Güzel olamayan bir günün akşamında yanlış yapılan işlerin muhakemesini yapıyordum. Hayat gerçekten zor. Hayatın tam dönüm noktası olan yere gelince insan gerçekten anlıyormuş. Her şey maddiyat olmasada çorbayı kaynatacak kadar da bir kazanç için çaba verilmesi gerekiyormuş. Hayatın dalaveresi, acısı, mutluluğu ile yoğrulurken geçen zamanda tam manası ile pek bir farkına varmamışız. Gidecek yerimiz ebediyet olsada ezeli olan şu mekanda bu denli meşguliyetlerle yoğrulmak garip. Hayatın kendisi zaten garip. Bizi yine fani olan şeylere iterek günlerimizin geçirmesiden belli değil mi zaten ? Hakikaten bazen iki ciddi esasa sarılmaktansa garantici olup birine sarıldığımız zamanlar oluyor. Dünya mı ? Ahiret mi ? Birbirine bağlı iki önemli mekan. Biri ezeli biri ebedi olsada ikiside insanlık açısından ayrı bir yere sahip. Bir taraftan ahiretimi garantiye alıcam diye daha farklı şeyler ile meşgul olanlar, diğer taraftan bir daha mı gelicez dünyaya deyip har vurup harman savuranlar. Hal böyle iken İslamiyetin hep ölçülü olduğunu daha iyi anlayabiliyoruz. Çünkü İslamiyet tek taraflı kazanmak değildir. Hiç ölmeyecekmiş gibi çalışıp, yarın ölecekmiş gibi ibadet et bir felsefedir hemde temel hayat felsefesidir. Ne olursa olsun nitelikli ve güzel şeyler yapabilmektir asıl olan. Terazi bazen şaşabiliyor. İnsanız elbet buna da imtihan deniyor. Zaman akıyor vakit daralıyor. Az zamanda nitelikli işçilik ile ince eliyip sık dokuyarak ilerlemek mecburiyetindeyiz. Bu hem maddi ve manevi alanda da bizim düsturumuz olmalı. Böyle bir durumda tercih hakkım olsa ben bunu seçmeye gayret ederdim. Esas olan ölçülü olmaktır ve bunun için gayret edebilmektir. Gayret bizdendir ve hep bizden olacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder