Gün geçmiyor ki, içimizi burkan, kasvete boğan bir birinden beter kötü olaylar serüvenleri ile göğüs göğüse çarpışmayalım. Gün geçmiyor ki, insanımızın umut ve ümitleri bir bir yıkılıp yerle bir olmasın. Ve gün geçmiyor ki geçmişi aramayalım. Öyle bir çağ ve öyle bir zaman ki bereketsizlik buram buram her birimizin üzerine sinmiş ve hiç çıkmayacak bir koku, bir leke gibi yapışmış kalmış. Kara kara düşünmekten zihinlerin karardığı, ve nice kötü betimlemelerin hepsi bu zaman ve çağa birebir ait olduğuna şahitlik ediyoruz. Ve en kötüsüde az yada çok bu durumdan da bizler mesulüz.
Sosyal medyalarda düşen onca haber ve videolarla anlık sarsılmalar yaşarken hiç farkında olmadığımız benlik yetimizi ve tepki fiiliyatımızı kaybediyoruz. Duyarsızlaşmak çok ama çok kötü bir davranıştır. Ve en kötüsü bu davranış her birimizde baş göstermeye başladı. Bir parmağımız ile bir tuşa basarak nice böyle olayları hızlıca geçiyor ve unutuyoruz böylesine olaylarında çoğalması bunun sebeplerinden doğmasından kaynaklı. Şimdi nice olayları peş peşe sıralayabilirim lakin bundan ziyade buralara gelirken neler neler olduğunu iyi etüt etmemiz gerekiyor. Yoksa olayların arasında kaybolmakta çözüm değil. Çağ ve zaman iki önemli unsur, benliğimize yönelik saldırıların çağ ve zamana uyguluğu ve buna hızlıca uyum sağlamamız sonuç olarak her şeyi pekiştirmekte. Hal böyle olunca nice nice güzellikler kaybolup gitmekte. Böylesine umutsuz ve kötü bir yazı yazmak istemezdim ve belkide ekleyemediğim nice sosyo-ekonomik olaylarda cabası. Yitik dünyamızın mahiyeti ellerimizden kayıp giderken ilk olarak başlayıp ve ellerimizden kayarken tutucağımız noktanın bu dünyanın atalardan miras değil, torunlarımızın emaneti olduğunu tüm benliğimiz ile idrak edip buna uygun davranmaktır. Yoksa her horluğun her kötülüğün zaman ve çağı zor olmasına katkı sağlaması içten değildir. Mesele bu kadar açık ve nettir. Gerisi tamamı ile bizdedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder