoğu olumsuzlukların başlangıcı. Zaten Pazartesi
günü haftanın başlangıcı. Neye niyet neye kısmet öyle değil mi ? Önümüze
çıkarılan ve aşmamızın beklendiği onca şey. Bazen takılıp kaldığımız, bazen
oturup düşündüğümüz, bazen baka kaldığımız şeylerinde temelinde bunun yattığını
bazılarına da vesile olduğunu öğrenmek. Mesele çözüm üretebilmekten geçiyor.
Yoksa her zorlukta kolayca yılan, sendromlardan sendromlar beğenen birileri
oluruz. Deveye hendekte atlatmıyoruz sadece bazı şeyleri kabul etmemiz
gerekiyor. O yüzden, zaman kıymetlidir. Zaman kadar günlerimizde kıymetlidir.
Onları kıymetsizleştirmenin hiçbir faydası olmayacak aksine zararı olacaktır.
Sonra bu gidiş nereye naraları sarmasın etrafımızı. Bir kabulleniş harekatı
sarsın bedenimizi.
Farklı yaşayışlar, farklı
pazartesiler… Salaş bir tarz ile öyle de geçiyor hayat böyle de geçiyor zaman
demek de, sendromlardan sendromlar beğenmekte, bahaneler üretmekte çare değil.
3 aylık bir tatil periyodunu arkamızda bıraktık. Ve yine bir pazartesi ile
başlangıcımızı yapacağız. Zamanın değerini, günlerin kıymetini geçtikten sonra
anlamaktansa, o anları ve o günleri kıymetli kılmak için elimizden gelenin en
güzel olanını yapmaya çalışalım derim. Böylelikle ne sendrom kalır, ne boş
vermişlik. Nitelik kuşanılıp bereket gelir. Hayat bayram olur belki kim bilir, her
gün belkide.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder