Her şeyin telafisi olur da,ya kaybedilen zamanın olur mu? Başta üzülüyorsun ama alışınca geçiyor diyorlar. Evet geçiyor,zaman ve mekan kavramları bizden bir şeyler koparırken yokluğada alıştırır oldu. Kaybımızın büyüklüğüne göre acımız. Sana git demeyeceğim,kal demekte gelmiyor içimden felsefesi bizim sonumuzu belirleyen cinsten. İçimiz hep hoşcakal ülkesi dizesi ile kendimizden sürekli bir şeyleri veda etmeye alışır hale gelmişiz. Gerçekten kaybediyoruz ama umrumuzda olan bir şey varsa gösterecek durumda bile değiliz. Kayıplar sarmış her yanımızı. Beterin beteri vardır ya hani bu olanlara alışmamızda bu hikayenin hazin sonu. Kaybetmek bir hayat tarzı olduğundan beri dünya tersine dönüyor aslında ama biz hala aynı yerlerde bağlanıp kalmışız. Batıyor yaşantımız ve seyirciyiz olanlara.Kaybediyoruz ama afilli kaybetme dizeleri ile normaleştirme cabalarındayız. Zamanın kıymetini galiba ölünce anlayacağız. Çünkü ölülerin sessizliği bunu tastikleyecek cinsten. Fakat bir tek öldükden sonra telafisi yok bunun. Zaman ne olursa olsun telafisi tam manası ile olmasada zaman ve mekanın mutlak hakimi bize hep bir imkan vermenin rahmetinde. Onun lütfu geniş ama bizi bu yoldan döndürecek olan seçimlerimiz. Aksi halde tövbe kapısı hep açık yeter ki yanlışlardan dönelim. Alışıla gelmiş kayıp dolu hayat mı ? Yoksa af kapısı mı ? Seçim bizim kaybedilen ve kaybetme ihtimali olan zamanda,kazandığımız ve kazanacağımız zamanda bizim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder