İçinde bulunduğumuz zaman
herkesçe çeşitli adlandırmalara maruz kalmaktadır. Bu adlandırmalarda teknolojinin
daha çok ön plana çıktığını değerlerimizin, yaşayış tarzımızın değişti bir
dönemin içinden geçmeye devam ediyoruz. Zamana kuş bakışı ile bakacak olursak
bunu etkileyen birden fazla faktörler olduğunu göreceğiz. Fakat çağın iki temel dinamiği olan teknoloji
ve konformizmin daha ön plana çıktığını ve bu değişim rüzgârlarına katkı
sağladığını görebiliriz. Bu değişim rüzgârlarının kıskacında kalan ve bir
toplumun mayası niteliğinde olan ahlak olgumuz bu yaşam tarzının
değişiklerinden en çok etkilenen değerlerimizdendir.
Ahlak tanım olarak hem bireysel
hem toplumsal açıdan tanımlanmaktadır. Toplumsal açıdan toplum içinde kişilerin
uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kurallarıdır. Bireysel açıdan bireyin
kendine has davranış ve huyları olarak da nitelendirilmektedir. Yani tam manası
ile ahlak, toplumu toplum yapan bireylerin gerek bir aradayken gerek yalnızken
göstermesi gerektikleri davranışların toplum kurallarına uygun olmasıdır. Ahlak,
dinimiz açısından da temel bir terim olmakla birlikte önemli bir yere de
sahiptir. Yapmış veya yapacak olduğumuz
davranışlarımızın Rabbimizin emir ve yasaklarına uygun olup olmaması ahlakın
dinimizin içine dâhil olan kısmıdır. Birey ve toplum nezdinde dinimiz
yaşantımızı etkilediği için belli
amaçlar ile hem bizi hem de evrensel olması hasebi ile bütün insanlığı
kapsamaktadır. Evrenselliği nedeni ile dinimizde mutlak iyiyi amaçlarken,
kısıtlama yapmadan bütün insanları kapsayarak ortak bütün insanlığa yönelik
ahlak kurulları ile bütünleşmektedir. Bütünleşmesindeki en büyük etken yaratılış
bakımından fıtrat ile bağının olmasıdır. Bu yüzden ahlak kavramına nerden
bakarsak bakalım dinimize hem fıtrat hem de yaşayış olarak dahil olmuş oluyor. Fıtrat
daha kapsamlı ele alacak olursak daha çok bireye indirgeyerek huy ekseninde
inceleyebiliriz. Yüce Allah (cc) Kuran’da; Elbette
nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur (Şems 9) buyurmaktadır. Bir birey
olarak, nefis fıtrat gereği bütün insanlarda vardır. Bu yüzden onu bastırmak
sureti ile temiz tutmak elbette ki bir kurtuluş vesilesi olacaktır. Aksi
halinde nefsin kötü emellerine alet olacak olursak bu huy haline gelecektir. Yine
Yüce Allah (cc) Kuran’da; Bu, Allah'ın
bir kavme verdiği nimeti, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmemesinden
dolayıdır. Gerçekten de Allah hakkiyle işiten, her şeyi bilendir (Enfal 53)
buyuruyor. Toplumsal açıdan bir topluluk kendini değiştirmez ise çeşitli merhaleler
atlatacağına işaret edilmektedir. Toplumun ahlaken yaşamış olduğu sorunlar ile
haşr olacağı ve güzel olanlardan mahrum kalacağı dinimizin bir kıstasıdır ve bu
ayet ile açıkça bu durum vurgulanmıştır. Bizlerde bu kıstaslar neticesinde
hayatımıza çeki düzen verme mecburiyetindeyiz.
Ahlak, bireyler ile topluma
yansıyan bir ayna gibidir. Yapı gereği ahlak, toplumun temellerini oluşturan
tabiri caizse ruh köküne inen bir mefhumdur. Bu temellerin öncüsü olan peygamberimiz
ışığında bizler de hareket ederek güzel ahlakı yaymalıyız. Güzel ahlakın
yeryüzündeki temsilcisi sevgili peygamberimiz (sav); Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim (Muvatta,
Hüsnü’l-Hulk, 8; Ahmed b. Hanbel, 2/381) buyurmaktadır. Birey olarak bütün
insanların örnek alacağı bir rehber mahiyetinde olan peygamberimiz yeryüzüne
gönderilme sebebini bu hadisi ile özetlemektedir. Yine sevgili peygamberimiz
(sav); İman bakımından müminlerin en
mükemmeli, ahlâkça en güzel olanlar ve ailesine en güzel davrananlardır (Tirmizi)
buyurmaktadır. Ahlak kişide başlayıp, dinimize göre ise iman bakımından en
mükemmellik makamı ahlaken güzel olanlara ait olduğu bu hadisi şerif ile
vurgulamaktadır. Toplumca zor günler geçirdiğimizi şu günlerde bunun tek nedeninin
ahlaksal olarak çöküntü yaşadığımızdan kaynaklandığını fark etmemiz uzun bir
zaman almayacaktır. Yitirilen zamanımızın, hayatımızın en verimli çağı olan
gençliğimizin nerelerde eriyip bittiğine bir göz atmanın vakti geldi de
geçiyor. Bunca olan bitenin arasında hem Müslümanlığımıza yakışır hem de bütün
insanlığın bu durumdan kurtulmasına vesile olabilmek adına bir işaret fişeği
vazifesini kendimize addetmeliyiz. Kuran ve sünnet düsturunda önce bireysel
olarak kendimizin güzel ahlak ile ahlaklanması ardından bir tebliğ vazifesi
olarak toplumun imar ve inşası adına insanlara güzel ahlakı tavsiye etmeli ve
hakkı söylemeliyiz. Güzel ahlaka erişmenin tek kurtuluş olacağı günümüzde onsuz
devam edersek nelerden mahrum kalacağımızı ve neleri daha kaybedeceğimizi
seyretmek bir çare niteliği taşımamaktadır. Tek çare kuran ve sünnettir. Aksi
halde çabalar sonuçsuz kalacak ve hüsran olan son gerçekleşecektir. Herkesin
hüsranı kendinedir. Ama kurtuluş reçetesi beraber olmaktır. Bir peygamber
emaneti olan güzel ahlakı yaymak için gelin beraber olalım sınıflardan yeni bir
dünya ideali, adil bir dünya ideali ile herkesi sarıp sarmalayalım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder