13 Eylül 2018 Perşembe

NEYE NİYET NEYE KISMET


Bir heyecanla girilen yaz tatilinin mutlak sonuna erişmenin vermiş olduğu bir takım tarif edilmez duyguları içerisindesiniz ve mutlak gerçek ben de içerisindeyim. Siz ne alaka diyeceksiniz, duyuyorum sizi. Hala bazı şeylerin etkisinden kurtulamamış olmamdandır. Hala kaybetmediğim ama herkesten sakladığım yanlarım var, tıpkı herkesin kendine has özellikleri gibi.
Bir deniz havasıdır, bir tatil esintisidir geldi geçiyor. Tabi emekçi ve çalışıp ekmeğini taştan çıkaran kardeşlerimizi de unutmamak lazım gelir. Bu esintilerle, havalarla geçen hayatımızın gelenekselleşen ve yaklaşık 3 aylık bu periyoduna tekabül eden  genelde yaz tatili diye tabir edilen dönemin sonuna geldik. Kah eğlendik, kah üzüldük, kah sevindik. Ve o mutlak gün hiç gelmesin istedik. Evet, bildiniz ve içinizden ilk onu geçirdiniz. O ilk pazartesi, her şeyin başlayacağı o an yaklaşıyor. Ya o ilk haftadan bir şey olmaz hikayelerine kesinlikle inanmayın sakın. Çünkü bir şey başladı mı ardı arkası kesilmez. Hem kendimizi hem de başkalarını avutup, kandırmaya da hakkımız yok. Pazartesiler bir kabulleniştir. O gün bittikten sonra haftaya alışılır sonra günler birbirini kovalarlar. Sendrom olarak da bilinir. Çoğu kimse bunu böyle kabul eder ve içselleştirir. Hal böyle olunca 3 aylık bir aradan sonra da bu kabullenişin daha baskın şekilde vücuda nüfus edeceği ihtimalleri ne yazık ki yüksektir. Aslında her şeyin başı içimizdedir. Herhangi bir olayda veya durumda insan her şeyi kendi kendine aşıp, kendi içinde halledebilmelidir. Ama maalesef çağın bize sunduklarına kendimizi kaptırmakla çoğu bize ait olmayan şeyleri aslında bir bir içimize işlemişiz. Ve bundan dolayıdır ki içimizde aşılmaz duvarlar, içimizi kemiren şeyler mevcut. Pazartesi sendromu nedir kardeşim ? Pazartesinin bereketidir o. Sendrom olsa duramazsın. Zaten durduğun kabahat. Durmak çözümse eğer herkes dursun. Diyelim ki kesin çözüm durmak, bu zamana kadar her şey kendiliğinden olurdu ama olmadı. Bir dalgadır aldı başını gidiyor, bu kadar basit olmamalı bazı şeyler. Birde şunu anlamıyorum, nitelikli zaman derdinde olan kimselerin, bu olguyu ağızlarından düşürmemesi enteresan değil mi ? Çağın çıkmazları aslında burda başlıyor. “Pazartesi Sendromu” denen mesele aslında çoğu  olumsuzlukların başlangıcı. Zaten Pazartesi günü haftanın başlangıcı. Neye niyet neye kısmet öyle değil mi ? Önümüze çıkarılan ve aşmamızın beklendiği onca şey. Bazen takılıp kaldığımız, bazen oturup düşündüğümüz, bazen baka kaldığımız şeylerinde temelinde bunun yattığını bazılarına da vesile olduğunu öğrenmek. Mesele çözüm üretebilmekten geçiyor. Yoksa her zorlukta kolayca yılan, sendromlardan sendromlar beğenen birileri oluruz. Deveye hendekte atlatmıyoruz sadece bazı şeyleri kabul etmemiz gerekiyor. O yüzden, zaman kıymetlidir. Zaman kadar günlerimizde kıymetlidir. Onları kıymetsizleştirmenin hiçbir faydası olmayacak aksine zararı olacaktır. Sonra bu gidiş nereye naraları sarmasın etrafımızı. Bir kabulleniş harekatı sarsın bedenimizi.
Farklı yaşayışlar, farklı pazartesiler… Salaş bir tarz ile öyle de geçiyor hayat böyle de geçiyor zaman demek de, sendromlardan sendromlar beğenmekte, bahaneler üretmekte çare değil. 3 aylık bir tatil periyodunu arkamızda bıraktık. Ve yine bir pazartesi ile başlangıcımızı yapacağız. Zamanın değerini, günlerin kıymetini geçtikten sonra anlamaktansa, o anları ve o günleri kıymetli kılmak için elimizden gelenin en güzel olanını yapmaya çalışalım derim. Böylelikle ne sendrom kalır, ne boş vermişlik. Nitelik kuşanılıp bereket gelir. Hayat bayram olur belki kim bilir, her gün belkide.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder