4 Şubat 2019 Pazartesi

KEŞF-İ AMAÇ


Bir hayattır almış başını gidiyor. Geçmişi herkese göre değişken, geleceği ise pek belli olmayan, puslu, ucu bucağı görünmeyecek bir vaziyette. Zaman hiç durmayarak geçip giderken, vadesini dolduranların buralardan göçtüğü, bir söğüt gölgesinde soluklananların olduğu, telaşeye kapılıp oradan buraya koşturanların ama en önemlisi de hayırda yarışanların olduğu bir alemdeyiz. Buda tebessüm sebebimiz oluyor ve yaşadığımız evreni daha anlamlı kılıyor.
Nasıl yaşarsak öyle ölürüz, ne ekersek onu biçeriz. Böylelikle hayatımızın da bir tercih meselesi olduğunu belirtmek isterim. Öyle ki dünyalık kaygılar ile hayatı boyunca hareket eden bir kimsenin sonu pek parlak değildir. Sonu sadece sade bir ölümdür. Sade bir ölümü de kimse istemez. Bir ömrün sonu amaçsız, bir hiç uğruna heba olması ölüm kadar ağırdır. Yaşanılan bu hayatın elbette bir gayesi olmalı, gayesiz hiçbir şey olamaz, hatta ve hatta varlığı tartışılır. Bunca nimetlerin, yaşanmışlıkların, yaşanacakların bir karşılığı olması kaçınılmazdır. Bununla birlikte bir de amaçsızlığı amaç edinenlere sesleniyorum, son zamanlarda moda halini aldı, böyle gelir geçer rüzgarlara da kapılmamak gerekir. Bu yüzden amacın hak olması bu noktada elzemdir. Hak olan amaç gerek amaçsızlığı ve gerek beyhude amaçları def etmeye yetti ve bundan sonrası içinde yetecektir. Bir diğer önemli husus ise amaçlarımız için çabalarken bir zemin kayması ile araçları amaç haline getirmek ve onlara sarılarak mesafe kat etmeye çalışmaktır. Bu anlık kayma her şeyi yıkacak ve amaca giden yolda zayiat vermemize neden olacaktır. Bunun için sadece ve sadece araçları vazifeleri gereği kullanmak önemli bir anlam taşımaktadır. Şöyle ki dün İslam’ın son peygamberi, rahmet elçisi peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sav) vefatı ile birer ferdi olduğumuz dinimizin emir ve yasakları ortadan kalkmadı ve bitmedi ise, bugün peygamberimizin emanetini sırtına yük edinip bu uğurda, bunun gayretini vererek canını teslim edenlerle de bitmeyecektir ve geçerliliğini yitirmeyecektir. Kimilerine göre önce kendini kurtar sonra başkalarını kurtarırsın ile başlayan bu safsatanın sonu çıkmaz sokaktır. Kimilerine göre delilik olan bu yol, bu hayat için adil görülmemekte, vur patlasın çal oynasın havalarının, başımızdaki kavak yellerinin hiç eksiksiz olması lazımdır. Hali ile bu yönünden dolayı her bir insan için bu durum bir tercih meselesi haline gelmiştir. Ama asıl gaye yani amacımız apaçık bir şekilde gözler önündedir.
Bilirim ki aylardan da şubattır. Nice bu uğurdan canını teslim eden öncülerin şehadete koştukları aydır. Hak olanı hakkettiği yere taşımanın, bütün insanlığın saadet ve selameti için çalışmanın akıbeti de dünya için şehadet ile nihayete ermesidir. Şehadet bir çağrıdır, bütün insanlığa. Gür bir sedadır anlayana. Amaçlarımızı, araçlarımızı yaşadığımız yaşantımızın paralelinde götürmeliyiz işte bu yüzden. Başta bir insan olarak ve bir Müslüman olarak bütün insanların saadet ve selameti için gayret göstermeliyiz. Bu temeli ile zaten bir fıtrat gereğidir. Bir insan Müslüman olsun veya olmasın herkesin ortak faydasına uyacak şeyleri yapmak yükümlülüğümüzdür. Elbette Müslüman kimliği ile bu amaç daha izzetli bir hal alacaktır lakin her iki şekilde de yolların kesiştiğini de görmek gerekir. Bunca gözlem neticesinde iyi insan olabilmek adına rol model aldığımız Necmettin Erbakan, Aliya İzzetbegoviç’i ve nicelerini iyi bir şekilde tahlil etmiş olarak İslam’ı amaç edinip kuran ve sünneti düstur sayarak nice bu uğurda cefa çekenlerin ışığında hayatımızı sürdürmemiz gerekmektedir. Hayatın manası şüphesiz vardır lakin manayı vereni keşfedebildiğimiz zaman. Manayı verenin yardımı ile kimi zaman okulda, sokakta, evde, aklınıza gelebilecek her yerde hak ve hakiki olan amaç kalkanınız ve kalkanımız, rehberiniz ve rehberimiz olsun onun vesilesi ile doğru yerlere doğru şekilde ulaşabilelim. Maksadımız hatta ve hatta her şeyimiz bunun üzerine olsun. O halde niyet hayır, niyet ettiğimiz amaç hayır ve sonucunda akıbet hayır. Bu sonuçlar neticesinde 3 hayır ile sizleri uğurluyoruz…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder